Web Sürümüne Geç

    Seveni yoktu

    24 Mayıs 2010, Pazartesi

    Kimsenin sevmediği F.Bahçe'yi federasyon da sevmiyordu. Kulüpler Birliği de söz konusu F.Bahçe düşmanlığı olduğunda oybirliğindeydi!

    4 yıl önce Denizli'de şampiyonluğun kaybedildiği günü yaşayan Volkan Demirel takım arkadaşlarına o günü şöyle anlatıyor: "İnanılmaz bir gündü. Hakemin düdük çalmasıyla dünya başımıza yıkılmıştı. Kocaman bir boşluğa düştük. Allah o günü bir daha yaşatmasın. Hayatımın en kötü günü diyebilirim."
    İşte F.Bahçe'nin şampiyonluğu kaybetmesindeki en büyük nedenlerden biri, bu konuşmanın altında yatıyor. Futbolcular büyük stres altındaydı. Hata yapma, şampiyonluğu kaybetme korkusu rüyalarına giriyordu.

    F.Bahçe'nin üzerine oynuyordu
    Türkiye Kupası finalindeki Trabzon yenilgisinde stres, baş sorumluydu. Durumu fark eden başkan Aziz Yıldırım'ın maç sonrası soyunma odasında yaptığı konuşma hiç de onun tarzı değildi! Puan kayıpları sonrası fırtınalar estiren Yıldırım bu kez babacandı: "Çocuklar kaldırın başınızı. Dünyanın sonu değil. Bizim için önemli olan lig şampiyonluğu. Bunun için de önümüzdeki iki maçı kazanmamız gerekiyor. Herkes bu maçı aklından çıkarsın. Lige konsantre olun." Bu sözler, stresli futbolcuları bir miktar rahatlatsa da sorun tam olarak çözülememişti. "Dış etkenler" futbolcuların üzerindeki baskıyı arttırmak, psikolojik olarak onları bitirmek için ellerinden geleni yaptılar. Herkes Fenerbahçe'nin üzerine oynuyordu. Sarı-lacivertli oyuncular televizyon izlemese, gazete okumasa da dışarı çıktıklarında bu kez taraftar baskısıyla karşılaşıyorlardı. Bunu gören Aykut Kocaman, "tecrübeli" oyunculara takımı toparlama görevi verdi. Yerli futbolcularla Emre, Volkan ve Semih, yabancılarla Alex ilgilenecekti. Emre her idman sonrası birkaç arkadaşını aileleriyle birlikte yemeğe götürüyor, adeta beyin yıkıyordu. Gençlere tecrübelerini anlatarak, öğütler veriyordu. Barbekü partileri, sinema organizasyonları futbolcuların birkaç gün içinde "normale" dönmesini sağladı.

    Soruşturma dahi açmadılar
    Çok konuşulan Ankaragücü maçı gelmişti. Yönetim, futbolcular tam kadro Ankara'daydı. Sadece saha içi değil, şeref tribünü de gergindi. Yıldırım kendisini kapıda karşılayan Ankaraspor Başkanı Ahmet Gökçek'in yüzüne bile bakmadı. Bu tavrında haklıydı. Tribünlerde ise Ankaragücü-Bursa "dostluğu!" fazlasıyla kendini gösteriyordu. Her yer yeşil-beyaz renklere bürünmüş, tezahüratla da Bursaspor'un şampiyonluğu içindi.F.Bahçe sezon boyunca her maçını rakibiyle değil "rakipleriyle" oynamak zorunda kaldı. Tüm bu olumsuzluklara rağmen sahaya çıkan sarı-lacivertliler çok üstün performans göstererek rakibini adeta ezdi. Herkes suspus olmuş, kimsenin diyecek bir şeyi kalmamıştı. Mehmet Topuz, Güiza ve Cristian şike iddialarına, attıkları gollerle cevap verdi. F.Bahçe bir Sırat köprüsünden daha alnının akıyla çıkmıştı. Bu arada federasyon, şike ve hakem ayarlaması iddialarını uzaktan izlemekle yetindi. Günlerce konuşulan konularla ilgili tek bir soruşturma dahi açılmadı. Herkesin söylediği yanına kaldı. Bu da federasyon yetkililerinin, F.Bahçe'nin şampiyonluğunu istememesi olarak yorumlandı.
    Kimsenin sevmediği F.Bahçe'yi federasyon da sevmiyordu! Yönetim daha önce yaptığı açıklamalarla federasyonu karşısına almış, kulis faaliyetleri yürütemez hale gelmişti.
    Kulüpler Birliği de "Brütüs" doluydu. Oybirliğiyle Yıldırım'ı başkan seçtirenler, söz konusu F.Bahçe düşmanlığı olduğunda da oy birliğindeydi! Oysa Yıldırım yayın gelirlerini müthiş rakamlara çıkarmış, tüm Anadolu kulüplerinin cebinin dolmasını sağlamıştı. Peki, bu düşmanlığın nedeni neydi?
    Sorun; halkın takımı kavramını "Tek büyük Fenerbahçe" ile antipatikliğe taşıyan yönetimdeydi. Sarı-lacivertliler bir türlü rakiplerle dostane ilişkiler kurmayı beceremedi.

    Devlet memuru zihniyetinde
    F.Bahçe'nin şampiyonluğu kaybetmesindeki en büyük sorunlardan biri de takım içinden, Fenerbahçelilik ruhu taşıyan oyuncular çıkaramamak oldu. "Fazla profesyonel" olan takımda birçok oyuncu devlet memuru zihniyetine sahipti. Saha içinde takımı ateşleyen, kaybetmeyi kabullenmeyen oyuncu neredeyse yoktu. Tuncay'ın gidişiyle bu görevi üstlenmeye çalışan Emre; hem hakemlerin, hem de rakip takım taraftarının gözünde sevilmeyen adam ilan edilmişti. Sevilmeyen takımın, sevilmeyen futbolcusu...

    * * *

    YANILDILAR
    Devre arası (Gökhan Ünal hariç) transfere yanaşılmaması, Galatasaray'ın transfer zengini olması, devre lider kapatılmasına rağmen taraftarı küstürmüştü. İlk Denizli maçı 3-1, sonra deplasmanda Sivas 5-1 ile geçilirken, Bursa kupa maçındaki 3-0'lık skor, herkese "ne oluyor" dedirtmişti. Tabii o zamanlar anında "Azizsilin" laflarını dinlemeye başladık. İşler değişti... Ama ne olduysa ondan sonra oldu... Uğur Boral ile başlayan, Vederson ile devam eden sakatlık korosuna Mehmet Topuz, Özer, Baroni, Semih, Ali Bilgin ve Lugano da katılınca işler değişti. Zaten müzmin sakat olan Deivid ile devre arasında gönderilen Carlos ve Kazım da bu gruba katılınca takımın en çok iş yapan bölgesi olan kanatlar kırılmış oldu. Bekir sağ bek, önde Gökhan Gönül, Deniz sol, önde Santos'lu takım elbette bir şey yapamazdı. Son saniyede kurtarılan Diyarbakır, Manisa beraberliklerine, Bursa ve Belediye mağlubiyetleri eklenince ortalık ana baba gününe döndü. Tahmin edersiniz; o dönemde Azizsilin'den de bahseden yoktu. 0-0 biten Gençlerbirliği maçından sonra şampiyonluk gitti diyenlerin dikkat etmediği bir nokta vardı. Sakatlar iyileşmiş, nihayet ideal kadro kurulmuştu. "Antep ve Galatasaray maçlarını bekleyin, lig değişecek" yazılarımıza "Umut dağıtıyor" diyenler çıktı ama orada başlayan seri, lig sonuna kadar devam etti. Takım bu maçlarda çok pozisyon bulup az atarken, rakiplerine ise hemen hemen hiç pozisyon vermiyordu. Sahada topyekün bir mücadele izliyorduk. Son maçta mı kaçtı? " Başkan Aziz Yıldırım ve yönetimi Samandıra'ya kamp kurdu, alacaklar ödendi de böyle oldu" diye, bu dönemi geçiştiremeyiz. Çünkü Yıldırım ve yönetim Samandıra'dan hiçbir zaman çıkmadılar, alacaklar da çok kısa bir süre hariç hep zamanında ödendi. Futbol adına gerçekler nedir, onu da yarın işleyelim. Bir de "Şampiyonluk son maçta kaçmıştır" diyenlere katılmıyorum. Neden mi? O da yarına...

    Yükleniyor
    BİZE ULAŞIN