Web Sürümüne Geç

    Böyle futbol olmaz

    Böyle futbol olmaz
    Pazartesi 27.03.2012

    G.Saray aptalca oynuyor. Modern futbolda artık doldur boşalt, orta yok. Terim, F.Bahçe ve Sivas maçını iyi analiz etmemiş

    * Galatasaray ile Trabzonspor 1-1 berabere kaldı. Maçın geneline bakarsak daha iyi olan taraf Trabzonspor'du. Buna karşılık da son dakikada Galatasaray, Mehmet Batdal ile galibiyeti kaçıran taraftı. Karşılaşmayla ilgili neler söyleyeceksiniz ve Galatasaray'da bir düşüş görüyor musunuz?
    Belli oluyor ki Fatih Terim, Fenerbahçe maçını da Sivas maçını da iyi analiz etmemiş. Ben Sivas maçından sonra "Fatih Terim'in bir derse ihtiyacı var. O dersi almıştır herhalde" dedim ama gördük ki almamış. Aynı yanlış oyunu sürdürüyor.
    Trabzon iyi oynamadı. Galatasaray kötü oynadığı sürece karşısında oynayan takım iyi oynuyor. Sen topu rakibe bırakırsan, bu kadar kötü savunma yaparsan, orta sahada yok olursan birileri oynayacak. Fenerbahçe 2 attı. Trabzon 4 atabilirdi. Şenol Güneş haklı...
    Galatasaray'ın oyunu, rakip kendi kendine geriye yaslanınca başlıyor.
    Orta sahada Galatasaray zaten yok.
    Rakip geriye yaslanınca orta saha boş kalıyor. Boş kalan orta saha Galatasaray'a kalıyor. Orta saha Galatasaray'a kalıyor. Galatasaray yükleniyor da ne yapıyor!
    Korkunç, utanç verici bir istatistik var: Galatasaray'ın iki santrforundan bir tane şut yok maç boyunca! Bir tane şut yok ya! Trabzon, Galatasaray'ın üç misli şut atmış. Şut atmasına imkân yok Galatasaray'ın... Çünkü aptalca oynuyor. Deyimimden kimse alınmasın. Aptalca oynuyor!

    ÜST ÜSTE OYNUYORLAR
    Modern futbolda artık 'açıklardan doldur, boşalt', 'ortalamak' diye bir şey yok. 'Orta' diye bir şey yok. Pas vereceksin.
    Otuz tane orta yapacaksın birinin kafasına doğru çarparsa gol olacak, yirmi dokuzu rakip kaleciye, rakip beklere ya da auta gidecek.
    Böyle bir futbol oynanır mı ya!
    Fatih Terim bunu görmüyor mu? 'Kardeşim bu aptal ortaları yapmayın' demiyor mu? Yere indirdikleri zaman da ortada alanı daraltıyorlar.
    Kendileri daraltıyorlar. Üç metrenin içinde üç kişi paslaşmaya çalışıyor.
    Trabzon savunmasının kademeye girmesine gerek yok. Zaten bütün Galatasaraylı oyuncular üç metrenin içinde. Bir kişi yetiyor üçüne. Orada maçın simgesi bir pozisyon var: Necati ile Baros aynı topa vole atmaya çalışırken Giray vurdu topa... Yani bir stoper iki santraforu tutmaya yetiyor çünkü iki santrfor üst üste oynuyor zaten.
    Bir pozisyon olur ama bütün maçı böyle oynarsan kenarda duran hocanın 'Yahu arkadaşlar! Ortada bu kadar daralıp, rakip savunmanın işini kolaylaştırmayın. Açılın!
    Topu açın ki stoperler de birbirinden ayrı düşsün. Arada boşluklar yaratılsın.' Boş adam yok. Çünkü ortaya geldiklerinde birbirini marke ediyorlar.
    Kanata gittiklerinde topu aptalca kullanıyorlar.
    O zaman yetmiş dakika değil yüz yetmiş dakika tek kale oynasan ne fark eder? Yani bu kadar süre senin takımın tek kale oynuyor ve çift santrforunun bir tane şutu yok. Hocan bunu çözmüyor! O zaman nasıl satranç oynuyoruz biz?
    Ondan sonra da günahı Mehmet Batdal'ın üzerine yıkan sözleri var.
    İnanamadım! Mehmet Batdal dört tane Baros, dört tane Necati Ateş eder.
    İki senedir söylüyorum; Bu çocuk Türk futbolunun yeni Hakan Şükür'ü!
    Ama kimse sahiplenmiyor, kimse arkasında durmuyor. 'Dışarıdan gelen on para etmez yabancıları oynatacağız' diye...
    Çünkü ticaret onlarda! Menajerler yabancı getirip bize kakaladılarmı bol para kazanıyorlar. O kazandıkları parayla da ne yapıyorlar bilmiyorum.
    Ama hep onlar oynuyor, Türk çocukları kenarda...
    Ucuz onlar çünkü... 500 bin euro'ya bir adamı kakalamak nerede, 50 bin euro'ya bir adam vermek nerede!..
    Menajere düşen parayı şöyle bir hesaplarsan...
    Yabancıyı kakalamak her zaman çok kârlı bir iş...

    ŞÜKÜR'E SAHİP ÇIKTI
    Senin iki tane santrforun doksan dakika boyunca yapamadığını Mehmet Batdal oynadığı 10 dakikada yapıyor. O pozisyona giriyor ve o şutu atıyor.
    Kendisini o çocuğun yerine koyup bir düşünsün bakalım Fatih Terim...
    Bucaspor'dan gol kralı olarak geldiğinden beri Mehmet Batdal'ın başına gelenleri bir düşünsün! Biraz empati yapsın. Kendini Mehmet Batdal'ın yerine koysun ve o topa o çocuğun hangi duygular altında vurduğunu bir düşünsün.
    Benim bildiğim Fatih Terim o Mehmet Batdal'a sahip çıkardı. Hakan Şükür neler kaçırıyordu. O Hakan Şükür'ü beş sene sahiplendi. Hakan Şükür de o sahiplenmeyi ödedi sonunda...
    Şimdi bu laftan sonra Mehmet Batdal bir daha nasıl topa vuracak?
    Tekrar söylüyorum; Mehmet dört tane Baros, dört tane Necati eder. İkisini üst üste koy, ikisinden de iyi...
    Yazdım da ben ismen "Fatih hocam bu çocuğu sahiplen" diye. İşte sahiplenmesi bu! "Kötü vursa bile gol olurdu."
    Fatih Terim, bir düşünsün bakalım; geçen hafta Baros'un direğe attığı topla bu pozisyonu... Hangisi daha kolay! Mehmet Batdal yanda ve karşısında kaleci var. Baros boş kaleye vurdu. Direğe vurunca mesele yok da direğe vurmasa kaleciye vurursa mesele var öyle mi!..

    PLAY-OFF'TA YANACAK
    * İkisi de gol değil neticede...
    İnanamıyorum! Baros 'direğe vurdu' diye onu kimse 'kaçırdı' diye kabul etmiyor. O mesafede olup direğe vurulur mu ya!.. Hem de Baros gibi adam. Milli futbolcu, senelerden beri Galatasaray'da...
    Mehmet Batdal gibi itilmiş, kakılmış, sahipsiz gencecik bir zavallı değil. Baros'a laf yok, "Mehmet Batdal kötü vursa bile gol olurdu."
    Fatih Terim bu sene oyuncu harcama ustası. Sercan'ı bitirdi, Mehmet Batdal'ı bitirdi, Riera'yı bitirdi, Ceyhun'u bitirdi, Çağlar'ı bitirdi.
    Ondan sonra bunlarla oynuyor işte...
    Oynadıkları da bu...
    Rakip takım kendi kendisine gol atarsa, kendi kendisine 'yenilmek istiyorum' derse 'Galatasaray iyi oynadı' oluyor. Hakem bir şeyler yapıyor, 'Galatasaray iyi oynadı' oluyor.
    Tabelacı ya bizim medyamız.
    Galatasaray da dokuz puan önde ya... Maçları da kazanıyor ya en iyisi Galatasaray!
    Galatasaray talihli olsaydı, Şenol'un dediği gerçekleşir, Trabzon dört tane atardı. O zaman belki ders alınırdı. Çünkü Sivas mağlubiyeti '1-0' diye ders olmamış kimseye... 'Vay efendim sonunda penaltımız verilmedi' diyerekten...
    Ligdeki maçta da Sivas yeniyordu. 'Galatasaray kazandı' diye unutuldu.
    Açık söylüyorum; Galatasaray bu kafayla giderse play-off'tan çıkamaz.
    Fenerbahçe kötü oynuyor, Trabzon kötü oynuyor, Beşiktaş da kötü oynuyor. Buna rağmen Galatasaray bu play-off'tan çıkamaz. Bu federasyon, bu hakemlerle Galatasaray play-off'ta çok yanacak. Onu da hesaba katarsak...

    ALANZİNHO SMAÇ VURDU
    Hakem Cüneyt Çakır'ı nasıl budunuz?
    Maç başlarken evde "Boşuna heveslenmeyin arkadaşlar. Cüneyt Çakır bu maçı berabere bitirir" dedim.
    Çünkü o zaman Galatasaray ve Trabzon da ikişer puan kaybetmiş olacaklar.
    Böylece play-off'ta Fenerbahçe'nin ve Beşiktaş'ın şansları artacak.
    Cüneyt Çakır zaten Fenerbahçeliliği ile bilinen, Fenerbahçe'nin her maçına istediği bir hakem. Biliniyor bu...
    Tapelerde bile var. Federasyon Başkanı, Beşiktaşlı hem de ne biçim Beşiktaşlı...
    Nitekim aynen de öyle oldu.

    İYİ MAÇ YÖNETMİYOR
    Penaltı pozisyonu için ne düşünüyorsunuz?
    Ben açıkçası daha da kötü niyetli bir yönetim bekliyordum. 'Berabere bitecek ama Trabzon'dan ve Galatasaray'dan da epey telefat olacak' diye.
    Maçın başında yıldırım gibi çıkardığı kartlarla zaten onu gösterdi.
    Sonra ne olduysa bilemiyorum sadece berabere bitirmeye karar verdi, telefattan vazgeçti. 'Çok mu aleni olacaktı öyle yapsaydım' diye mi düşündü artık...
    Cüneyt Çakır yurt dışında çok iyi maçlar yönetiyor ama ben Türkiye içinde Cüneyt Çakır'ın iyi yönettiği maç görmedim.

    TAM BİR EYYAMCI OLMUŞ
    Marcus Merk, Alanzinho'nun ayağından sekerek ele geldiği için penaltı olmadığını söyledi.
    Marcus Merk'i artık izlemiyorum. Artık Merk tam bir eyyamcı olmuş. Bence çok açık penaltı... Elle topa vuruyor, ele çarpmıyor top...
    Marcus Merk gibi bir adam üstelik de yavaş çekimde defalarca gördüğü halde çarpma olmadığını görmüyorsa...
    Ben zannettim ki Fenerbahçe-
    Cannes maçının tesirinde kalmış smaç atıyor. Aynen smaçtı ya... Ayağı ile kaldırdı, eliyle de smacı vurdu!
    Yani geçen haftaki yorumlarından sonra Marcus Merk benim için dinlenir olma özelliğini kaybetti. Fenerbahçe TV'sinin yorumcusu olarak devam edebilir.

    ALİ KOÇ FARK YARATTI
    * Voleybolda Fenerbahçe, Şampiyonlar Ligi şampiyonluğuna ulaşarak büyük bir başarının altına imza attı. Final maçında Cannes'ı 'rahat' denilebilecek bir sonuçla, 3-0 mağlup etti. Üç senedir Final-Four'da yer alıyor ve sonunda çalışmalarının karşılığını aldı. Fenerbahçe'nin Bakü'deki mücadelesi ve kupayı kazanmasıyla ilgili neler söyleyeceksiniz?
    Benim için maçın en güzel anını yaratan kişi Ali Koç'tu. Bugüne kadar ben Ali Koç'u çok eleştirdim. Fanatik, hatta holigan davranışları yüzünden...
    Onu ilk defa Koç soyadına yakışan davranış içinde gördüm. Dilerim Ali Koç, TRT ekranlarında verdiği sportmenlik dersini voleybolda bırakmaz.
    Futbolda da aynı görüntü ile ortaya çıkar.
    İki çok güzel hareket yaptı.
    TRT, saçma sapan kişilerin eline mikrofon verip, röportaj yapmaya gönderiyor. İnanamadım. Türkiye'den Bakü'ye TRT adına röportaj yapmak için giden kişinin bir özelliğinin olması lazım. Oraya giden kişi herhalde birinin dayısının oğlu falan!.. Konuşmayı bilmiyor, soru sormayı bilmiyor. İngilizce bilmeyen bir adam yurt dışına röportaj yapmak için gönderilir mi! Uluslararası bir turnuvaya... İngilizce bilmiyor! Maç bitti... İlk sorusu, "Sayın Başkan..." Herkese "Başkan" diyor nedense, o başkanların bir kısmını tanıyorum, bir kısmını hiç tanımıyorum.
    İlk defa görüyorum hayatımda.
    Bir alt yazı da bindirmiyor TRT! "Sayın başkan çok güzel bir maç oynadınız.
    Şampiyonlar Ligi şampiyonluğunu kazandınız, ne düşünüyorsunuz?"
    10 kişiye sorduğu soru bu!.. Ezberlemiş...
    Bir klişe...
    Fenerbahçe'nin Şampiyonlar Ligi şampiyonluğu kazandığını biz televizyon başında milyonlar öğrendik.
    Onlar zaten salonda izlediler. İzlediklerini bir daha anlatıyor onlara!.. "Fenerbahçe çok güzel bir maç oynayarak Şampiyonlar Ligi şampiyonluğu kazandı. Ne düşünüyorsunuz?" 'Bu ne düşünüyorsunuz?' lafını yasaklasalar televizyonda herhalde kimse soru soramayacak. Bu ne lanet bir klişedir!..
    Karşında kim varsa ona göre soru soracaksın.
    Maçla ilgili soru soracaksın.
    O maçı önce seyredeceksin. O maçı analiz edeceksin, onunla ilgili sorular soracaksın.
    Senin bana şimdi sorduğun soruyu soracaksın. "Daha evvel mağlup olduğu Cannes'i 3-0 gibi kolay denilebilecek bir skorla yenmesinin sebebi neydi?" diyeceksin. Öyle demiyor. "Yendi, ne düşünüyorsunuz?" 'Aynen sizin gibi düşünüyorum' diye cevap bekliyor herhalde... Böyle bir soru sorma tekniği, böyle bir röportaj tekniği olur mu!
    Fenerbahçe'nin antrenörü ile konuşmaktan aciz; Ali Koç tercümanlık yapıyor! Konuştuğu dil de İngilizce...
    İnanamıyorum. Peki Ze Roberto, 'Bu yönetime rağmen şampiyon olduk' dese ki diyebilir. Ama tercüman Ali Koç olursa böyle bir şey diyebilir mi? Ya da dese Ali Koç acaba onu tercüme eder mi? Böyle bir şey olur mu?

    ŞAHİN PLAKET VEREBİLİR!
    Sen dünyanın en iyi röportajcısı olursun da o koçun dilini bilmiyorsundur.
    O zaman o dili bilen TRT mensubu tercümanlık yapar.
    Final maçının yayınında o kadar acı ve komik şeyler oldu ki TRT adına...
    Şimdi ben bunları söylüyorum diye Sayın İbrahim Şahin, 'Hıncal Uluç, Bakü'ye gitmek istedi, götürmedik. Bu yüzden bunları söylüyor' ve bu Bakü'ye gidenlere de ödül veriyor! 'Ülkemizi ve TRT'yi çok iyi temsil ettiniz.
    Sizinle iftihar ediyorum arkadaşlar. Siz bu Hıncal'ın palavralarına aldırmayın.
    Ben o lafları niye ettiğini biliyorum.
    Alın size plaket!..' TRT'nin bu müthiş röportajcı çocuğu, Ali Koç'u kolundan yakaladı. Ali Koç'un yanında duran Ze Roberto'yu da eliyle kenara itti. Ali Koç, "Ne yapıyorsun sen! Şampiyonluğu kazanan hocayı kenara itiyorsun. Önce onunla konuş" dedi ve yayın kesildi. Neden; çünkü röportajı yapan İngilizce bilmiyor.
    Nasıl konuşacak! Biz bu arada gösterileri seyrettik! O arada herhalde Ali Koç'un tercümanlık yapabileceğini tespit etti oradaki TRT görevlileri...
    Rica ettiler. Tekrar röportaja dönüldü ve Ze Roberto, Ali Koç aracılığıyla konuştu.
    Ona da müthiş sorusunu sorarak; "Fenerbahçe güzel bir oyunla, Şampiyonlar Ligi şampiyonluğunu kazandı. Ne düşünüyorsunuz?"
    Ali Koç'un "Önce hoca konuşsun.
    Şampiyonluğu o kazandı" demesi TRT'nin suratına atılmış bir tokat... Ali Koç niye bu lafı etti bilmiyorum. O zaten Bakü'ye gidiyor. TRT'yi niye eleştiriyor ki...
    Sonra hoca gittikten sonra Ali Koç'a döndü. Ona da muhteşem sorusunu sordu: "Sayın başkan, Fenerbahçe güzel bir oyunla Şampiyonlar Ligi'ni kazandı."
    Bıkmış gibi bakma... Ben bunu 10 kere dinledim.
    Ali Koç kısa bir özet yaptı. Sözünü bitirirken, "Bu başarı için Sayın Mehmet Ali Aydınlar'a çok teşekkür ederiz. Bu işin temelini o attı" dedi ki o Mehmet Ali Aydınlar'ı federasyon başkanıyken en ağır şekilde eleştiren, yerden yere vuran, hatta "Hainlikle" suçlayan kişiydi. Ama Sezar'ın hakkını Sezar'a vermesi fevkalade sportmen, fevkalade örnek bir tavır sergilemesi takdire değerdi.
    Ben bu Ali Koç'u görmek istiyorum.
    Ben bu Ali Koç zihniyetini bütün yöneticilerde görmek istiyorum.

    BAŞARISI TESADÜF DEĞİL

    * Fenerbahçe'nin şampiyonluğu kadar kupanın üst üste iki yıl Türkiye'ye gelmesi de çok önemliydi.
    Geçen sene bir Türk takımı şampiyon oldu. Bu sene yine bir Türk takımı şampiyon oluyor. Bu geçen seneki ve bu seneki şampiyonluğun tesadüf olmadığının bir göstergesi... Türk kadın voleybolu bir yere geldi.
    Bu Fenerbahçe'nin arka arkaya oynadığı üçüncü final... Bu da kulüp olarak Fenerbahçe'nin başarısının tesadüf olmadığını gösteriyor. Çok önemli bunlar. Yani üst düzeyde...
    Kazanırsın, kazanmazsın o andaki formdur, şevktir ama her sene bu düzeyde oynayabilmek çok önemlidir. Kulüplerimiz bunu başarıyorlar. Güzel bir şey!..

    Röportaj: Bülent CAN

    Yükleniyor
    BİZE ULAŞIN