Web Sürümüne Geç

    Mahalle Takımı gibiydi

    Hıncal Uluç Hıncal Uluç

    Kimse alınmasın, kimse gücenmesin; Galatasaray'da bu kadar ruhsuz oynayan futbolcular görmedim. Terim artık yeni bir takım yapmalı

    Terim'in Kazım takıntısı var benim de var Ruhsuzluğun baş oyuncusu Kazım
    Koşmamak için topun taca çıkmasını bekledi. Yürüyerek


    Düdükten sonra atılmış gol iptal edilemez Beşiktaşlıların ifadesi yanlış
    Galatasaray'ı darmadağın ettiği halde atamadığı golleri değil de faulü tartışıyor!


    Galatasaray derbide varlık gösteremezken, Beşiktaş farkı kaçıran taraftı. Siz iki takımı nasıl buldunuz
    ?
    Ben Beşiktaşlı olsam kahrolurdum. Hatta Beşiktaşlı olmaktan bile vazgeçerim.
    Bu kadar dökülen bir mahalle takımını sen 5-0, 6-0 yenemiyorsan eğer kimi yenersin? Galatasaray için kullandığım deyim "Mahalle takımı."
    Kimse alınmasın, kimse gücenmesin.
    Başkanı Ünal Aysal da arkadaşımdır, yöneticisi Ali Dürüst de arkadaşımdır, teknik direktör Fatih Terimde arkadaşımdır. İyi arkadaşlarımdır üstelik...
    Alınmasınlar... Sahada bir mahalle takımı vardı. Bu sene başından beri böyle... Ben Galatasaray forması altında bu kadar ruhsuz bir takım hayatımda görmedim. Herkes 'laf olsun' diye oynuyor.
    Fatih Terim'in bu takımdan hiçbir şey olmayacağını artık görmüş olması lazım... Elindeki kadrodan yeni insanları kazanarak, insanları doğru yerlerde oynatarak, yeni bir takım yapmalı artık. Yenilsin haftaya ama bunlarla oynamasın.
    Örneğin; Galatasaray'ın sağ beki yok. Oysa var. Dünyanın en iyi sağ beklerinden biri ve hücum sağ beklerinden biri Ujfalusi. Onun için alındı zaten.
    Stoper oynuyor. Hayır; Ujfalusi yerine, sağ beke geçecek. Semih canavar gibi gelmiş, yerleşmiş stopere... İki milli stoper var; Gökhan, Servet. Semih'in yanına onlardan birini koyarsın, göbeği onlarla yaparsın.

    BİR HAGİ OLSAN NEYSE

    Fatih'in Kazım takıntısı var, benim de Kazım takıntım var. Takımdaki ruhsuzluğun baş oyuncusu Kazım.
    Her maçta canlı örnekler veriyor. Yürüyerek top oynayan bir adam Galatasaray'da olmaz. Galatasaray'da oynuyorsan 90 dakika koşacaksın arkadaş, tükenene kadar enerjin.
    Hagi gibi maçın kaderini değiştirecek bir süperstar olursan ben sana ekonomik oynama hakkını tanırım.
    Maçın içinde 5-10 dakika kaybolur, dinlenirsin. Ama Kazım bütün maç boyunca dinleniyor.
    Sahaya bakıyorsun kaleciler dışında 19 kişi koşuyor, 1 kişi koşmuyor, top kimde olursa olsun. Bu görüntüler var kayıtlarda, onun için üstüne üstüne konuşuyorum.

    MELO YILDIZ FALAN DEĞİL

    Cenk müthiş bir şutu yumrukladı, maçın bitmesine 5 dakika falan var.
    Yumrukladığı yerde bir tek adam var; Kazım. Tek Beşiktaşlı yok. Koşmamak için topun taca gitmesini bekledi.
    Kornere gitse hadi neyse korner kazancak.
    Hayır; taca giden topa koşmadı ya!
    Yakalasa gol tehlikesi var; atak devam ediyor çünkü... Beşiktaşlı yok ortada!
    Bir top ve bir Kazım var ama pozisyonu bıraktı 'taca gitsin' diye!..
    Riera ve Sabri'yi kesen Terim, Ayhan ve Engin Baytar ile başladı. Ancak Melo gibi onlar da pek varlık gösteremedi.
    Melo 'yıldız' falan değil. Pitbull taklidi yapıp taraftarın 'kalbini kazandı' diye her maçta direk oynuyor. Nihayet anladı Fatih Terim ve kenara aldı. Aldığı 10 topun 8'ini rakibe atan bir adam Galatasaray'da oynar mı?
    Süper yanlış! Ayhan tecrübesiyle mecrübesiyle son 15 dakikada oyuna girerse, öbürleri de yorulmuşken ehh!
    O kadar... Hırsı da var, ağabeyliği de var, bilmem nesi de var. Öyle... Ama o kadar.
    Muslera yaptığı kurtarışlarla maçın skorunu belirledi ve Galatasaray da muhtemel bir farktan kurtuldu.
    Galatasaray'ın bu maçtaki görüntüsündeki tek olumlu not; Muslera... Kaleci olduğunu hatırlamış! Saçma sapan çıkışlar yapıyordu ya da çıkmıyordu, ediyordu, falandı filandı. Ama bu defa yer tutması da yerinde, supleks'i yerinde, çıkışları yerinde... Galatasaray'ın tek artısı bu maçta Muslera...
    Ötesinde bu takımı baştan aşağı ele alıp düşünmesi lazım. Olmayacak duaya 'Amin' demekten vazgeçmeli.
    Olmuyor arkadaş!

    TOP BOŞTA KALIYOR
    Çok konuşulan ve hakemin iptal ettiği bir gol de var. Mustafa Pektemek'in müdahalesi ile Ujfalusi'nin yerde kaldığı ve hakemin faul verdiği... Beşiktaşlılar golün haksız yere iptal edildiğini savunuyor. Siz ne düşünüyorsunuz?
    Gol şutu atılmadan, ben hakemin düdüğünü duydum. Düdükten sonra atılmış şutta gol iptal edilmez. İfade yanlış. Medyanın ifadesi de yanlış, Beşiktaşlıların ifadesi de yanlış.
    Top kaleye girdikten sonra dönüp 'ofsayttı, fauldü, ayak kaldırmaydı, bilmem neydi' deseydi hakem o zaman golü iptal etmiş olursun. Ama düdük çalıp oyun durduğu an ortada gol yok. Boşta kalmış bir top var. Düdük çalıyor, top boşta kalıyor, boşta kalan topa vuruyor Beşiktaşlı, gol oluyor. O zaman gol iptal edilmiş olmaz. Deyimleri doğru kullanmak lazım.
    Oradaki tartışılacak karar 'Faul var mıydı, yok muydu' kararı, 'golün iptali doğru muydu, değil miydi' kararı değil. 'Düdük çalınca ben de boş verdim' derse Muslera ne diyeceksin?

    6-0'DAN BETER OLURDU

    Mustafa'nın hareketi faul müydü?
    Hakemin maç üzerinde tartışılacak bin tane kararı var. Yani bunları tartışırsak...
    Beşiktaş, atamadığı gollere, kaçırdığı pozisyonlara bakmıyor; ezdiği halde, Galatasaray'ı darmadağın ettiği halde, o 6 Kasım'daki 6-0'lık maçtan beter hale düşüreceği halde gol atamamış onları konuşmuyor da 'faul müydü, değil miydi!'

    * * *
    FENER BÜYÜK TAKIM
    Fenerbahçe haftayı karlı bir şekilde kapattı ancak futbol olarak beklenileni veremedi. Eskişehir karşısında uzun süre 10 kişi oynamasına karşın üstün değildi, hatta kaleci Volkan'ın net kurtarışları da var.
    Fenerbahçe büyük takım. Hiç tartışmıyorum ve şampiyonluğun en büyük adayı... Mustafa Denizli'nin yıllardır tekrar ettiğim bir lafı var: Bir takım kötü oynuyorken kazanıyorsa; büyük takımdır ve şampiyonluğa ulaşır.
    Fenerbahçe sezonun başından beri ligin en kötü futbol oynayan takımlarından bir tanesi... Yine kazandı...
    Şöyle ya da böyle, bir şey oluyor, bir gol atıyorlar, üstüne yatıyorlar.
    İstanbul'da, Saracoğlu Stadı'nda 10 kişi kalan Eskişehir'e karşı böyle futbol oynayan bir takıma ben 'İyi oynuyor' diyemem. 'İyi hazırlanmış' da diyemem, 'İyi yönetiliyor' da diyemem.
    Fenerbahçe'nin maçın başından itibaren göze çarpan bir tek üstün yanı vardı: Uğur Boral-Caner ikilisi...
    Eskişehir'in sağ kanadını darmadağın ettiler. Sonuç; Uğur Boral'ı oyundan aldı ve Caner'i beke çekti.
    Yani birisi, Fenerbahçe Teknik Direktörü'ne bir şey yap 'Fenerbahçe'yi öldür' dese; bunu yapardı.

    KOCAMAN MİNNACIK

    Bu Aykut Kocaman nasıl bir teknik direktördür; inanamıyorum.
    Kocaman falan değil, minnacık bir teknik direktör. Fenerbahçe'de yapılmayacak tek değişikliği yaptı.
    10 kişi oynayan Eskişehir üzerine gidemiyorsun, gitmeye cesaret edemiyorsun, durmadan savunma oyuncuları alıyorsun ve de Uğur Boral'ı çıkarıp, Caner'i beke çekiyorsun ki o sol kanatta da çöksün. Çöktü zaten...
    Buna rağmen Fener kazandı!..
    Onun için büyük takım... 'Bu maçı ben kazandım' diye kimse sahiplenmesin.
    Fenerbahçe'nin büyük takımlığı maçı aldı. Hakemi etkiliyor, rakibi etkiliyor, şunu etkiliyor, bunu etkiliyor. Eskişehir doğru dürüst gidemedi üstüne...

    * * *
    BATUHAN İLE BİRLİKTE OYNATMALI
    Emre ile Gökhan Gönül saha içinde tartıştı. Kenara alınan Uğur maç sonunu beklemeden, taksiyle stattan ayrılmış. Fenerbahçeli oyuncularda gerginlik hissediliyor. Bunu neye bağlıyorsunuz?
    Aykut Kocaman bu takımı toparlayacak çapta değil.
    Aziz Yıldırım içeri girdiğinden beri de Fenerbahçe'de yönetici yok. Yoksa bu sahneler olmazdı.
    Ama bütün bu yokluklara rağmen de arka arkaya maç kazanıyorlar.
    O da büyüklüğünden geliyor.
    Eskişehir'de Mehmet Yıldız gününde değildi. Skibbe, Batuhan'ı daha erken oyuna alamaz mıydı?
    Mehmet Yıldız mücadeleci, rakibi yıpratan bir santrfor değil. Mehmet Yıldız pozisyon bulursa değerlendiren bir santrfor. 10 kişi oynatıyor takımı.
    Zaten bir kişi atılmıştı, 9 kişi kaldı Eskişehir...
    Mehmet Yıldız'dan verim almak istiyorsan, Batuhan ile birlikte oynatacaksın.
    Batuhan, dağıtır, yıpratır o arada da Mehmet Yıldız golünü atar.

    SİVASSPOR PERİŞAN ETTİ
    Skibbe, Batuhan'ı oyuna almak için 75 dakika bekledi ya!.. Niye; rakip Fener de ondan!.. Rakip Sivasspor olsa böyle olmaz ki o Sivasspor, Fenerbahçe'yi perişan etti.
    Niye; üstüne giderek... Fener'in adından korkup sen kendi kendine önlem alırsan, Fenerbahçe'nin ekmeğine yağ sürmüş olursun. 'Efendim ben; 10 kişiyim.' 10 kişi ol!.. 1-0 yenilmekle, 5-0 yenilmek arasında fark yok ki... İkisinde de sıfır puan kalıyorsun. Bir Alman'ın kafası bunu nasıl almıyor; aklım ermiyor. '5-0 yenilirsem beni kovarlar' diye mi düşünüyor; bilemiyorum.
    Nitekim Batuhan girdikten sonra Fener savunmasının halini gördük.
    Zinde bir Mehmet Yıldız ile Batuhan yan yana oynasaydı çok farklı olurdu.

    * * *
    POZİSYONU TERSİNE ÇEVİR
    Eskişehir'e o kırmızı kart rahatlıkla çıkıyor. Buna karşılık maçın başından beri kendi arkadaşı dahil herkese saldıran Emre'ye kart 87. dakikada gösteriliyor

    Hakem Tolga Özkalfa'nın Nadarevic'e gösterdiği kırmızı kartı doğru buluyor musunuz?
    Hakemler, Fenerbahçe olunca o kırmızı kartı gösteriyor. Pozisyonu tamamen tersine çevir.
    Fenerbahçe'nin stoperine o kırmızı kartı, o pozisyonda çıkaracak hakemin ben alnını karışlarım. Kırmızı da değil sarı kart çıkaracak hakemin alnını karışlarım.
    Orada bariz gol şansı falan yok.
    Topa bile hakim değil. Serseri bir top. Yan tarafa doğru gidiyor.
    Ama işte Fenerbahçe olduğun zaman, büyük takım olduğun zaman böyle oluyor. "Fenerbahçe büyük takım" derken maddi manevi kast ediyorum.
    Manevisi de bu... Fener'in rakibine o kırmızı kart rahatlıkla çıkıyor, buna karşılık maçın başından beri kendi arkadaşı dahil, önüne gelene saldıran Emre'ye kart 87. dakikada ve de Emre'nin haklı olduğu tek pozisyonda çıktı.
    FIFA, hakem seminerlerinde, hakemlere, 'Kart çıkartmak için ayak kırılmasını, kafa yarılmasını beklemeyin. Bir adam bir adama devamlı ve ısrarlı faul yapıyorsa, hele de bir yıldız futbolcuya ona derhal kartı çıkarın. Çünkü millet oynayanı seyretmeye geliyor, oynatmayanı değil. Futbolun felsefesi bu' diyor. Adama durmadan faul yaptılar. Faul çalındı. Ne olacak; çalmakla bitmiyor ki iş!..