Web Sürümüne Geç

    Maçı tek taraflı yönetti

    29 Kasım 2011, Salı Güncelleme: 15:31

    Fırat Aydınus yorumlarında Beşiktaşlıydı. Celustka'yı 'tak' diye oyundan attı. İtirazım yok. Ama elini cebine götürdüğü halde Hilbert'e kart gösteremedi

    İnter karşısında beğeni toplayan Trabzon, Beşiktaş karşısında da üstün gözüktü ama sonuca ulaşamadı. Savunma ağırlıklı bir kadro ile sahaya çıkan Beşiktaş, penaltı golüyle sonuca ulaştı.

    Carvalhal, Beşiktaş'a yakışan bir hoca değil. Bu bir kez daha ortaya çıktı. Üstelik de bu ligde play-off var. Gerisinin hiçbir önemi yok, fasulyeden bir lig; ilk 4'e girsen yetiyor. Sen, 'Trabzon'a deplasmana gidiyorum' diye sahaya dokuz savunma adamı ile çıkıyorsun!.. Almeida ve Quaresma'nın dışında geri kalan bütün oyuncular, ön libero, bek ya da stoper... Oyun kurucu vasfında dahi oyuncu yok. Kaleci ve ileride Almeida; ortadakilerin hepsi ya bek, ya stoper, ya da ön libero (Kazma dediğim)!.. Dokuz tane... Böyle bir şey olur mu? Nereye geldiğini zannediyor? Kasımpaşa'ya mı gelmiş, Çatladıkkapıspor'a mı gelmiş; Beşiktaş'a mı gelmiş? Birisi Carvalhal'e Beşiktaş'ın büyük takım olduğunu anlatsın. Trabzonspor mükemmel oynamadı. Trabzon'un mükemmel oynamadığını Şenol Güneş bir türlü fark edemedi. Kulübede iyi oyuncular vardı, maçın gidişatını etkileyebilecek müdahaleler yapabilirdi, ama değişikliklerde çok geç kaldı. Oyun içi talihsizlikleri de vardı.

    SARISI OLDUĞUNU HATIRLADI
    Bir de hakem perde arkasında Beşiktaşlıydı. Yorumlarında Beşiktaş'ın tarafında olduğunu hissettirdi. Kırmızı kart gösterip Celustka'yı 'tak' diye oyundan attı. Doğru hiç itirazım yok. Ama hemen arkasından, 5 dakika sonra; çok açık çok net olan Hilbert'in sarı kartını, elini cebine götürdüğü halde çıkaramadı. Çünkü Hilbert'in sarı kartı olduğunu hatırladı. Ev sahibi Trabzon'u 10 kişi bırakmaktan çekinmeyen bir hakem, hemen arkasından Beşiktaş'ı 10 kişi bırakmamak için elini götürmesine rağmen sarı kartını çıkarmıyorsa; o hakem 'Ben bu maçı tarafsız yönettim' diyemez.

    HAFİF BEŞİKTAŞ SEMPATİZANI

    Sevgili Ahmet Çakar, Sabah gazetesindeki yazısında, Fırat Aydınus'un'mükemmel bir maç yönettiğini' yazmış. Ahmet Çakar'ın 'hafif Beşiktaş sempatizanı' olduğu iddia edilir hep... Çakar, bu Aydınus'u bu kadar mükemmel görmüşse ikisi de aynı sempati içinde olabilirler. Seyirci açısından neşeli bir maçtı. İki taraf da çok pozisyona girdi. Marifet dokuz savunma adamı ile sahaya çıkmak değil. Savunma futbolu, savunma adamı ile oynanmaz. Böyle bir kural yok. Beşiktaş yarı sahası içinde oynandığı için maç, Trabzon da çok pozisyona girme fırsatı buldu. Ama bitirici paslaşmaları iyi kullanamadılar. Yoksa bu dokuz savunmacıya rağmen hezimete uğrayabilirdi Beşiktaş... Beşiktaş'a çalınan penaltı ve Trabzon'un sayılmayan golü başta olmak üzere diğer tartışmalı pozisyonlarla ilgili ne düşünüyorsunuz? Penaltı penaltıydı. Kırmızı kart da doğruydu. Glowacki'nin Egemen'e yaptığı hareket fauldü. Önce itti, sonra kafayı vurdu. Hakemin, Beşiktaş lehine verdiği kararlarına itirazım yok. Onun için Ahmet Çakar, "Mükemmel" diyor zaten! Beşiktaş lehine verdiği bütün kararlar doğruydu. Ama aynı doğru kararları Trabzonspor lehine vermedi. Görmezden geldi, devam ettirdi, kart çıkarmadı, vesaire, vesaire... Yani tek taraflı yönetti maçı... Ben bu lafı söylemekten bıktım; akıllı hakem verdiği kararla değil, vermediği kararla takım tutar. Verdiği karar ortadadır çünkü... Vermediği karar unutulur. O golü iptal ettiğin zaman yüz kere de seyretsen Glowacki'nin kafayı vurmadan evvel Egemen'i ittiğini görüyorsun. Ama Hilbert'e verilmeyen sarı kart gazetelerde geçmiyor bile... Çünkü o verilmeyen bir kart...

    TRABZON CİLAYI ÇEKEMİYOR

    Trabzon, İnter karşısında da maç boyunca üstün oynadı ama yine son vuruşlarda etkisizdi. Gol ümitlerini bir tek Burak'a bağlamış görünüyor. Bu noktada bir sorun var galiba... Futbolda "Finishing" diye bir tabir var. "Finishing"in kelime anlamı "Bitirme..." Ama sosyal anlamda "Finishing" in kullanımı "Bitirme" değil. Mesela evi yaparsın, kaba inşaatı biter. İnce inşaatı da yaparsın. Ondan sonra finishing gelir. Gözden kaçmış kusurları ortadan kaldırmaya, göze batmasını istediğin güzellikleri de ortaya çıkarmaya "Finishing" deniyor. Nasıl ki mobilya ustası masayı yapar, bitirir. En son cilayı sürer. Masayı parlatır. Orada kullanılır. Bitirme değil parlatmaya yakın bir tabirdir. Trabzon, finishing'e kadar her şeyi iyi getirdi. Ama Halil gibi, Burak gibi içeride oynayan, Henrique gibi kenarda oturan bir oyuncuya rağmen finishing'i yapamıyor. Kendi sahalarında, orta sahada çok güzel pas yaparken finishing paslarını veremediler.

    BARÇA'YI İZLEMİYORUM
    Beşiktaş'ın attığı golden sonra üst üste üç pozisyonda top sağ açıkta Colman'ın ayağına geldi. Üç orta yaptı, üçünü de Beşiktaşlılara yaptı. Neden? Çünkü biz hâlâ orta yapıyoruz. Çünkü bizim hâlâ yayıncı kuruluşumuz utanç verici istatistikler yayınlıyor. 'Ortalar!' 'Orta' diye bir şey kalmadı futbolda... Pas var artık. 'Finishing' yani 'Bitirici' paslar. Colman'a söylüyorum; iki adam arka direğin arkasında bomboş dururken ön direğe topu ortalıyorsan sen pas vermiyorsun, ortalıyorsun. Kafanı kaldırıp baksan boş adamları göreceksin pas vereceksin. Pas yukarıdan olur, pas yerden olur, pas şut şeklinde olur, pas plasede olur, içte olur, dışta olur, kesmede olur, orta şeklinde de olur ama pas olur. Bir adamı görürsün ve ona atarsın topu. Colman 'Ben ortaya atıyorum. Kim vurursa' diyor! 'Kim vurursa' diye atınca Beşiktaş'ın canavar gibi savunma adamları var. Sivok, Egemen ve önlerine de İbrahim Toraman'ı koymuşlar. Kimseye top sektirmiyorlar. O zaman? Hâlâ benim televizyonum 'Orta' yazıyor. Hâlâ benim televizyonum 'İyi pas' yazıyor. Yani sağ açıkta bir adam bomboş dururken ona top atmayıp 'bir metre gerisindeki adamın ayağına attın' diye ona 'İyi pas' yazıyorsan sen istatistik bilimine de ihanet ediyorsun, futbola da ihanet ediyorsun. Berbat pas o! Ama sağ açığa atarsa riskli. Rakip takıma gidebilir. O zaman 'Kötü pas' diye geçiyor istatistiğe... Benim yayıncı kuruluşum istatistikleri böyle yayınlayarak futbola ihanet ediyor. Yaratıcı pas dışındaki pasların hepsi kötü pas... Hepsi!.. Futbola ihanet pasları bunlar. Bunların en iyisini kim yapıyor; Barcelona. 768 tane pas yapıyor. Barcelona'nın maçını seyretmekten zevk alıyor musunuz? Ben almıyorum, seyretmiyorum. Katiyen ben Barcelona'yı seyretmiyorum. Dolandır Allah dolandır, dolandır Allah dolandır.

    MELO'YU NASIL SAVUNUR?
    Beşiktaş maçında seyirciyi tahrik eden Melo, PFDK'dan bir maç ceza aldı. Bu ceza yeterli miydi ve Galatasaray'ın itiraz etmesini nasıl değerlendiriyorsunuz?

    Melo'nun yaptığı pisliğe bir maç lütfedip ceza vermiş PFDK. En az '5 maç verilmeliydi' bana sorarsan. 1 maç ceza vermiş! Savcılar soruşturma açmalıydı bana sorarsan... Sporda Şiddet Yasası'na aykırı yaptığı iş çünkü... Seyirci sahaya inse ölümler olurdu. O yasayı niye çıkardık biz? Melo seyirciye sinkafı söylemiyor, seyirciye sinkafı gösteriyor. Adamın cezası bir hafta! Savcılar da ortada yok ve bu bir haftaya Galatasaray itiraz ediyor! Ben "Galatasaray, Melo'yu derhal kovmalı" derken Galatasaray Yönetim Kurulu kararıyla, Melo'nun bir hafta cezasına itiraz ediliyor!

    UTANMAYA BAŞLADIM
    Yani İtalya'da 'Yılın Bidon'u seçilmiş (Yılın Bidon'u İtalya Ligi'nin en kötü futbolcusu demek), on para etmez bir adamı transfer ediyorsun, 'pitbull köpeğinin taklidini yapıyor' diye sempati topluyor, 'topu taca attım' diye zafer işaretleri yapıyor, kendini futbolcu zannediyor, bir şey oynadığı yok. Bu adam bir de benim seyircime sinkaf hareketi yapıyor ve Galatasaray bir hafta cezaya itiraz ediyor! Kovması gereken adamı!.. 'Senin Galatasaray'da işin yok. Bu kulüp Türkiye'de ahlakı temsil eder' demesi gereken Galatasaray, o bir hafta cezaya da itiraz ediyor. Yani ben son haftalarda resmen Galatasaraylı olduğum için utanmaya başladım.

    KISA ZAMANDA GiDEBiLiRLER
    Galatasaray'da Sivasspor karşısında istatistiklere bakılırsa topa sahip göründü ancak maçın sonunu zor getirdi.

    İşte Galatasaray da oynuyor. Galatasaray'da öyle oynuyor. Gene o yayıncı kuruluşun 'Aptalca' kimse darılmasın 'Aptalca' lafımdan çünkü aptalca yayınladığı istatistiğe bakarsan topa sahip olma: Yüzde 68 Galatasaray, yüzde 32 Sivasspor. Peki, şöyle bir istatistik yayınla bakalım; topun oynandığı alan yüzde kaç Galatasaray yarı sahası, yüzde kaç Sivas yarı sahası!.. Topa sahip olduğun 15 dakikanın yan ve geri paslarla 12 dakikasını kendi sahanda geçiriyorsan topa sahip olman ne işe yarıyor? Ne işe yarıyor; biri bana söylesin! O maçta sana beraberlik veya 1-0 yetiyordur da vakit geçiriyorsundur itirazım yok. Rakip de razıdır beraberliğe orada tamam, sabaha kadar dolan dur. Ama kendi sahanda, Arena'da Fenerbahçe bir gün evvel maçı kaybetmişken senin Fenerbahçe'ye yaklaşma imkânı doğmuşken sen kendi yarı sahanda yarım saat topa sahip oluyorsun ol. Yüzde 80 topa sahip olsan ne olacak? Ben Galatasaray'ın rakibi olsam, bırakırım. 'Al kardeşim ben yoruldum. Sen orada oyna dur! Ben senin üstüne gelmem, göndermem bile adamımı oraya.' Sabaha kadar dolansın dursun.

    HEYECAN VERMİYORLAR
    İki stoper, iki bek, bir Muslera aralarında paylaşsın dursunlar. Sonra da istatistik yazsın: Topa sahip olma oranı Galatasaray yüzde 68, iyi pas 765... Ondan sonra Arena'nın tribünleri bomboş. Ünal Aysal ve Fatih Terim'in oradaki her boş koltuğun sebebini iyi düşünmeleri lazım. Düşünemezlerse giderler ve kötü giderler. Oradaki boş koltuk neyi gösteriyor; Galatasaray seyircisi için, Galatasaray takımını izlemek heyecan verici değil, keyif verici de değil. Onun için adam zahmete katlanıp maça gelmiyor. 'Değmez' diyor. Galatasaray maçı için Van'a giderdi Galatasaray seyircisi. Fatih Terim o günleri bilir. Şimdi Arena'ya gelmiyor. Neredeyse yürüyüş mesafesinde... Hava dünya güzeli... Kasım ayının sonunda şeker gibi, 15 derece sıcak. Pırıl pırıl, yepyeni bir stat... Hava atılacak 'Bütün dünya gelsin görsün' denen bir stat. Fenerbahçe bir gün evvel puan kaybetmiş, tribünlerin yarısı boş.

    NE KÖY OLUR NE DE KASABA

    Niye boş demiyorsa Ünal Aysal; niye boş demiyorsa Fatih Terim giderler. Kısa zamanda giderler. Çünkü o zaman 'Sorunu çözemiyorlar' demektir. Dua etsinler fasulye ligi oynanıyor. Ciddi bir lig oynansa şimdiye kadar gitmişlerdi. Kimsenin umurunda değil bu lig. Futbol federasyonu sayesinde... Fatih Terim'i anlayamıyorum, gerçekten anlayamıyorum. Bu takımdan ne köy olur ne kasaba. Bunu görmüyor. Hâlâ bu ruhsuz adamlarla, bu spor ahlakından uzak adamlarla oynamaya devam ediyor.




    Yükleniyor