Web Sürümüne Geç

    Etkisiz Azizsilin

    23 Mayıs 2010, Pazar

    Başkan Yıldırım, Samandıra'ya el koymuş, 9'dan 9'a mesai başlamıştı. G.Saray'dan sonra Beşiktaş derbisi de kazanıldı. Ancak kupanın kaybedilmesi moralleri yeniden sıfıra indirdi

    Galatasaray maçını kazanarak rakibini yarış dışına iten sarı-lacivertlilerde şimdi hedefte Beşiktaş vardı. Yönetim yine tam kadro Samandıra Tesisleri'ndeydi. Tam bu sıralar Beşiktaş yönetimi maçın hakeminin kim olacağıyla ilgili mide bulandırıcı iddiaları ortaya attı. İddiaya göre maça "Fenerbahçe'nin istediği" bir hakem tayin edilecekti. Ezeli rekabetten çok maçın hakemi konuşulmaya başladı. Beşiktaş, futbol kamuoyunu etkilemeyi başarmıştı. Şampiyonluğa koşan Fenerbahçe'nin bunlarla uğraşacak hali yoktu. '

    Kuyucu' Bilica gölge düşürdü
    Samandıra'da başkan Yıldırım önderliğinde çalışmalara devam ettiler. Futbolculara çeşitli yasaklar geldi. Ama onları en çok rahatsız eden şey "sabah 9 - akşam 9" mesaisiydi. Karar kesindi. Hiçbir oyuncu bu kuralı bozamayacaktı. Evli oyuncular duruma isyan etseler de mecburen boyunlarını bükmek zorunda kaldılar. Ancak baskı onları bunaltmıştı. "Hata yapma" korkusuyla yatıp kalkıyorlardı. Nitekim sezon finali denebilecek Beşiktaş maçı gelip çatmıştı. Saracoğlu Stadı gelin gibi süslenmiş, taraftar tıka basa tribünleri doldurmuştu. Gençlerbirliği maçında icat edilen "Fener gol gol gol, şampiyonluk gidiyor" tezahüratı yerini, "Fener gol gol gol, şampiyonluk geliyor" çığlığına bırakmıştı. Ama o maçın en çok konuşulan konusu ne atılan gol, ne de galibiyetti. Bilica'nın penaltı noktasını ayağıyla kazması gündemin baş köşesine oturmuştu. Büyük umutlarla transfer edilen Bilica sezon boyu yaptığı hatalarla taraftarı çileden çıkarıyordu. Ama bu yaptığı affedilir gibi değildi. Tabii ki sadece rakip takımlar için. Maçın başında iyi oynayan, pozisyon bulan Fenerbahçe, son dakikalarda yürekleri ağızlara getirdi. Taraftarlar sezon başından beri "oh" diyerek bir maç bile izleyemedi. Bunda golü bulur bulmaz takımı geri çeken ve skoru koruma yoluna giden Daum'un payı büyüktü. Başkan Yıldırım'ın uyarılarına rağmen Alman hoca bundan hiç vazgeçmedi. Bu konuşmaların etkisi olmadı. Daum yine bildiğini okudu. Ancak onu haklı çıkaracak nedenler de vardı. Fenerbahçe uzun süredir gol yemiyor, yeni bir rekora imza atmaya hazırlanıyordu. Geçmiş döneminde Alman teknik adamla problemler yaşayan kaleci Volkan Demirel çok formda bir sezon geçirdi. Rakipler iyi oynamayan Fenerbahçe'ye gol atamıyordu. Sarı-lacivertli takım eleştirilmesine rağmen gol yemeden kazanmayı başarıyor, anlı şanlı yorumculara pabucunu ters giydiriyordu. Medya Fenerbahçe'deki başarının sırrını "Azizsilin" olarak gösteriyordu. Başkan takıma el koymuş, Fenerbahçe bir anda şampiyonluk potasına girmişti. Ya da herkes durumun böyle olduğunu zannediyordu! Sarı-lacivertliler tüm olumsuzluklara rağmen iki kupada şampiyonluğa koşuyordu. Çeyrek asırlık Türkiye Kupası hasreti bitmek üzeredeydi. Final Şanlıurfa'daydı. Maç öncesi bir konuşma yapan Daum, "Bu maçı kazanırsanız tarihe geçersiniz. Çeyrek asırdır alınamayan kupayı biz getirelim" diyerek futbolcularını ateşledi. Yönetim de "Kıskananlar çatlasın, tek büyük Fenerbahçe" tişörtleri bastırdı. Ancak Fenerbahçe öne geçmesine rağmen maçı kazanamadı. Futbolcular yanlış antrenman teknikleri yüzünden harap olmuştu. Ağır maç trafiğini kaldıramadılar.

    'ŞİKE' İDDİALARINA KARŞI PASİF KALINDI
    İşte o zaman ortaya atılan bir iddia yine haftanın en çok konuşulan konusu oldu: "Fenerbahçe, Trabzon'a kupayı verdi. Ligde de Trabzon Fenerbahçe'ye yatacak!" Bu korkunç iddia iki büyük kulübün üzerine atılmış büyük bir lekeydi. Rakiplerin amacı Fenerbahçeli oyuncuların konsantrasyonunu bitirmekti. Hemen ardından oynanacak Ankaragücü maçıyla ilgili ortaya atılan iddialarsa daha büyük bir şoka yol açtı. Fenerbahçe, bazı Ankaragücülü oyuncuları aramış, şike teklif etmişti! Maçın hakemi de sarı-lacivertliler tarafından bağlanmıştı!

    Futbolcuların ruh hali bozuldu
    Fenerbahçe yönetimi hiç vakit geçirmeden soluğu savcılıkta aldı. İddia sahipleriyle ilgili suç duyurusunda bulunuldu. Konuyla ilgili hiçbir yönetici tek kelime etmedi. Sadece resmi internet sitesinden bir açıklama yayınlandı. Yönetim bu kez pasif kalmıştı. Rakipler, sarı-lacivertlilerin şampiyon olmasını engellemek için her yola başvuruyor, yönetim krizi yönetemiyordu. Futbolcuların konsantrasyonu, ruh hali tamamen bozulmuştu. Artık bu durumun tamiri imkansızdı. Yapılan Samandıra ziyaretleri sonuç vermiyordu. Futbolcular 'Azizsilin'e bağışıklık kazanmıştı.

    Dentinho bir türlü gelmedi
    Devre arasında transferde tam yetkili olarak Aykut Kocaman görevlendirildi. Brezilya'ya giden Kocaman günlerce uğraşmasına rağmen Dentinho transferini bir türlü bitiremedi. İş bitirici bir yönetici yokluğu iyice kendini göstermişti.

    Daum bana kalp krizi geçirtecek
    YER: Samandıra Tesisleri.
    SAAT: 13.00
    AZİZ YILDIRIM: Yahu hoca neden golü bulunca takımı geri çekiyorsun? Her maç aynı sıkıntıyı yaşıyoruz. Bize kalp krizi mi geçirtmek istiyorsun?
    DAUM: Takım 3 kulvarda yarıştığı için erken form tuttu. Kondisyonumuz 90 dakikayı çıkarmaya yetmiyor. Ben de gücü ekonomik kullanmaya çalışıyorum.
    AZİZ YILDIRIM: Bu şimdi mi aklına geldi? Tepki alıyoruz. Artık gerekli skoru bulmadan takımıgeri
    çekme!

    KRAL YETMEDİ
    Güiza'da ısrar, Semih'in küstürülmesi hataydı. Gökhan Ünal'a da yeterli şansı vermeyen Daum, 4 kralla gol krizini çözemedi

    Taraftarlar için şampiyonluğun kaçmasında saha içindeki en büyük etken Daum'dan sonra Güiza'ydı. Daum bu konuda çok ısrarlıydı. Peki neden? Nöbet değişikliği olsa ne olurdu? Elbette bilemeyiz ama en azından Daum bazı maçlarda bu değişikliği yapmalıydı. Bence en büyük hatayı burada işledi. Aslında Güiza konusunu gündeme getirirken devre arasına dönmekte yarar var. Biliyorsunuz o dönemde ilginç bir Semih krizi yaşandı. Kulüp sözleşmeyi tek taraflı uzatırken, Semih de kulübü federasyona şikayet etti. İki tarafla da konuşma şansına sahip olduğum için o konuşmaların ana fikrini sizlerle paylaşabilirim (Gerçi o zamanlar da yazmıştım). Şekip Mosturoğlu da Semih Şentürk de kanuni haklarını kullandıklarını ve bunun da son derece normal olduğunu söylediler. Tabii bu kamuoyuyla paylaşılan söylemlerdi. Yalnız durum biraz farklıydı! Semih devre arası tatilini ailesiyle beraber Fransa'da geçirdi. Mosturoğlu, Semih'i aradıklarını ve ulaşamadıklarını, son güne kadar beklediklerini ve haklarını kaybetmemek için kanunda yeri olan yaptırımı uyguladıklarını söylemişti. Bunun üzerine apar topar İstanbul'a gelen Semih de kendi hakkını son günde kullandı. Burada bence kulübün bozulduğu nokta Semih'in son günü geçirmek için bir taktik kullandığı yönündeydi. Tuncay ve Aurelio'da menajerlerin, avukatların yüzünden darbe yiyen kulüp aynı hatayı tekrarlamak istemedi. Burada işin hukuki yönünü tartışacak değilim, sportif yönüne bakacağız. Kulüple Semih'in arası bozulmuştur, manzara hoş olmamıştır ve sahaya yansımıştır.

    Semih pes etti, savaşı bıraktı
    Semih'le araya duvar örüldü. Gökhan Ünal transferi yapılarak Semih üçüncü sıraya atıldı. Zaten belli bir süre geçince Semih de işi bıraktı. Daum hemen hemen hiç şans vermedi. Herkes Gökhan Ünal'ın gözüne bakar oldu. Ama o da doğru dürüst şans bulamadı. Oynadığı maçlarda çok kritik gollere imza atmasına rağmen o da Daum'un gazabından nasibini alarak kulübeden kurtulamadı. Halbuki en azından Trabzon maçında bu ikiliden birisinin (belki de ikisinin) "on dakika bile görev almasıyla şampiyonluk gelebilirdi" diyenlerin sayısı hiç de az değildi. Bence de doğru. Ceza sahasına çok top düştü ama o toplara yanıt veren çıkmadı. Neyse şu an amacımız son maçı yargılamak değil. Yazı dizimizin konusu: "Fenerbahçe şampiyonluğu neden ve nasıl kaybetti?" İşte neden ve nasılın yanıtı da en fazla forvet bölgesinde yaşanan olumsuzluklarda yatıyor. Trabzon maçından önceki 8 karşılaşmada kale gole kapatıldı. Daha da önemlisi Antep, Galatasaray, Beşiktaş, Eskişehir, Kayseri gibi güçlü takımlara karşı toplam 5 pozisyon verilmedi. Aslında bunu son Trabzon maçı için de söyleyelim. Buralarda verilen mücadeleyi alkışlarken, gol yollarındaki kısırlığa mutlaka çare bulunmasını ısrarla savunmuştuk. (Ankaragücü ve Kayseri hariç) maçlar hep 1-0 sonuçlanırken, olur olmaz şekilde kaçan pozisyonları, ezilen topları izliyorduk. İşte son final maçında Fenerbahçe'nin başını yakan yine bu gerçek oldu.

    On gol atılabilecek maç 1-1 bitti
    Rakibin 2 pozisyon bulduğu maçta ondan fazla gol atılabilecekken maçın 1-1 bitip şampiyonluğun kaçması tüm camiayı kahretti. İşte yukarıda anlatmaya çalıştığımız da sadece budur. Elinde dört gol kralı olan (Güiza, Semih, Gökhan Ünal, Alex) Daum, bu krallardan yararlanmasını bilemedi. Bursa, İstanbul BŞB mağlubiyetlerinden sonra her şey bitti denmişken takım nasıl ayağa kalktı ve son haftaya kadar geldi o da yarınki konumuz olsun.
    Yükleniyor
    BİZE ULAŞIN