Web Sürümüne Geç

    Godzilla'nın düşündürdükleri

    Kış sporları ve kış turizmine çok yatkın olan ülkemizde tesisleri artırarak, katılımı çoğaltarak bu konuda adım adım zirveye çıkmalıyız

    Bu sene biraz daha farklı, daha ağır şartlarda bir kış mevsimiyle karşılaştık.
    Ortalık kar, kış, kıyamet...
    Türkiye doğusu, batısı, kuzeyi, güneyi ile bembeyaz bir kış mevsimi yaşıyor.
    Adamo'nun o ünlü şarkısında olduğu gibi; "Her yerde kar var." Yurt içinde ve yurt dışında extrem hava olaylarına ve ciddi kar fırtınalarına filmlerdeki devasa canavarların isimleri veriliyor.
    Etkisi altında kaldığımız bu hava sisteminin bir de adı var;
    Godzilla...
    Biz de, bizi esir alan bu Godzilla heyecanını sadece yaşamakla kalmayalım; bu vesile ile kış sporlarını yazmaya da devam edelim. Hatta, kış sporları ile ayrılmaz ikili olan kış turizmine de bir göz atalım hep birlikte...
    Genelde ülkemizin hemen her bölgesinde, kış sporlarına ve kış turizmine elverişli dağlarımız mevcut...
    Üstelik, birçoğunda kar kalitesi dünyadaki birçok merkezde var olandan daha kıymetli...
    Hal böyleyken sıkıntı ne o zaman? Bizdeki sıkıntıların ilki, bu dağlardaki konaklama ve sportif amaçlı tesisler...
    Kış turizmi tesislerimiz ancak bir grup "elit insana" hizmet edebilecek ölçeklerde...
    Bir zamanlar havayolu ile seyahat edebilmenin bir kısım ayrıcalıklı insana özel olduğu gibi buralar da, çok parası olanların gidebildiği mekanlar olmaktan çıkamıyor bir türlü...
    Oysa, yüzölçümünün yarısı kadar bir alan içinde 1500- 3000 metre arası bir yükseklikte, kış turizmine uygun dağlara ve kayak yapmaya uygun kaliteli kar varlığına sahip bir ülke Türkiye... Marmara'dan Doğu Anadolu'ya, Karadeniz'den Akdeniz'e kadar üç-dört ay kar tabakasının üzerinden eksik olmadığı dağlarımız var. Buna rağmen, her türlü potansiyelimiz olduğu halde bugüne kadar bunu kullanmakta çok geciktik.
    Ülke olarak kış turizminde çok gerilerde duruyoruz.
    Halbuki ülkemizin dörtte üçü dağlık alan... Yılın yarıdan fazlası karlarla kaplı gerçekten güzel pistlere sahip olan bölgelerimiz var. Ancak, mevcut sportif tesisler de, konaklama tesisleri de yetersiz olunca ihtiyaca cevap veremiyoruz. Fiyatlar da tavan yapınca bu sektörden ülke olarak elde etmemiz gereken maddi kazancı elde etme şansımız olmuyor.

    Milyarlarca dolar
    Olaya, turizm açısından, özellikle bu işe önem veren ve kafa yoran ülkeler bazında baktığımızda, ortalama bir vatandaşının da bu hizmetlerden yararlanabileceği şekilde hizmet üretiklerini, yeni yeni yatırımlarla kış turizminden milyarlarca dolar kazandıklarını görüyoruz.
    Aslında bizde de birçok yerde yeni yeni tesisler yapılmaya başlandı.
    Daha büyük ve profesyonellere hitap eden dağlarımızda ise modern tesisler yükseliyor.
    Kış turizm merkezlerinden, Bursa- Uludağ, Kocaeli-Kartepe, Bolu-Köroğlu- Kartalkaya, Kastamonu-Ilgaz, Kayseri-Erciyes, Erzurum-Palandöken, Erzincan-Ergan, Kars-Sarıkamış daha rağbet görürken; Davraz- Isparta ve Saklıkent-Antalya gelişen bölgeler arasında yer almaya başladı. Örneğin;
    Kayseri Belediyesi Erciyes Dağı'nı yeniden planlayarak olimpiyat düzenleyecek pistlere kavuşturdu. Buradaki pistler ve oteller, Avusturya ve İsviçre Alpler'indeki tesislerle yarışacak düzeyde...
    Yine Erzurum, Palandöken'in yanına Konaklı'da, profesyonellerin keyif alabileceği kilometrelerce uzunlukta pistleri olan yeni bir alan açtı.
    Kastamonu ise, Ilgaz'da çok kısa olan pistlerini yine profesyonellerin keyif alabileceği pistlerle donattı.
    Ne yapılabilir?
    Bizim sıkıntımız biraz da, bahsetmeye çalıştığım gibi bu sporun ekipmanlarının pahalı olması sebebiyle halka inememesinde...
    Burada belediyelerimize, Spor Bakanlığımıza ve valiliklerimize büyük sorumluluk düşüyor. Halen yapılıyor mu bilmiyorum; bir zamanlar amatör kulüplere ve okullara, top ve forma dağıtılırdı. Tıpkı bu uygulamada olduğu gibi, en azından kış mevsimini iliklerine kadar yaşayan bölgelerdeki çocuklara, kış sporlarına ait malzemeler dağıtılarak bu sporun ülkemizde gelişmesi için bir adım atılabilir.
    Birçok bölgede büyük yatırım maliyeti ve bakım gideri gerektirmeyen teleski tesisleri kurmak ve buralarda yerel halka hizmet vermek de mümkün...
    Bu yatırımlar, yerel yönetimlerin boyunu aşmayacak son derece ekonomik ve işletmesi kolay tesislerdir.

    İmkan ve insan var
    Ülkemizde ilk ve orta dereceli okullar, her yıl Ocak sonu itibari ile hep birlikte tatile girmekte...
    Aynı tarihte tatil yapmak yerine, kış turizminden maksimum faydayı elde etmek amacıyla bölgelere ayrılıp, ilkokul ve orta dereceli okullar birer hafta arayla tatil yapılsa olmaz mı?..
    Bu durum neyi getirecek derseniz; turizm merkezlerinde bir anda yığılmayla oluşan yoğunluk, haftalara uzayacak, böylelikle hem fiyatlar astronomik olmaktan çıkacak, hem daha fazla insanımız bu etkinliklerden faydalanacak, hem de ekonomik anlamda büyük bir sirkülasyon yaşanmış olacaktır.
    Tabii bu konu, Milli Eğitim Bakanlığı tarafından çok iyi araştırılması gereken bir konudur.
    Kış sporları için imkan da insan da mevcut.
    Bütün bu çalışmaların sportif anlamda kazandıracakları ise hepsinden daha önemli... Örneğin;
    2011 Universiade (Dünya Üniversitelerarası Kış Oyunları) ile Erzurum'un boyut atladığı ve bunun bir sinerji yarattığı gerçeğini görmezden gelmemiz lazım.
    Yine, Rusya'nın 2014'de düzenlediği Kış Olimpiyatları sayesinde Soçi'nin, bir kış turizm merkezi haline gelmesi de duruma iyi bir örnek teşkil eder.
    Kış sporlarında, Avrupa ve dünya şampiyonalarına baktığımız zaman ise neredeyse sporcumuz yok gibi... Olimpiyatlarda da durum farklı değil; sembolik katılımlar sağlamaktayız. Ne kadar çok gencimiz bu sporla ilgilenirse, aralarından yeteneklileri çıkarmak o kadar kolay olur.
    Dolayısı ile bu yatırımlar ekonomik kazanımlarımızın yanında bizlere sporda da madalya olarak dönecektir.
    Kış sporlarında Türk tarihinde bugüne kadar aldığımız tek madalya, 2011 yılında Erzurum'da gerçekleştirdiğimiz Üniversiade Kış Oyunları'nda Alisa Agafonova- Alper Uçar çiftinin çiftinin buz pateninde kazandığı altın değerindeki gümüş madalyadır.
    Hiç madalya beklentimizin olmadığı bir zamanda ülkemize gelen ve organizasyonu süsleyen bu madalya anındaki sevincim, gururum, ruh halimi anlatan fotoğraf ise hala hafızalardadır.
    Ülkemiz hem insan ve hem de imkan bakımından bir çok ülkenin kıskanacağı kadar zengin...
    Kültür ve Turizm, Milli Eğitim ve Gençlik ve Spor Bakanlığı'mızın işbirliği ile aşılamayacak zorluk olduğunu da bilmekteyiz. Bu işi başarırsak, kış olimpiyatlarında madalya için yarışacak ve kazanacak sporcuları da çıkarırız.

    FİLENİN SULTANLARI'NIN İSİM BABASINI KAYBETTİK
    Türkiye Spor Yazarları Derneği Genel Sekreteri meslek büyüğüm Mustafa Yener'i tam da 10 Ocak Çalışan Gazeteciler günü, geçirdiği kalp krizi sonucu 65 yaşında kaybettik.
    TRT başta olmak üzere uzun yıllar Türk sporuna ve medyasına emek veren usta gazetecinin, güreş ve voleybol karşılaşmalarına hayat veren sesi kulaklarımızdan hiç gitmez.
    Baş pehlivanlarımızı, şampiyonlarımızı onun sesi ile tanıdığımız Mustafa Yener ağabeyimiz, 2007 yılındaki seçimde Güreş Federasyonu Başkanlığı'na da aday olmuştu.
    Özellikle, Kadın Milli Voleybol Takımı'mızın 2003 yılındaki Avrupa zaferini anlatması ve Filenin Sultanları' nın isim babası olması da kendisi gibi hiç unutulmayacak.
    'Salto' ve 'Manşet Voleybolun Sesi' dergilerini de çıkaran duayen gazeteciye Allah'tan rahmet; ailesine, yakınlarına, TRT ve TSYD başta olmak üzere tüm spor ve basın camiasına baş sağlığı dilerim.