Web Sürümüne Geç

    Sivas'ta maç oynatmak cinayet

    06 Mart 2012, Salı

    Özkahya maçın oynanmasına nasıl izin verdi inanamadım! 22 futbolcunun sağlığı da ona emanet. Birisi 'Oynatmıyorum' deme cesaretini göstermeli

    * Galatasaray, 10 saat süren yolculuk ve kötü zemine karşın Sivas karşısında farklı bir galibiyet aldı. Üstelik Sivas sahasında 13 maçtır yenilmiyordu. Galatasaray'ın futbolu ile ilgili neler söyleyeceksiniz?
    Maç sonrası beni en çok etkileyen şey; Lig TV'de Şansal Büyüka ve Fatih Terim'in konuşmaları oldu. İkisine de bayıldım. Maçın skorunun ötesinde 'Türk futbolcusunun böyle bir sahada oynamaya mecbur edilmesine' isyan ettiler. Bunun önüne geçilmesi lazım.
    UEFA'nın 'kulüp lisansı' diye bir sistemi var. "Bu şartlara uymayan benim ligimde oynayamaz" diyor. Türkiye Futbol Federasyonu da kendi standartlarını açıklamalı; 'Bu standartlara uymayan benim ligimde oynayamaz' demeli. Mesela; Süper Lig'e yükselmek için Bank Asya Ligi'nde şampiyon olmak yetmez. Stadın da standartlara uyacak.
    Ben aynı gün İngiltere'de maç seyrediyorum ki İngiltere'de havanın güzel olduğu günler enderdir ama adamlar sanki halı sahada oynuyorlar. Finlandiya, Norveç, İsveç'in en kuzeylerine gittik; halı gibi sahalar... Almanya, Polonya öyle... Böyle bir saha yok.
    Markus Merk, Türkiye'yi ve Türkiye'nin ekonomik durumunu da biliyor; inanamadı Sivas'taki sahayı görünce... "Sivas, acaba İstanbul'dan çok iyi bir takım geliyor. Futbol oynamasını engellemek için 'sahayı bozalım' diye mi düşündü" dedi. Aklı almadı. 'Dünyada saha bakımı ve çim bakımı bu kadar gelişmişken Galatasaray gibi bir takımın böyle bir sahada oynamaya mecbur edilmesini' adamın aklı almadı. "Herhalde bilerek yaptılar" dedi.

    NASİHATLE BU İŞ OLMAZ

    Biz bundan 50 sene evvel böyle düşünüyorduk. Bir Avrupa takımı gelirken, stadı arazöz ile suluyorduk. İnönü Stadı'nın zemini o zaman topraktı ve sulanarak bataklığa çevriliyordu. Ama yıl 2012!..
    Bir kulübün milyonluk ayakları, bu işle hiç alakası olmayan adamlara ya da o stat Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü'nün ise alakasız bir siyasi atama gelen il müdürüne emanet edilir mi?
    Fatih Terim, "Maçın sonucu önemli değil. Ben hasarı merak ediyorum. Bakalım İstanbul'a kaç hasar ile döneceğiz!" dedi. Bunun artık önüne geçilmesi lazım. Bakımlı sahalara sahip olmak masraflıdır. Ama futbolcular da pahalı...
    O maçı yayınlamak için 400 milyon dolar alıyorsun. Bunun yolu da nasihat falan değil. Aynen UEFA'nın getirdiği gibi, 'Benim standardım budur. Bu standartta sahan yoksa ligde oynayamazsın' demeli.
    Diyelim ki; sahan sezon içinde bozuldu. Federasyonun gerekli adamları gider. 'Bu saha maç yapılacak standartta değil' der. Mesela Sivas, sahasını düzeltene kadar stadında maç oynayamaz. Sivas'a en yakın uygun saha nerede varsa orada oynar. O zaman görelim bakalım. Gerek Şansal'ın, gerek Fatih'in 4-0'lık bir deplasman galibiyetinden önce bunları konuşması gerçekten çok önemli. Bu bilince herkes sahip olduğu zaman bu sahalar düzelir. Biz de onun bunun sahasına ağzımız sular akarak bakmayız.
    Hakem Halis Özkahya maçın o sahada oynanmasına nasıl izin verdi, inanamadım. Topun zıplaması yeterli kriter değil. 'Bu sahada futbol oynanması cinayettir. Oynatmıyorum' diyebilmeli. Hakem sadece topla ilgili değil. Top zıpladı tamam! Sahadaki 22 adamın, sağlığı da hakeme emanet. Tekme atıp, ayağını kırdığı zaman kırmızı kart çıkarmayı biliyor da o saha benim ayağımı kırarsa kırmızı kart çıkarmayı niye bilmiyor! Bir hakemin bu cesareti göstermesi lazım. 'Ben bu maçı burada oynatmıyorum arkadaş! İsterseniz mahkemeye verin' demesi lazım. Şansal'ı dinledim, Fatih'i dinledim; bekledim ki gazeteler bu manşetle çıksın. 'Bu sahada bu maç nasıl oynanır?' diye... 'Galatasaray 4-0 kazandı, Galatasaray yine ateşlendi' palavraları yerine meselenin özüne inen bir başlıkla çıksınlar. Hayır; gazeteler aynı yoldan devam ediyor.
    Ahmet Çakar'ın yazısında bir cümle var: "Skora aldanmayın" diyor. 'Galatasaray'ın, Sivas'ı 4-0 yendiğini uzakta bir yerde duysan ya da Amerika'dayken sana mesaj gelse, zannedersin ki 'Galatasaray, Sivas'ı ezdi.' Bunu anlatıyor Ahmet Çakar. "Skora aldanmayın" diye... "Sivas iyi oynadı" diyor. Orada bir çelişki var. Sivas'ın iyi oynadığı gerçek ama iyi oynayan bir Sivas'ı hem de Sivas'ta 4-0 yendi Galatasaray...
    Bu da bir başka gerçek...

    KENDİ TUZAĞINA DÜŞTÜ

    Sivas'ın iyi oynaması Galatasaray'ın 4-0'lık galibiyetini gölgelemiyor. Tam tersine değerini artırır.
    Fenerbahçe, Gençlerbirliği'ne 6 tane attı ama sahada Gençlerbirliği yoktu.
    Ben hayatımda bu kadar kötü bir Gençlerbirliği görmedim. Oysa bu Sivas oynadı.
    Sivas, Fener maçında da oynamıştı orada da 4 yedi. Rıza'nın talihsizliği mi, nedir bilemiyorum ama Kadıköy'de de 4 gol yediler.
    Galatasaray, Beşiktaş'ı yenerken de 52. dakikaya kadar 2 şutu vardı. Burada da benzeri bir durum vardı. Maça fırtına gibi giren takım Sivas... Santrayı da geçmiyordu Galatasaray... Rakip kaleye vurduğu ilk top gol oldu. Orada Necati yoktu; Hagi vardı sahada... Tipik bir Hagi vuruşu... Lig TV, Hagi'nin gollerini ara sıra 'Bir efsane 10 gol' diye gösteriyor.
    Onlara dikkat edin.
    O gol beklenmedik bir gol... Galatasaray'ın kurup yarattığı bir gol değil. Tamamen Necati'nin bir pozisyonda bilerek ya da bilmeyerek, Hagi olsa kesin bilerekti de, Necati olunca pek emin değilim.
    Olağanüstü bir vuruş yaptı. Ona kimsenin bir diyeceği yok. İkinci gol; Markus'un deyimi ile Sivas'ın kendi tuzağına düşmesi... Tıngır mıngır gelen top o felaket sahada iki defa sekince, kendisine 'doğrudan gelecek' diye bekleyen kaleciyi şaşırttı.
    Topraktan yani kontrpiye değil. Kontrpiye ters ayak; burada ters toprak...
    Ujfalusi'nin golünü toprak attı yani...
    2-0 oldu ve ondan sonra yürüdü gitti maç... Sivas'ın baştaki güzel oyunu da kalmadı.
    Necati'nin golünün ardından sarsıldılar.
    Sen tek kale oynarken böyle beklenmedik bir gol yersen sarsılırsın.
    Ama ikinci gol bitirdi Sivas'ı...

    MUKAYESE EDİLMEZ
    * Fenerbahçe ve Galatasaray aldığı farklı galibiyetlerle birbirlerine nazire yaptı. Siz 'haftanın takımı' kimi seçerdiniz? Tabii 'haftanın golü' adayınızı da merak ediyorum: Stoch mu, Necati mi?
    Galatasaray'ın galibiyeti; Fenerbahçe'nin galibiyetinden çok kıymetli...
    Fenerbahçe kendi stadında, iyi bir sahada ve olmayan bir rakibe karşı oynadı. Galatasaray deplasmanda, çok kötü bir sahada ve çok iyi oynayan bir rakibe karşı oynadı. Değer açısından Galatasaray'ın galibiyeti daha önemli.
    Maç koşulları, havanın soğukluğu, o 10.5 saat süren yolculuğu... Galatasaray aleyhine olabilecek bu kadar koşulun olduğu maçı 4-0 kazanmak önemli bir şey.
    Gollere gelince; iki gol de çok güzel.
    Mukayese edilmemesi lazım.
    Farklı goller çünkü... Stoch'un ki büyük bir vuruş becerisi gerektiren bir gol. Çünkü aşağı yukarı kaleye yan dönük. Yarım dönerek vole vuruyor.
    Vole vuruşları zaten zordur, futbolun en zor vuruşudur bir de yarım dönerek.
    Kale karşıda değil. Vuruş tekniği açısından muhteşem bir gol.

    ZEKA İSTEYEN GOLDÜ

    Necati'nin ki zekâ golü... 'Hagi türü' dediğim ondan. Kalecinin önde olduğunu görüp, öyle bir aşırtma yapacaksın ki kaleciyi aşacak ama direği aşmayacak.
    Bu ikisinin arasındaki açı farkı yarım derece falandır. Gene vücut, gene vuruş ustalığı gerektirir tabii bu kadar hesaplı vurabilmek ama evvela o vuruşu düşünmek lazım.
    Yarım volede ayağına güvenip gözünü kapar, çakarsın. Öbüründe önce pozisyonu okuyacaksın, kalecinin önde olduğunu göreceksin, aşırtma şuta karar vereceksin ve sonra o düşündüğünü de gerçekleştireceksin. Onun için ikisi farklı goller.

    'BİZ DERBİYE KARIŞMIYORUZ' DİYEMEZLER
    Fenerbahçeli 3 oyununun cezalı duruma düşmesinin ardından Sivas maçında gözler sınırda bulunan 4 Galatasaraylı oyuncudaydı. Ancak cezalı oyuncu çıkmadı. Bence biraz eyyam yaptı hakem...
    Yani verebilirdi. Çıkardığı kartlara baktım, çıkartmadığı kartlara baktım.
    Gençlerbirliği maçında oynamasını engellemeyecek kartları çıkardı hakem... Kart sınırında olmadığı halde iki sarı üst üste görüp kırmızı kart alabilecek adamlar da vardı Galatasaray'da.
    Dördüncü sarıyı alabilecek adamlar da vardı. Ama onlara kart çıkarmadı.
    Hakem 'Bu Fenerbahçe-Galatasaray maçına ben karışmayayım. Onlar kendileri çıksınlar' dedi. Federasyon da aynısını yapacak. Taktik gereği sarı kart görenler ceza kuruluna gitmeyecek. 'Biz karışmıyoruz, ne halleri varsa görsünler' diyor hem federasyonumuz hem de hakemlerimiz.
    Ama bu doğru değil. Bir kuralı koyduysan uygulayacaksın. O zaman koyma!..

    İYİ PARA ALIYORLAR
    Bu konuda hakemin raporu da çok önemli...
    Selçuk Dereli "Tolga Özkalfa'nın 'Bilerek gördü' dediğini dudaklarından okuyabilirsiniz" diyor. Bu önemli bir iddia tabii... Ama bunu söyleyen hakem raporuna yazmıyorsa o da çok ayıp bir şey! Bunun adı eyyamcılık.
    Ama işte Galatasaray maçındaki hakem de eyyamcı... Türkiye'de eyyamcı olmayan hakem yok ne yazık ki!.. Çünkü bunları yapmadığın zaman sana kimse hesap sormuyor. Ama Alex'i rapor etsen ya da Ujfalusi'ye dördüncü kartı çıkarsan 'Vay efendim, yanlıştı, hataydı, bilmem neydi' diye ceza alabilirsin ve maç almayabilirsin.
    Bu da sana tonla paraya mal olur.
    Maç başına iyi para alıyor çünkü.
    Onun için hakemler yapmamayı tercih ediyorlar. Yapmadığının özrü var 'Efendim görmemişim.' 'Efendim atlamışım.' Öbürünün özrü yok. Öbürü hemen gazetelerde manşetlere çıkıyor. 'Hakem Galatasaray'ı sattı. Vay arkadaş Fener'i sattı' diye. Onun için boş veriyor.

    MANYAKLARDAN KURTULMALIYIZ

    * Derbiye bir hafta var ama gerginlik tırmanmaya başladı. Terim'in kızı Buse Terim de bundan nasibini aldı. Sivas maçı sonrası sosyal iletişim sitesinden 'Fener'i Ateş bastı' diye yazması sarı-lacivertli taraftarların tepkisini çekti.
    Futbol aslında bu!.. Şakalaşacaksın, gırgır geçeceksin, dalga geçeceksin. Murat Özaydınlı'nın "Bu 6-1 işaret mi acaba!" demesi hoş bir şaka. Bunu da yapmayacaksan...
    Buse'nin böyle yazması da hoş bir şaka... 'Biz ana avrat, din iman küfür etmelere' bir şey demiyoruz. 'Sahaya taşlar, şişeler bilmem neler, kurşunlar yağdırıyoruz' bir şey demiyoruz. Bu şekildeki şakalaşmalara tepki veriyoruz. Hayır! Futbol esas bu...
    Anlattım size; Türker (İnanoğlu) ağabey akşam saat 10'da aradı "Ağabey bir altı da bize mi atacaksınız!" dedim. Çünkü Fener, Gençlerbirliği'ne altı atmış, bir sonraki hafta da Galatasaray maçı var. Akla ilk gelen şey bu... Niye olmasın? Bu şakaların üretilmesini teşvik etmemiz lazım. Galatasaraylı da güler buna Fenerli de güler, Beşiktaşlı da güler. Necati arka arkaya goller atıyor. "Fener'i Ateş bastı" hoş bir ifade... Fener'in de Gençler'e altı tane atması üzerine "Bu bir hatırlatma mı?" O da hoş bir şey. Bu zekâları teşvik etmemiz lazım. Futbol bu. 'Futbolda düşmanlık yoktur, dostluk vardır, rekabet vardır' ne demek? 'Şakalaşmak' demek. Sen Fenerli, ben Galatasaraylıysam birbirimizle dalga geçeceğiz. Bunu da yapmazsan o zaman niye sen Fenerlisin, ben Galatasaraylıyım?

    MİZAHI ALKIŞLAMALIYIZ

    * Ne yazık ki Buse Terim'i hedef alan küfürlü mesajlar da vardı.
    Onlar manyaklar, onlar ruh hastaları.
    * Fenerbahçeli taraftarların bir kısmı da bu duruma tepki gösterdi.
    Galatasaraylılar da Özaydınlı'ya küfür ettiler. Ama bu manyaklardan kurtulmamız lazım. Şakalaşmayı, mizahı, espriyi alkışlamamız lazım. Şakayı da çıkarırsak o zaman rekabetin nesi kalır geriye? O zaman işte bu holiganlara teslim oluyorsun. Şişe atan, küfür edenlere teslim oluyorsun. Hayır! Şakalaşacağız tabii...
    Ben yarın Galatasaray, Fenerbahçe'yi yenerse Fenerli arkadaşımla dalga geçmeyecek miyim? Ya da onlar bizi yenerse, onlar benimle geçmeyecek mi?
    Ben onlarla, onlar benimle dalga geçmeyecekse nerede kaldı arkadaşlığımız, farkı takımları tutmamız? O zaman hepimiz Galatasaraylı olalım, hepimiz Fenerli olalım.
    Mizaha gülerek ve aynı mizahla cevap vereceğiz. Buse'nin dediğine ya da Murat Özaydınlı'nın dediğine aynı havada cevap verecek zeka yoksa sende o zaman küfür edersin. Küfür etmek acizlerin işidir, geri zekalıların işidir.
    Çünkü kolay! Beş tane küfür var ezberlemişsindir.
    Adamsan, kafan çalışıyorsa bu mizaha aynı mizahla cevap ver. Ben de onları alt alta koyayım. 'Fenerli böyle, Galatasaraylı böyle, Murat böyle, Buse böyle dedi' diyeyim herkes gülsün.

    DÜZELTME: Dünkü röportajda geçen "mahzur" kelimesi yanlış yazılmıştır. Sayın Uluç ve okuyucularımızdan özür dileriz.


    Röportaj: Bülent CAN

    Yükleniyor
    BİZE ULAŞIN