Web Sürümüne Geç

    Alnından öperim

    Alnından öperim
    25 Eylül 2012, Salı Güncelleme: 00:25

    Maçın benim için en unutulmaz anı Carrick'in penaltı ve kırmızı kart kesin olmasına karşın golü atmasıydı. İnşallah Burak'ın da aklında kalır

    * Galatasaray, Manchester United karşısında etkili bir oyun çıkarmasına karşın sahadan mağlubiyetle ayrıldı. Galatasaray'ın oynadığı futbollu nasıl buldunuz? Tabii özellikle Umut'un pozisyonuna penaltı vermeyerek tepki çeken hakemle ilgili neler söyleyeceksiniz?

    O maçın görünümüyle ilgili Türk medyasının yorumlarıyla barışık değilim. O maçı tamamen gördüğümüz 90 dakika içinde 5-0 Manchester United da kazanabilirdi, 5-0 Galatasaray da kazanabilirdi. İki takımın da bol pozisyona girdiği bir maçtı. Bu bol pozisyonların iki sebebi vardı: 1- İki takımın savunması da büyük gedikler veriyordu. 2- Manchester United ev sahibi olduğu için zaten kazanmaya mecburdu.
    Fatih Terim de kazanmak için oynayan bir Galatasaray çıkardı sahaya...
    Altı çizilmesi gereken konu bu... Bir futbolsever olarak Fatih Terim'in bütün kusurlarını affettirmeye yeter bir cesaret gösterisiydi, Manchester'da Manchester United'ı yenmek üzere sahaya çıkmak. Şapkamı çıkarır gider Fatih'in alnından öperim. Bunun hakkını kimse vermedi.
    Bir şeyin daha hakkını kimse vermedi: Carrick...
    O pozisyonda o golü atacak dünyada kaç tane adam var, bilmiyorum. Penaltı kesin, kalecinin oyundan atılması kesin. Penaltıdan sonra kalecisi eksik, 10 kişi kalmış Galatasaray'a karşı oynayacaksın.
    Nasıl olsa 1-0 olacağı da neredeyse kesin.
    Buna rağmen adam golü atmayı tercih ediyor ve rakibini 11 kişi bırakıyor ki Galatasaray, Manchester'ın gruptaki en ciddi rakibi. 'Kalecinin atılması' demek 'gelecek maçta da oynamaması' demek. Yani Galatasaray'ın gelecek maçta puan kaybetme ihtimali de var.
    Buna rağmen Carrick o golü attı.
    Bu golün hakkını bir tek kişi verdi: Rob Hughes, New York Times yazarı... Adamın satırlarına bayıldım. Şampiyonlar Ligi maçlarının içinde Manchester United-
    Galatasaray karşılaşmasıyla ilgili bir tek paragraf var. Orada da bunu anlatıyor. "Carrick o golü atarak bir İngiliz centilmeninin ne olduğunu gösterdi" diyor. Benim de o maçtan aklımda kalacak olan odur. İnşallah Burak'ın da aklında kalır.

    FELAKET MAÇ YÖNETTİ

    Maçın en güzel, en unutulmaz anıydı o... Bunun altını çizmezsen, neyi çizersin!
    Adam vakit kazanmak için, oyunu soğutmak için, dinlenmek için kendini hikayeden yere atmış, belli; orada topu dışarı attığın zaman bunu 'centilmenlik' diye anlatıyorsun da böyle muhteşem bir gösteriyi manşetlere taşımıyorsun! Yazık. Hakikaten yazık.
    Hakemin hatalarını tartışmaya gerek yok. İngiliz basını bile Stark'ın nasıl bir felaket yönetim gösterdiğini yazdı. 6.3 bizim lise notu değil. 7'yi bırak 8'in altında aldığında ceza alırsın.
    6 hakemliğini bitirir adamın. Tartışmaya bile gerek yok. Her şey yazıldı, söylendi.
    O maçta üç konu önemli: İki takım da açık farkla kazanabilirdi, Carrick muhteşem bir iş yaptı ve Fatih Terim muhteşem bir iş yaptı. 2 Detaya girmediniz ama hakemle ilgili Galatasaray cephesinden tepkiler vardı. Belki onu konuşabiliriz.
    Albayrak, "Hakemin aklına Türk olduğumuz geldi" dedi.
    Terim ise "O zaman beşinci hakem niye var?" diyerek UEFA'nın yeni uygulamasının da bir sonuç vermediğine işaret etti.
    Abdurrahim Albayrak'ın yaptığı ırkçılık.
    O lafının nereye gittiğini farkında değil. Türk takımları Alman hakemlerle ne zaferlere ulaştı! Galatasaray'ın UEFA şampiyonu olduğu dönemde kaç maçını hakem yönetti!
    Yapmasın. Böyle bir şey olur mu! Lafügüzaf...
    Fatih Terim'in itirazı geçerli bir itiraz.
    UEFA, kale arkası hakemlerini niye koydu; 'Orta ve yan hakemler pozisyona uzak kalabilir ama kale önünde çok kritik bir yere yakın bir hakem olsun'

    * Biraz cesur olmak, gördüğünü çalmak gerekiyor herhalde... Yoksa sayıyı artırmak bir çözüm değil.

    Sayı artırmak bir şeyi değiştirmiyor. Fatih de onun altını çiziyor. Hakemin yüreği olmadığı sürece sayıyı istediğin kadar artır!

    TAKIM YARATIYOR
    * Galatasaray, Akhisar karşısında rahat bir galibiyet aldı. Emre, Sercan, Riera bu defa sahadaydı. Atılan gollerdeki yardımlaşma takdire değerdi. Akhisar maçı ve takımdaki rotasyon ile ilgili neler söyleyeceksiniz?

    Beklediğimden rahat kazandı. Çünkü Akhisar Belediyesi ligin başından beri kolay bir lokma olmadığını gösteriyordu. Gene de başarılı top oynadılar. Özellikle maçın başında çok zorladılar Galatasaray'ı.
    Yani Galatasaray ilk 5 dakika iyi oynadı ondan sonra yarım saat Akhisar'ı seyrettik neredeyse...
    Sonra işte gollerle rahatladı Galatasaray. Güzel goller attı, hoş goller attı. Oradaki yardımlaşmalar, oradaki goller ve asistler ilginç. Burak ve Sercan 'egoist' olarak tanınan futbolcular. İkisi de ilk defa ilk 11'de yer buluyorlar Galatasaray'da... İki egoist ilk 11'de oynadıkları maçta birbirlerine gol attırmak için çırpındılar adeta...
    Bu da Fatih Terim'in 'takım yaratan' bir hoca olduğunun bir göstergesi...
    Birbirleri için oynamaya başlayan insanlara dönüşüyorlar Galatasaray'da.
    Bunu yapıyor Terim...

    CRİS'LE EMRE İLE OLMAZ

    * Son dönemde kadroya giremeyen Emre Çolak, futbolu ile Akhisar maçının dikkat çeken isimleri arasındaydı.

    Kadroya alınmamasının sebebi eğlence hayatına dalması... Ama ben samimi söylüyorum, Emre Çolak'ın Galatasaray'ın ilk 11'inde yeri olduğunu düşünmüyorum.
    İlk 11'inde Emre Çolak'a yeri olan bir takımın 'büyük takım' olduğunu düşünmüyorum.
    Amacı Türkiye şampiyonluğu olan bir takımda olur. Ama Fatih Terim, UEFA şampiyonluğu ötesi Şampiyonlar Ligi şampiyonu bir Galatasaray'ı yaratacaksa; bu işte Emre Çolaklarla, Crislerle olacak iş değil, Ronaldinholarla, Kakalarla olacak bir iş.

    GELENEKLER Mi DEGiŞTi?
    * Şampiyonlar Ligi düşünülerek alınan Cris'in, Manchester'da yedek kalması şaşırttı. Terim'in Dany ve Semih'i tercih etmesini neye bağlıyorsunuz?

    Defansta Cris'in olmamasının fevkalade doğru olduğunu Akhisar maçında gördüm. Cris, Galatasaray'a boşuna alınmış birisi...
    Aldığı üç toptan birini yanındaki stopere, birini kaleciye atan bir stopere daha Galatasaray'ın ihtiyacı yok.
    Gökhan'ın ölüsü de Cris kadar oynar.
    Dany de canavar gibi oynuyor.
    Aşağı yukarı Cris'e ödediği parayla Ronaldinho'yu almayan Galatasaray yönetiminin böyle bir transfere nasıl imza attığını aklım hayalim almıyor.
    Bugün Galatasaray'da Cris yerine Ronaldinho olduğunu düşün ve o tribünleri göz önüne getir. Maçı seyretmeye Şırnak'tan gelirlerdi. Ronaldinho şimdi harikalar yaratıyor. Galatasaray'ın gönderdiklerinden Jo'yu da yeniden futbola başlattı adam. İkisi Atletico Mineiro'yu taşıyor. O korkunç takımların bulunduğu ligde adı sanı olmayan bir takımı sırtlıyor. Transfer olduğunda "Adsız bir takıma gitti" dediler!
    O adsız takım şimdi Sao Paulo, Vasco de Gama, Corinthians'ın olduğu ligde ikinci...

    *Şimdi Ronaldinho nedeniyle Atletico Mineiro'yu konuşuyoruz.

    Ben seyrediyorum. Ben Atletico Mineiro'nun maçlarını seyrediyorum. Büyük bir keyifle seyrediyorum.
    Bana palavra atmasın kimse! 'Efendim, biz aldık da Fatih Terim istemedi.' Ne zamandan beri Galatasaray'da gelenekler ve görenekler değişti.
    Arda'yı Gerets istiyor muydu? Kıyameti kopartıyordu; 'Bana lazım değil, oynatmam' diye. Ne dedi Adnan Polat; 'Ben alırım arkadaş! Ama senin işine de karışmam. İster oynatırsın, ister oynatmazsın.'

    ROBERTO CARLOS NE KATTI!

    Bu şu demek; 'Sen benim işime karışma ben de senin işine karışmam.' Transferi yapmak yönetimin görevidir. Antrenör ihtiyaçlarını bildirir. Yani saha içindeki ihtiyaçlarını... 'Bana bir sol bek lazım.
    Bana bir sol orta saha oyuncusu lazım. Bana bir golcü lazım.' Atıyorum kafadan; 'Bana bir kaleci lazım.' Ama yönetici sadece saha içindeki takımı değil İstanbul'daki takımı, Türkiye'deki takımı, Avrupa'daki takımı, dünyadaki takımı düşünür.
    Transferi de onun için yapar.
    Roberto Carlos, Fenerbahçe'ye ne kattı? Saha içinde ne kattığını bilmem ama bütün dünya Fenerbahçe'yi duydu. 'Kimmiş bu Roberto Carlos'un oynadığı takım?' Ligin beşinci haftasında Ronaldinho parasını çıkarmıştı. 'Cris'i seyredeyim' diye maça gidecek bir adam düşünebiliyor musun Türkiye'de? Yani cezalı maça dönerdi Arena; kadınlar doldururdu tribünleri... Para vererek, bedava değil.
    Yani sen o transferi yapmayacaksın, sen Kaka transferini yüzüne gözüne bulaştıracaksın ondan sonra gidip Cris'i alacaksın!
    Cris'in bu takımda yeri yok. Lider! Ne lideri ya! Aldığı bütün topları yana ve geriye kullanan bir lidere Galatasaray'ın ihtiyacı yok. Dany ileri oynuyor, Cris yana oynuyor.

    * Daha önce de Rivaldo, Galatasaray'ın kapısından dönmüştü. Düşük bir ücrete Olympiakos'a gitmişti.

    Oradan da ders almadılar. Ama Ronaldinho, Rivaldo'dan da ötede durum olarak.

    19 SENE NİYE SUSTUN ARKADAŞ!
    * Kemalettin Şentürk'ün açıklamaları var. 1993 yılındaki Beşiktaş-Gençlerbirliği maçında Galatasaray'ın kendilerine teşvik primi gönderdiğini ve kendisinin de bu parayı aldığını açıkladı. Galatasaray teşvik primi vermiş midir, etik midir, bugün gündeme gelmesi doğru mudur?

    Kemalettin şimdi nerede?

    * Bildiğim kadarıyla boşta... Düşüncelerini açık açık söylediği için iş bulamadığını söyledi.

    Niye o zaman konuşmamış?

    Türkiye'de şike, teşvik primi ben gazeteciliğe başladığım günden beri konuşulur.
    Beraberinde şu tartışma da yapılır; teşvik pirimi serbest bırakılsın. Teşvik primi neticede seni oynamaya yönelten bir şey... Futbolun amacı da oynamak olduğuna göre... Bu tartışma da yapılır. Ama neticede tabii iyi bir şey değil.

    ARAYAN SORANI YOK

    Eğer birisi konuşacaksa... Amerikan düğünlerindeki lafı hiç unutmamak lazım; 'Bu evliliğe itirazı olan varsa ya şimdi konuşsun ya ebediyen sussun.' Aradan 19 sene geçmiş, sen işsiz kalmışsın, kimsenin seni aradığı sorduğu yok 'Ben buradayım' nasıl diyeceksin; bir şey sallayayım.
    Dediğinin yanlış ya da doğru olması önemli değil. 19 sene niye sustun arkadaş?
    19 sene susan bir adam benim için makbul adam değil. Geçiniz.

    Yükleniyor