Web Sürümüne Geç

    F.Bahçe'yi şampiyon sayıyorum

    F.Bahçe'yi şampiyon sayıyorum
    22 Kasım 2013, Cuma Güncelleme: 00:24

    Yılmaz Şenol sordu, Gürcan Bilgiç yanıtladı...

    Şu anda Süper Lig'de Fenerbahçe, Galatasaray'ın 9 puan önünde. Sizce Fenerbahçe'nin şampiyon olabilmesi için yeterli bir fark mı bu?

    Şunu söyleyeyim: Kimse 11. haftada iki takım arasında bu kadar puan farkı olacağını düşünmüyordu. Yani Galatasaray iyi başlamadı sezona. Hatırlayacaksınız; Fatih hoca varken Beşiktaş derbisine çıktığında, mağlup olsaydı 9 puan fark olacaktı arada. Ve aynı şartlarda Roberto Mancini'yle beraber Fenerbahçe derbisine çıktılar; mağlup olsalar 9 puan fark olacaktı ve o puan farkı gerçekleşti. Galatasaray'ın önünde sadece Fenerbahçe de yok. Kasımpaşa var, Sivas var, Beşiktaş var. O nedenle lig hedefleri içinde şampiyonluk, bence artık Galatasaray'ın gerçekleştirilebilir bir pozisyonu değil. Ne olabilir? İkincilik hedef olabilir.

    Pahalı oyuncular tribüne

    Çünkü Fenerbahçe cezasından dolayı Avrupa'ya gidemeyeceği için lig ikincisi direkt olarak Şampiyonlar Ligi'ne katılacak. Normale baktığımız zaman bu doludizgin gidiş Fenerbahçe açısından sadece şampiyonluk sayısını Galatasaray'la eşitleyecek. Ama ligin bütününde geriye kalan 17 takımın esas mücadelesinde 'ikincilik' var. Çünkü Şampiyonlar Ligi önemli bir kulvar, para getiren bir kulvar. Sonuçta direkt katıldığınız zaman da o parayı kullanıp, çok daha garanti işler yapabiliyorsunuz. Lig ikinciliği diğer takımlar için çok net bir hedef olur. Ben Fenerbahçe'yi şampiyon sayıyorum. Çünkü oynadığı futbol, kadro yapısı, yarattığı sinerji, Ersun Yanal'ın takımla kurduğu bağlantı çok kırılacakmış gibi değil. Yani Kasımpaşa'yı da yendi, Sivasspor'u da yendi. Bu takımların birbirleriyle işte Galatasaray'ın, Beşiktaş'ın, aralarında maçları da olacak. Bundan sonra kulvarda elbette puan kayıpları, mağlubiyetler olacaktır ama ben puan farkının giderek daha da açılarak gideceğine inanıyorum Fenerbahçe lehine.

    Ersun Yanal'ın gittiği takımlara baktığımızda ilk yarıda fizik gücü çok yüksek bir takım izleriz. Bu, ikinci yarılarda düşer. F.Bahçe'de düşme olur mu?

    Olmaz. Ersun hocanın bundan önce çalıştırdığı takımların kadro genişliğine bakın; bir de Fenerbahçe'ye bakın. Manisa'da yaşadığı düşüş ya da Trabzonspor'da şampiyonluğa oynamasına rağmen yaşadığı kayıp, hep kulübenin sıkıntılarından oldu. Umut ve Gökhan Ünal, binlerce gol kaçırdılar neredeyse. Ersun Yanal'ın Trabzonspor'u, baktığınızda iyi futbol oynayan bir takımdı ama şampiyon olamadılar. Fakat bu kez o şansı çok vermiyor. Düşünün; Moussa Sow'u tribüne attı Ersun Yanal. 'Koşmuyorsun' dedi. Moussa Sow geldi, koşmaya başladı; farklılaşma oldu. Şimdi Emenike'yi tribüne atabilir. Ve iki futbolcu da bu takımın en pahalı oyuncuları. Keza, Meireles'i tribüne attı; Baroni'yi tercih etti. Baktığınız zaman maliyetlere; 10 milyon euro Meireles, 10 milyon euro Moussa Sow, 13 milyon euro Emenike. Yani 33 milyon euro bonservis maliyeti olan oyunculardan vazgeçme cesaretini gösterebiliyor. Bunun yanında, yerlerine giren oyuncular da iyi oynadılar. O oyuncuların kalitesi, onlara yakın olmasa ya da o performansı vermese, belki o kararı da çok rahatlıkla veremezdi.

    Eskiden 'enine' oynayan bir Fenerbahçe vardı. Şimdi Emre Belözoğlu, Alper Potuk gibi 'dikine' oynayan birkaç oyuncuyla biraz daha dikine oynanmaya başlandı ama acaba bu dikine oyun tarzı hızlanabilir mi?

    Zamanla ve oyuncu özellikleriyle olacak bir şey bu. Çünkü ön tarafta oynamak, devamlı orada pres yapmak, nabzı yüksek tutmak elbette güzel bir şey. Seyredenler de 1-1.5 dakikada bir, topu rakip ceza alanında görüyorlar. Keyif veren bir oyun. Ama aynı zamanda riskler de taşıyan bir oyun. Şimdi oyuncuların tarzına baktığımız zaman; mesela Aykut hocanın felsefesi kontroldü, 'top bende kalsın'dı. Ersun Yanal ise Fenerbahçe'de daha dikine, daha temaslı bir oyun istiyor. Sadece geçen sezon ve bu sezonu karşılaştırırken, Fenerbahçe'nin yaptığı faul sayılarına baktığımız zaman yüzde yüz farklı olduğunu göreceksiniz. Çok daha agresif oynayan, temaslı oynayan bir Fenerbahçe takımı var şimdi. Ama bence senin dediğinin ya da tahmin edilenlerin aksine, Ocak'tan sonra, yani Şubat ayıyla birlikte çok daha iyi oynayan, bu oyunu çok daha beceriyle yapabilen bir Fenerbahçe takımı olacaktır.

    14 sezondur Galatasaray, sürekli Saracoğlu'nda yeniliyor. Fenerbahçe ne yapıyor da kazanıyor? Çünkü farklı hocalarla bu galibiyetler elde edildi. Sadece Ersun Yanal'ın başarısı olarak bakmamak lazım. Fenerbahçe ne yapıyor da her seferinde Galatasaray'ı yenilmeden yolluyor oradan ya da G.Saray nasıl bir hata yapıyor?

    Ben bunu Fenerbahçe'nin çok içinden bir isme sordum. Dedi ki bana: "Pazar günü maç biter. Pazartesi sabahından itibaren, Samandıra'daki güvenlikçiden aşçıya herkes, Galatasaray maçını oynamaya başlar. Fenerbahçe'nin, Galatasaray maçı 1 hafta sürer. Öyle zamanlar olurdu ki geceleri uykumuzdan uyanırız; Kızılderililer saldırıyordur rüyamızda." Yani o kadar gergin, o kadar maçın içinde bir hafta. Fenerbahçe tarafının, Galatasaray maçını oynaması 1 hafta sürüyor. Bu, Galatasaray'da yok. Önemli etken bu. Bence çok iyi açıkladı oradaki arkadaşım.

    Yanal, 3. viteste oynattı

    İkincisi Saracoğlu'nda derbi oynamayı bilen bir taraftar var. Fenerbahçe taraftarı, büyük maçları oynamayı çok iyi biliyor. Hakemi baskı altına alıyor, rakibi baskı altına alıyor; sarı kart çıkmayacaksa sarı kart çıkarttırılıyor. Yani o ortamı çok iyi yaratan, büyük maçı oynamayı çok iyi bilen bir Fenerbahçe taraftarı var. Ve elbette bu süreç, oyuncuların yaşadıkları, Türk oyuncuların bu atmosferi kaldırma gücü gibi sebeplerle Galatasaray bunu bir türlü beceremedi. Fatih hocayla biraz ucuna geldi ama yine beceremedi. Mesela son maça, 2-0'lık derbiye bakalım: İlk defa 78. dakikada Galatasaray, kontrollü bir şekilde ceza alanına girdi. Hep ne diyorduk? 'Ersun hocanın takımları 3. viteste başlar; 4-5 diye gider.' Bu sefer 3. vitese çıkartmadı Ersun hoca takımı. Daha kontrollü, daha kompakt, daha rakibi bitiren; aynı Aykut Kocaman'ın takımı gibi oynattı. Bu da çok önemli bir şey bir teknik direktör için. O nedenle, örneğin ben maçtan sonra dedim ki: "Bu maçın kahramanı Ersun Yanal'dır." Yani işin taktiğine girmek, rakibin analizini yapmak, gözü karartmak, alacağı risklerin sınırını belirlemek; bunlar çok önemli şeyler. 'Akıl koymak' çok önemli bir şey. O yüzden, örneğin Alper ve Holmen çok genç, agresif ve öne koşu atan oyuncular. Ama bazen duvara çarpıp dönüyorsunuz. İşte 3 maçı, uzatma dakikalarında gelen gollerle kazanmalarının nedeni bu. Rakip sizi kapatıyor; Kasımpaşa öyle yaptı, Gençlerbirliği öyle yaptı, Erciyes öyle yaptı, keza ikinci yarı Bursa öyle yaptı. Geliyor, tosluyor defansa. Çok hücum eder gibi görünen ama çok üretken olmayan bir yapıdaydı forvet. Akıl koymak zorundaydı Yanal. O akıl kimdi? Emre, Salih, Baroni. Yani sadece topu ceza alanı içine ortalayıp oradaki bir hatayı beklemek yerine, farklı şeyler yapabilecek oyunculara da yöneldi Yanal. Emre ve Baroni seçimi de bu yüzdendi bence. Adam eksiltebilen, araya oynayabilen, ver-kaç yapabilen, topu alıp defansın arkasına atabilen, daha yaratıcı iki orta saha oyuncusuyla oynadı.

    Transfere ihtiyaç yok!

    Bütün bunlara rağmen her takımda olduğu gibi mutlaka Fenerbahçe'de de eksik bölgeler var. Sizce ara transferde, Fenerbahçe hangi bölgeye takviye yapmak zorunda? Fotomaç'taki yazınızda "Hiç kimse heveslenmesin. Transfer olmayacak hiçbir takımda" dediniz.

    Kimse, büyük transfer beklemesin. Kulüplerin çok büyük borçları var. SPK sıkıştırıyor; 'sermayenizi tamamlayın, şu kadar para yatırın, borçlarınız sermayenizin çok üzerine çıktı' diyor. O nedenle; sonuçta bunlar da bir şirket yapısına sahipse, en azından hapse girmemek için o yönetim, önce orayı toplamak zorunda. Çünkü çok sert cezaları var bunların. İşin başka bir tarafına baktığımız zaman, iyinin iyisi her zaman vardır. Dersiniz ki: "En iyi oyuncu kim?" Fenerbahçe'de Kuyt mesela benim gözümde. Kuyt'ın iyisi vardır ama şu konjonktür içinde Fenerbahçe'nin transfere ihtiyacı olduğunu düşünmüyorum. Yani yeni oyun düzeni içinde aksayan hiçbir bölge yok. Bu çıkıyor ortaya. Bence yok. Zaten önemli olan da mevcut kadronun performansını yükseltmek. Yani zaten bunlar yıldız oyuncular. Hepsi ülkelerinin milli takımında oynuyor. Bu oyuncuların performansını daha iyi yere getirerek, onları daha farklılaştırarak bir yere gelmek önemli. Kolay değil. Bunlar çok maliyetli takımlar. Yani 'onu gönder, bunu al' dediğin anda 15-20 milyon euro.

    Yargıtay onaylarsa...

    Aziz Yıldırım tekrar başkan olarak seçildi. Ancak Yargıtay onaylarsa, bir sıkıntı doğacak. Çünkü Aziz Yıldırım'ın devam etmesi mümkün olmayacak. O zaman F.Bahçe'de ne olur?

    Şubat'a kadar bir seçim bekliyoruz Fenerbahçe'de. Yargıtay'ın durumu da var; bunun yanında CAS gerekçeli kararı açıkladıktan sonra UEFA'nın kişiler hakkında vereceği cezalar da var. İnşallah bir şey olmaz ama sonuçta Aziz Yıldırım'ın 2015'i başkan olarak görmesi çok kolay gözükmüyor. Fenerbahçe'de seçimlerde biliyorsunuz, başkan ve yönetim ayrı ayrı seçilir. Başkanın bu görevden alınması ve gitmesi halinde, sadece başkanlık için seçim yapılabilir. Bu noktada ne olur? Yönetim kendi içinden bir isim çıkartır, onu başkan yapar ve aynen devam eder. Ya da yönetim de başkanla beraber istifa eder, yeniden bir seçim yapılır. Adaylar gelir listeleriyle birlikte ve yarışa girerler. Ama bir kaos bekliyor Fenerbahçe'yi.

    Böyle olmasını elbette istemeyiz ama diyelim ki oldu. O zaman sizce Fenerbahçe'de hangi sistem olur? Yani içeriden biri mi çıkar; yoksa dışarıdan adaylar mı gelir?

    Aziz Yıldırım'ın Fenerbahçe'yi yönetmeye devam etmesi adına, içeriden birini oraya getirteceğini düşünüyorum. Yani başkan farklı olabilir ama yine iplerin Aziz Yıldırım'ın elinde olacağına inanıyorum.
    Yükleniyor