Web Sürümüne Geç

    Rakibi öpemedi!

    Cuma 21.05.2010

    Daum, sezonun ikinci yarısında da savaşan, goller atan, başkan Yıldırım'ın sözünü verdiği gibi "rakibini öpen" takımı bir türlü oluşturamadı. F.Bahçe'nin bir sistemi bile yoktu

    Sarı-lacivertli yönetim, Semih'in haberi olmadan opsiyonu kullanarak milli futbolcunun sözleşmesini uzatınca kızılca kıyamet koptu. Semih, kulübü Futbol Federasyonu'na şikayet etti. İşte o günden sonra başkan Aziz Yıldırım, milli futbolcunun üzerini çizdi. Apar topar Semih'in kaptanlık görevi alındı. Takımın ağır toplarından olan Semih o günden sonra ilk 11'de hiç forma giyemedi. Semih o günleri şöyle anlatıyor: "Çok çalışıyordum. Antrenmanların yıldızı olduğumu söyleyebilirim. Ama hoca bana bir türlü ilk 11'de şans vermiyordu. Sezon sonunda sözleşmem biteceği için menajerimden as takımda oynayabileceğim bir kulüp bulmasını istedim. Artık genç bir oyuncu değilim. Benden daha kötüsü ilk 11'de oynarken benim kulübede oturmam içimi acıtıyordu. Bir gün avukatım beni aradı ve kulübümün sözleşmemi benden habersiz uzattığını söyledi. Buna çok kırıldım. En azından bana sormaları gerekiyordu." "Birkaç yöneticiyle telefonda görüştüm. Hepsi adeta beni başından atmaya çalışıyordu. Bunun üzerine durumu federasyona bildirdim." "İş basına yansıyınca bir anda kaptanlık görevimden alındım. Maç primi almamam için kadroya bir daha hiç giremedim."

    Kelepçeli seks partileri
    Takım içerisinde huzursuzluklar sürerken bazıları bu durumdan hiçte rahatsızlık duymuyordu! Colin Kazım'ın başını çektiği grup, 'vur patlasın çal oynasın' modundaydı. Anadolu yakasındaki otelleri mesken edinen bu ekip, kelepçeli seks partileri veriyor, takımın durumuyla hiç ilgilenmiyorlardı. En sonunda skandal medyaya yansıdı. Sezonun ilk yarısını kör-topal tamamlayan sarı-lacivertli yönetim, kendi futbolcusuna sahip çıkamıyordu. İdari menajerlik pozisyonundaki boşluk ilk kez bu kadar kendisini göstermişti. Kazım, Önder, Lugano, Vederson ve Bilica, profesyonelce yaşamıyorlardı. Ancak günah keçisi sadece Kazım oldu. Milli futbolcu kendisini bir anda Fransa'nın Toulusue takımında buldu. F.Bahçe yönetimi, Kazım'ı kiralayarak bir büyük sorunu daha halının altına süpürmüştü.

    Para krizi patladı
    Samandıra Tesisleri'nde ise tam anlamıyla bir para krizi yaşanıyordu. Başkan Aziz Yıldırım, hem prim ödemelerini, hem de transfer taksitlerini futbolculara ödemiyordu. 2 ay boyunca 5 kuruş alamayan sarı-lacivertli oyuncular bu duruma isyan etti. İdari menajer Hasan Çetinkaya'nın odası, para şikayetiyle gelen futbolcularla dolup taşıyordu. Çetinkaya durumu yönetime iletti. Başkan Yıldırım, "Önce adam gibi futbol oynayıp parayı hak etsinler. Ondan sonra ödeme yapacağım" cevabını verdi. Sezonun en önemli karşılaşması gelmiş çatmıştı: G.Saray maçı... F.Bahçe'nin Ali Sami Yen deplasmanında kaybedeceği 1 puan bile şampiyonluk umutlarını tamamen bitirecekti. Başkan Aziz Yıldırım bir karar verdi. Futbolcuların o güne kadar olan tüm alacaklarını hesaplarına yatırdı ve Samandıra Tesisleri'ne adeta kamp kurdu. Futbolcularla yatıp kalkıyor, takımı bir an olsun boş bırakmıyordu. Oyuncuların disiplinsiz hallerini yakından gören Yıldırım, Aykut Kocaman'ı yanına çağırdı. Yıldırım, "Nedir bu takımın hali? Herkes kendi kafasına göre takılıyor. Sen ne iş yaparsın?" diyerek Kocaman'ın yetkilerini bir anda elinden alıverdi. Yeni sportif menajerin ismi Aziz Yıldırım'dı! Bütün yönetim Samandıra'ya akın etmişti. Futbolcularla tek tek konuşarak dertleri dinleniyor, çözüm bulunuyordu. 2 milyon euro prim açıklanması en büyük motivasyon kaynağı oldu. Ve G.Saray derbisi geldi çattı. Damarlarına çokça Azizsilin zerk edilen F.Bahçeli futbolcular, çok iyi bir performans göstermese de galip gelmeyi başardı. Selçuk'un "uzaydan" şutuyla kazanan sarı-lacivertlilerde yeniden şampiyonluk şarkıları söylenmeye başlandı.

    Ancak Metin Şentürk görür
    O günlerde F.Bahçeli oyuncuların neşeli muhabbetleri rakibi kızdırıyor, ancak sarı-lacivertli taraftarları mest ediyordu. Soyunma odasında yapılan konuşmalar G.Saray maçlarının kolaylığı üzerineydi. Alex, "Ben 5 yıldır buradayım. 5 yıldır G.Saray'ı yeniyoruz. Benim uğurum galiba" deyince lafa giren Emre soyunma odasındaki herkesi gülmekten yerlere yatırdı: "Ben 10 yıldır profesyonel futbol oynuyorum. Daha G.Saray'ın Kadıköy'de Fenerbahçe'yi yendiğini görmedim." Volkan Demirel'in ağzından ise ertesi gün gazetelere manşet olacak sözler döküldü: "Fenerbahçe'nin Kadıköy'de yenildiğini ancak Metin Şentürk görür!"

    NEDEN GÖKHAN ÜNAL?
    Daum sezonun ikinci yarısında dasavaşan, goller atan, başkan Aziz Yıldırım'ın sözünü verdiği 'rakibini öpen' takımı bir türlü oluşturamadı. F.Bahçe'nin bir sistemi bile yoktu. Kendi evinde, mabet denilen Şükrü Saracoğlu Stadı'nda dahi tek forvetle sahayaçıkan sarı-lacivertliler, bir türlü taraftarla-rını memnun edemiyordu. Sarı-lacivertliler evinde oynadıkları Diyarbakır maçıyla birlikte inanılmaz bir dü-şüşe geçti. Arka arkaya Manisa, Bursa ve Belediye'ye puanlarkaybeden F.Bahçe'de çanlar,teknik direktör Daum için ça-lıyordu. 'Dahi' denilen Almanhoca bir türlü sistemi oturta-mamakla suçlanıyordu. Ancak ligin ikinci yarısında ençok konuşulan konu devre arası yapılan Gökhan Ünal transferiydi. Yedek kulübesinde Semih gibi değerli bir oyuncu varken Gökhan neden transfer edilmişti?Kulübeye yapılan bu transfer, F.Bahçe ta-raftarının beklentilerinin çok çok uzağındaydı. Daum öne geçebileceği maçlarda "Daum'luğunu" yapıyor, kriz yönetemiyordu. F.Bahçe'nin şampiyonluğu kaybetmesindeki en büyük etken de aslında buydu. Teknik heyet, önem derecesi yüksekmaçlarda adeta kendini kaybediyordu. Sistemi oturtamayan, doğru oyuncudeğişiklikleri yapmayan, her maçaaynı sistemle çıkan Alman teknikadam, F.Bahçe'nin açık ara yapma-sının önündeki en büyük engeldi.Sezon başından rekor kırarak 8'de 8yapan sarı-lacivertliler, spor kamuoyunca acımasızca eleştiriliyordu.

    Fenerbahçe düşmanlığı hortladı
    Fenerbahçe hem kazanmış hem de ezeli rakibini yarışın dışına itmişti. Çeyrek asırlık Türkiye Kupası hasreti de bitmek üzereydi. Ancak uzun süredir üstü kapanan ve bir anda açılıveren Fenerbahçe düşmanlığı yeniden hortladı. 17 takım karşısında tek kalınmıştı. Rakipler birbirlerinin şampiyonluğunu istiyor, "Yeter ki Fenerbahçe şampiyon olmasın" durumu hakim olmuştu. Bunun nedeni ise Aziz Yıldırım'ın oluşturduğu sevgisizlik ortamıydı. F.Bahçeliler ve diğerleri... 20 milyon taraftarı olan sarı-lacivertliler, hiçbir Anadolu takım taraftarının ikinci takımı olmayı başaramadı. Gidilen deplasmanlarda başta yönetimin olmak üzere takımın negatif tavrı, Fenerbahçe düşmanlığını körüklüyordu. Bu arada başkan Yıldırım; hem TFF'ye, hem de hakemlere savaş açtı. Basın yayın organlarında bu konudan başka bir şey konuşulmuyordu. F.Bahçe kendisinden başka herkesle kavgalıydı. Kadıköy'den başka sarı-lacivertli renklerin seveni kalmamıştı. Rakip futbolcular söz konusu Fenerbahçe olduğunda daha agresif ve hırslı oluyor, taraftarları ise hep bir ağızdan Fenerbahçe'ye galiz küfür ediyordu.

    AŞIRI GÜVENİYORDU
    Dün Aragones'ten bahsetmiştik. Bu seneki durumu özetlemek için elbette geçen seneye de bakmak gerekirdi. Son 7 yılda 6 kere Şampiyonlar Ligi için mücadele eden Fenerbahçe, bir tek Aragones döneminde dibe vurdu.
    Bu arada yapılan kongrede Aziz Yıldırım tekrar görev aldı ve üç yıllık şampiyonluk sözünü verdi. Bu söz çok tartışıldı, hâlâ da tartışılıyor. Yıldırım, şampiyonluğu kafasına koymuştu.
    Daum'la anlaştı, Kocaman'ı da sportif direktörlüğe getirdi. Mehmet Topuz ve Özer transferinden sonra Brezilya'ya giden Kocaman'ın; Santos ve Cristian'ın da işini bitirmesiyle kadro güçlendirildi.
    Sezona da iyi girildi. 8 maç arka arkaya kazanılırken her şey güllük gülistanlıktı. Galatasaray maçından sonra düşüş yaşandı. Alınan cezaları, stadın kapatılmasından sonra da kaybedilen puanları izledik. 3-1'lik Kasımpaşa mağlubiyeti de bu döneme denk gelir.
    İşler bozulurken ortaya Daum-Aykut anlaşmazlığı atıldı. Oysa ikisi de görev alanlarının dışına asla çıkmadı. Aykut futbol adamı, saha içinde çalışmayı sever. Hepimiz gibi onun da "Şöyle olsa daha iyi olurdu" gibi fikirleri vardır ama Daum'a bunları hiçbir zaman söylemedi, sahaya hiçbir zaman girmedi. Yakından biliyorum. Çünkü çoğu zaman tribünde maçları beraber izledik. Bu ikili ilişkide, saygı çerçevesinden asla dışarı çıkılmadı. İşler kötü giderken, birçok şey de su yüzüne çıkmaya başladı. Futbolcuların gece hayatları başlarına iş açtı. Önder ve Kazım, kadro dışı bırakıldı. Önder affedilirken, Kazım Fransa'nın yolunu tuttu.

    "Göreceksiniz" demişti
    Halbuki onlar da çok gerekli isimlerdi. Deniz'in yoklukta sağ açık oynatıldığını düşünürsek, Kazım'ın yokluğunun ne anlama geldiğini daha iyi anlarız... Ama kulübün prensipleri, verilen şampiyonluk sözünden çok daha önemliydi ve bu yüzden Kazım'la yollar ayrıldı.
    Her şeye rağmen devre güzel kapatıldı. Devre arasında transfer yapılması için çok baskı yapıldı. Galatasaray'ın yaptığı transferlere bakarak, Fener-bahçe'nin neden aynı şekilde hareket etmediği sorgulandı. Ancak bilmedikleri bir şey vardı; o da başkan Yıldırım'ın futbolcularına olan aşırı güveniydi. Dernek açılışı için Antalya'dayken bana da "Transfere ihtiyacımız yok. Bu kadro yeterli. İstediğim tek şey kenardakilerin de katkı yapması. O zaman şampiyonluk gelecektir, göreceksiniz" demişti.

    Sakatlık belaları

    Sivas deplasmanında da gene başkan Aziz Yıldırım ile beraberdik. "Bu maçı kazanırsak şampiyon oluruz" demişti. Çünkü ilk 11'de oynayan 6 futbolcusundan yoksun takımda kulübedekilerin ne yapacağını hep birlikte görecektik. Gerçekten çok iyi oynadılar, maçı da 5-1 kazandılar. Başkanın tahminleri, önündeki inanılmaz güzel fikstüre göreydi. Bu sefer de Daum, sakatlık belalarıyla uğraşmaya çalıştı. Sivas'ta Uğur Boral ile başlayan seride 6-7 futbolcunun birden oynamadığı mücadeleler seyrettik. Söylediğim gibi fikstür çok güzeldi ama Diyarbakır, Bursa ve Manisa maçlarında arka arkaya kaybedilen 7 puandan sonra kıyamet de kopmaya başlamıştı.





    Yükleniyor
    BİZE ULAŞIN