Web Sürümüne Geç

    Hazin sonu hazırladılar

    25 Mayıs 2010, Salı

    Denizli faciasını unutmayan Daum, 'şampiyonluk' kelimesini bile yasakladı Ama Yıldırım ve yönetimin tam tersi davranışları, hocanın planını bozdu

    Daum, antrenmanlarda sadece as takım futbolcularıyla yakından ilgileniyor, diğerlerinin yüzüne bakmıyordu. Onun için varsa yoksa ilk 11 oyuncularıydı. Sadece sakat ve cezalı olursa kulübeye bakıyor, yedek oyuncuları küstürüyordu. İdmanlarda iyi performans gösterip formayı hak edenleri kadroya dahi almayan Daum, adil olmadığı gerekçesiyle takım içerisinden eleştiri alıyordu. Yedekler, "Ağzımızla kuş tutsak bile 11'de oynayamıyoruz. Biz de bu takımın oyuncularıyız. Bu ayrım niye?" diyerek kazan kaldırdı. Ancak Daum, bu yeniçeri ayaklanmasını gönderilen Kazım'ı örnek göstererek bastırdı! Dışarıdan her şey güllük gülistanlık gibi görünse de takımın içi karmakarışıktı. Şampiyonluk için muhakkak kazanılması gerekilen Trabzonspor maçından bir gün önceydi.
    Daum, tesislerde "Şampiyonluk" kelimesinin konuşulmasını yasaklamıştı. Denizli'de son maçta şampiyonluğu kaybeden Daum, bu kez dikkatliydi. Ancak başkan Yıldırım'ın daha şampiyon olmadan ofisinin dış cephesine F.Bahçe bayrağı astırması, resmi siteden yapılan, "Çubuklu formalarınızla bu maça gelin" çağrısı, Daum'un planını bozdu. Kulüpteki bütün yöneticiler, şampiyonluk kazanılmışçasına davranıyordu.

    Denizli maçını izlettirdi
    Daum maçtan önceki gece, Denizli'de kaybedilen şampiyonluğun görüntülerini takıma seyrettirdi.
    O günü yaşayanlar, arkadaşlarına detaylı bir şekilde anlattı. O kara gün bir daha olmamalıydı.
    Maç sabahı, ilk talihsizlik yaşandı.
    Takımın olmazsa olmazı Emre midesini üşütmüş, oynaması zor görünüyordu.
    Daum onu odasına çağırıp durumunu sordu. Emre, "Oynamak istiyorum ama kendimi hiç iyi hissetmiyorum. Siz beni kadroya alın, duruma maç saati bakarız.
    Bu halimle çıkıp kötü oynarsam kendimi affetmem" cevabını verdi.

    "Telefonlar kapatılsın"
    Kadıköy mahşer yeri gibi... İğne atsanız yere düşmez. Taraftar şampiyonluğa inanmış, şarkılar söylüyor, henüz "kazanılmamış" şampiyonluğun kutlamaları başlamış!
    Takım otobüsü Samandıra'dan çıkarken futbolcular oldukça gergindi.
    Durumu fark eden Daum, futbolcuların telefonlarının kapatılması talimatını verdi. Otobüsün hoparlörlerinden F.Bahçe marşları çalıyor, bu durum futbolcuları motive ediyordu. Oyunculara, "Bu gece kimseye söz vermeyin. Başkan Papermoon'u kapatmış. Eğleneceğiz" haberi geldi. Henüz kazanılmamış şampiyonluk için eğlence organizasyonu yapılması futbolcuların gerilimini daha da arttırdı.

    Semih kahraman olmasın diye
    Rahatsızlanan Emre, kendini iyi hissettiğini söyleyince son dakikada kadrodaki yerini aldı. Ve Fenerbahçelilerin yıllarca unutamayacağı maç başladı. Sarı-lacivertliler maçın mutlak hakimiydi. Sürekli eleştirilen Güiza bile gol atmıştı.
    Ardından Trabzon, Burak'ın bal golüyle beraberliği sağladı. F.Bahçe saldırıyor, top bir türlü 3 direğin arasına girmiyordu. Ancak Daum şampiyonluğun kazanılması için gereken hamleyi yapamadı. Güiza'yı çıkaran Alman çalıştırıcı yerine Gökhan Ünal'ı alarak şampiyonluk golünün atılmasını bekledi. Üvey evlat Semih, "Başkanın talimatıyla" oyuna sokulmadı. Çünkü Semih şampiyonluk golünü atarsa kahraman ilan edilecekti. Oysa Yıldırım onun ipini haftalar öncesinden çekmişti. Semih'in kahraman olmamasını, F.Bahçe'nin şampiyonluğundan üstün görenler, sarı-lacivertlilerin hazin sonunu hazırladı. Yapılan onlarca hücum girişimi sonuç vermedi.

    Olmadı, olmadı, olmadı...

    Bir anda sezonun en çok konuşulacak ve F.Bahçe'nin şampiyonluğu kaybetmesindeki engellerden biri olarak sayabileceğimiz anons krizi kendini gösterdi. Bitime 1 dakika kala statta yankılanan o ses, F.Bahçeli oyuncuların top çevirmesine ve geri çekilmesine yol açtı. Bursaspor, Beşiktaş'la berabere kalmış ve bu sonuçla F.Bahçe şampiyon olmuştu! Bir kendini bilmezin yaptığı anons, kaybedilen şampiyonluğun kutlanmaya başlanmasıyla sonuçlandı.
    Oysa gerçek Bursa'nın şampiyon olduğuydu.
    Bunun anlaşılmasının ardından Kadıköy'e kara bulutlar çöktü.
    Şok büyüktü. Tribünler yanıyor, taraftar suçlunun kendilerine verilmesini istiyordu. Geç saatlere kadar süren olayların ardından kaybeden yine F.Bahçe olmuştu. "F.Bahçe şampiyonluğu neden kaybetti?" yazı dizimizde sizler için sezon başından bu yana yapılan yanlışlıkları anlatmaya çalıştım.
    Yorum yapacak, yaşananların içinden
    sorumluyu bulacak sizlersiniz.

    * * *
    MUCİZENİN ADI!
    Şampiyonluğun kaçması mucizeye bağlıydı. Daum, bunu gerçekleştirdi. Camia, onunla 2. kez büyük üzüntü yaşadı

    Şampiyonluk son maçta kaçtı" sözüne katılmıyorum.
    O maça kadar yaşananları bir kenara atamayız. Fenerbahçe kötü gidişten nasıl dönüş yaptı, ilk önce ona bakmak gerek.
    Samandıra'da işler iyi gitmiyordu. Gruplaşmalar hat safhadaydı.
    Bazı futbolcular ispiyonculukla suçlanıyordu, yüzlerine açıkça söylenmese de tavır alınıyordu.
    O dönemlerde Fenerbahçe yazarları bu konuyu, "Konuşuyoruz ama ne olur bu söylediklerimiz başkanın kulağına gitmesin diyorlar" cümlesiyle dile getiriyordu.
    Medyanın F.Bahçe'yi acımasızca eleştirdiği dönemlerde bazı futbolcular yerden yere vurulurken, bazılarının dokunulmazlığı takımda büyük rahatsızlık yaratıyor, odalardaki tartışmalar büyüyordu.
    Aslında başkan ve yönetimin Samandıra çıkartması denilen günler, o zamana denk gelir. Ama futbolcular bu işi aralarında halletmek zorundaydı. Başta Alex ve Emre olmak üzere duruma el konuldu. Geçici de olsa birlik sağlandı ve arka arkaya galibiyetler geldi.
    Bir başka gerçek de Fenerbahçe'nin rakip olarak Bursaspor'u değil Galatasaray ve Beşiktaş'ı görüp stratejisini ona göre çizmesiydi.
    Bursa maçı erken oynandı. Eğer rakip olarak görülseydi 2-0'dan 2-2'ye gelen maçta, ikili averajda öne geçmek için son golü 90. dakikada 4'e 1 kalarak yemez, en azından beraberliği garantiye alır ve şampiyon olurdu. Çünkü Bursa'daki maçı Fenerbahçe 1-0 kazanmıştı.
    Gene kimsenin üstünde durmadığı sakatlıklar konusu var ki çok önemli. Puan kayıpları, 6-7 kişinin aynı anda sakat olduğu dönemlerde yaşandı. Ertuğrul Sağlam'ın sezon boyu sadece Sercan'ın adale sorunuyla uğraştığını varsayarsak, kadro çıkarmakta zorlanan Daum'a bu konuda hak vermek gerekir.
    İlginçtir; bunların çoğu adale sakatlıklarıydı. Koch'un antrenmanlarından şüphemiz yoksa, bu demektir ki artık futbolcuların özel hayatları mercek altına alınmalı.
    Maç çıkışı bir delege ağabeyimizin değdiği gibi: "Yazıktır, günahtır.
    Koca şampiyonluklar 3-4 futbolcunun işgüzarlığı ile kaçıyor."
    Aslında lig, en sonunda gene de F.Bahçe'nin istediği noktaya gelmişti. Galatasaray ve Beşiktaş ekarte edilmiş, son haftaya da lider girilmişti.
    Üstüne üstlük maç Kadıköy'deydi. Büyük farkla bitmesi gereken maç 1-1 sona erdi. Şampiyonluğun kaçması mucizeye bağlıydı! Bu gerçekleşti.
    Aslında mucizenin diğer adı da Daum'du. Orta sahayı 4-5 kere geçen rakipleri karşısında Semih ve Gökhan Ünal'ı kulübede unutması ilginçti. Koskoca camia aynı teknik adamla, ikinci kez (Denizli) büyük üzüntü yaşamış oldu.

    Kalite artırılmalı
    7 yılda üç şampiyonluk kazanıldı, üçü de son dakikada kaçırıldı.
    Kılpayı kaçan şampiyonluklar büyük travmaya neden oluyor.
    Üzüntü elbette vardır ve yaşanacaktır.
    Ama artık öne bakmak gerekir.
    Özellikle yabancı transferlerde ikinci sınıf futbolculardan vazgeçilmeli. Aslında kadro lig için yeterli, bunu gördük ama artık Şampiyonlar Ligi'nde başarılı olma zorunluluğu vardır. Çünkü oralarda o lig için pis, şaibeli, lekeli diyecek adamlar yoktur. Bence en güzel ders, basın toplantılarıyla değil bu şekilde verilmelidir
    Yükleniyor
    BİZE ULAŞIN