Web Sürümüne Geç

    Lille aşkına

    Sonda söyleyeceğimi başta söyleyeyim: Bordo-mavililer İnter maçındaki oyununun yüzde 70'ini sahaya yansıtsın bu Beşiktaş takımını rahat geçer. Saha ve seyirci avantajı var zaten. Buna bir de İnter maçının moralini ekleyin. Geriye kalıyor şu yüzde yetmiş. Yanlış anlaşılmasın; bu tarz yüzde hesaplarını pek rasyonel bulmam. O zaman ne iş diyeceksiniz değil mi? Lafın dümenini yüzde hesaplarına mahsus kırıyorum ki, İnter maçındaki konsantrasyona dikkat çekeyim. Trabzonspor'un nasıl komik goller yediğini hatırlarsanız ne demek istediğimi anlarsınız. Yok yok, taçtan falan yenilen o tuhaf gollere kadar uzanmayın; İnter maçındaki Alverez'in golünü aklınıza düşürün iktiza. Neredeyse bütün takım ceza alanı içindeydi ama bir verkaçta hepsi ayakta uyudu.

    ***
    Kabul etmek gerekir ki Trabzonspor bir yıldızlar topluluğu değil. Konsantrasyonu, yardımlaşmayı, hulasa takım oyununu sahaya yansıtamadığı sürece istediği sonuçları alamaz. Misal çok, hangi birini sayayım: Aker'deki Antalya maçında şappadak 2-0 geriye düşmenin esas nedeni, takım oyunundan hepten kopuk oynamaktı. Takım oyununu (Sapara gibi) oyuncu seçimindeki sıkıntılar bozmuştu demeyin sakın. Takım odur ki bir-iki futbolcu girmiş çıkmış oyunundan hiçbir şey kaybetmez. E tabii takım oyununun olmadığı yerde de konsantrasyon olsa ne yazar olmasa ne yazar.

    ***
    Malumunuz, Trabzonspor önemli futbolcularıyla yollarını ayırarak başladı lige. Takdir edersiniz ki, takım oyunu için birlikte oynayan oyunculara ihtiyaç var. Şayet üst düzey futbolculara sahip değilseniz bu ihtiyaç katlanarak artar. Demem o ki; gelene-gidene bakınca bir uyum sorunu yaşanacağı mukadderdi. Önemli olan bunu en az zararla atlatmaktı. Gelgelelim Trabzonspor bu süreçten zarar şöyle dursun kârla ayrıldı. Hem ligde yarıştan kopmadı, hem de ilk kez katıldığı Devler Ligi'nde bir üst tura çıkma şansını son maça kadar taşıdı.

    ***
    Bordo-mavililer bu akşam saçma sapan konsantrasyon sorunu yaşamaz, Quaresma'ya da gerekli önlem alırsa gol yemez. Hayır canım, "Gol yeme, nasıl olsa atarsın" düşüncesinde değilim. Tam aksine, gol atamazsan sonunda golü de yersin düşüncesindeyim. "Atamayana atarlar" diye bir laf var yahu! Bu darbımeseller çikletlerdeki manilerden değil, yılların tecrübesinden sudur etmiştir. Uzun lafın kısası, golü bulmak için de alternatifleri çoğaltmak şart. Öyle bir tek Burak Yılmaz'ın ayaklarına bakarsan; gün gelir bakakalırsın sadece. Zaten son zamanlarda medya marifetiyle tuhaf bir psikoloji oluşmaya başladı. Yok "Burak attı", yok "Burak boş geçmedi", yok bilmem ne; sanki dersin Trabzonsporlu diğer futbolcular gol atsa sayılmayacak. Yine Burak boş geçmesin; lâkin diğer futbolcular da gol atmayı hepten boşlamasın böyle. Bir Colman, bir Zokora, bir Serkan neden gol konusunda bir Celustka kadar iştahlı değil? Nedir bu? Olmaz böyle, koca Trabzonspor gol atmayı bir tek futbolcunun ayaklarına bağlayamaz.