Web Sürümüne Geç

Volkan örgüt lideri mi?

Volkan örgüt lideri mi?
Pazartesi 29.05.2012

Günümüzde polisin evimizden alma tehlikesi varken bir de ortaya Volkan çıktı. Gazetecilik yapmak için bu memleketten kaçacak mıyız!

* A Milli Takım oynadığı iki özel karşılaşmada 1 galibiyet, 1 mağlubiyet aldı. Avcı yönetimindeki millilerin performansını nasıl buldunuz?
İki maçın, ikisini de seyretmedim. Çünkü içimden seyretmek gelmedi. Bu takım, benim takımım değil artık.
Ben Abdullah Avcı'nın hem oyuncusu ile hem ruhu ile yeni bir milli takım kuracağını düşünmüştüm. İlk seçtiği kadroyu ve oynadığı futbolu yürekten desteklemiştim. Ama Emre'yi getirip kaptan yaptığı anda demek ki yöneticileri var! Hiçbir teknik direktör, milli takımın başına yeni gelmişken, hem de böyle bir ortamda Emre gibi bir futbolcuyu kadroya çağırmaz, kaptan yapmaz. Ancak birileri emrederse o iş olur. Ben Abdullah Avcı'nın Emre tercihini özgür iradesiyle yaptığına inanmıyorum. İnanmadığım için de zaten kadroyu açıkladığı zaman söylemiştim; "Bu takım artık benim takımım değil. Abdullah Avcı'yı artık desteklemiyorum" diye...

YUKARIDAKİ MESAJ VERDİ

Bu yüzden maçları da izlemedim. Ama ironiye bakar mısın; Emre'nin kaptan olduğu takımın maçı bitmedi.
Seyirciler sahaya girdi. Yukarıdaki mesaj veriyor Abdullah Avcı'ya... Çünkü aşağıdan almadı o mesajı...
Bir hazırlık maçında, bir dostluk maçında seyircinin sahaya girmesi, 'yarım kaldı' diye rapor yazılması ne demek! Olacak şey değil! Ama ben bu 'ilahi ihtardır' diye bakıyorum. İnşallah Avcı düşünür.

*Volkan Demirel'in, kendisini görüntüleyen foto muhabiri Vedat Danacı ile yasadığı diyalog için ne diyeceksiniz?
Milli kalecinin "Seni yazdım, evinden aldırmazsam Volkan değilim" şeklinde tehdidi var.
Balık baştan kokar. Sen Emre'yi bir takıma kaptan yapar, bir takımın önüne ve bir ulusun gençliğinin önüne onu 'örnek' diye koyarsan, artık kimseyi eleştirme hakkın yok.
Vedat Danacı, Türkiye'de tanıdığım en iyi spor foto muhabirlerinden biridir. Bunu gerek meslek, gerekse insanlık bakımından söylüyorum...
Vedat Danacı, Gelişim Yayınları'nda 5 sene benim foto muhabirimdi. Nasıl çalıştığını, nasıl adam olduğunu benim kadar iyi çok az insan bilir. Ben Vedat'a senet veririm.
Volkan herhangi bir şekilde kızmış olabilir ama kızmanın yolu, "Ben seni evinden aldırırım" diye mafya tehditleri yapmak, "G.t" diye sokak çocuğu küfürleri etmek değil. Ben Vedat'ın yerinde olsam Volkan'ı mahkemeye verir, sürüm sürüm süründürürüm. "Ben seni evinden aldırırım" çok tehlikeli bir tehdit. "Aldırırım" dediğine göre adamları var, adamları olduğuna göre de örgüt. Örgütlü bir suçun sahibi olarak 256 kişi Silivri'de yatıyor. Onlar örgüt de bu ne? Yarın Volkan telefon edip 'Seni de aldırırım Hıncal' derse ne yapacağım ben? Sana böyle konuşabilecek miyim? 'Bülent kardeşim dediklerimi yanlış anlamışsın Volkan pırlanta gibi bir adamdır!' Ne yapayım yoksa evimden aldıracak!
Günümüzde polisin evimizden alması tehdidi varken bir de Volkan evimizden aldıracak. Hadi bakalım. Kaçacak mıyız yani bu memleketten gazetecilik yapabilmek için. Ama burada asıl korkunç olan şey şu, Türkiye'de basın kuruluşları bitmiş. Böyle bir tehdidin karşısına Vedat Danacı'dan önce onlar çıkmalıydı.
Vedat işini kaybedebilir. 'Fenerbahçe'yi dava etti' diye 'Vay sen bizim tirajımızla oynuyorsun' deyip patron Vedat'ın işine son verebilir. Fenerbahçe tiraj açısından Vedat'ın onurundan önemli!
Onun için Vedat'ı savunacak olanlar basın kuruluşları, cemiyetler, sendikalar, Spor Yazarları Derneği.

BEN EYLEM İSTİYORUM

* Türk Spor Yazarları Derneği "Herkes Haddini Bilecek" başlıklı bir açıklama yayınladı.
Açıklama palavra... Zevahiri kurtarmak için bir açıklama yapıyorlar, ondan sonra bitti! Hayır efendim; Türkiye Spor Yazarları Derneği'nin avukatları Volkan aleyhine dava açtı mı? Türkiye Spor Yazarları Derneği'nin 2500 tane üyesi 'Yarın Taksim'de buluşalım. Bunlara karşı çıkalım' dediler mi? Ben de açıklama yapıyorum. İşte yarın çıkar öbür gün de Hıncal ne yaptın dediler mi; 'Fotomaç'ta zehir zemberek konuştum!' Geçiniz. Kimse kimseyi kandırmasın. Ben eylem istiyorum. Söylemlerle hiçbir şey olmuyor bu ülkede.

HiÇ KUSURLARI YOK!
* Haftanın çok konuşulan bir başka olayı da CEV'in Avrupa şampiyonu Fenerbahçe'yi, Şampiyonlar Ligi'ne almamasıydı. CEV'in Fenerbahçe'yi almama gerekçelerini yeterli buluyor musunuz?
CEV'in yaptığı açıklamalar tokat gibi ve Fenerbahçeli birtakım yöneticilerin Türkiye'de yaptıklarının aynası...
Hiç yadırgamadım. Burada 'Enel hak' diyorlar orada da 'Enel hak' demeye kalktılar! Burada 'Enel Hak' diyorsun yutturuyorsun. Kimse bir şey diyemiyor; ne medya bir şey diyebiliyor ne teşkilat bir şey diyebiliyor.
Çünkü 'Fenerbahçe' demek 'tiraj' demek, 'Fenerbahçe' demek 'reyting' demek, 'Fenerbahçe' demek 'tıklama' demek, 'Fenerbahçe' demek 'oy' demek. O zaman Türkiye'de herkesin boynu kıldan ince; Spor Bakanı'ndan başlayarak... Ama dışarıda bunu yemiyorlar arkadaş.
Bir tokat geldi Avrupa Futbol Birliği'nden...
Şimdi bir tokat daha geldi Avrupa Voleybol Birliği'nden... 'Ben istediğim formayı giyerim, ben istediğim otelde kalırım, ben istediğim gibi yaparım. Ben kupa törenine istediğim gibi çıkarım!' Yok arkadaş!..
Kazın ayağı öyle değil.
Fenerbahçe'nin her maçında protokol tribünün karşısında bir pankart açılıyor, boydan boya, 50 metre boyunda, 'Herkes haddini bilecek' diye...
O lafı önce tam karşılarında oturan Fenerbahçe Yönetim Kurulu'nun ezberlemesi lazım.

BÖYLE DEVAM ETSİNLER

* Fenerbahçe'nin hakkını savunmadığı gerekçesiyle Karabıyık federasyonu suçlanıyor.
Efendim Fenerbahçe'nin yöneticilerinin şöyle bir inancı vardır; bizden başka herkes suçludur. Şimdi kabak kendi kafalarına patladı; 'Evet biz hata ettik. Özür dileriz' bunların dilinde olmadığı için kimi suçlayacaklar; Mehmet Ali Aydınlar'ı suçlayacaklar!
Kimi suçlayacaklar; Voleybol Federasyonu Başkanı'nı!.. Kimi suçlayacaklar; yarın Basketbol Federasyonu Başkanı'nı!.. Kimi suçlayacaklar; yarın Yüzme Federasyonu Başkanı'nı!.. Bunlarda kusur yok çünkü!.. Bu kafayla devam etsinler!

* Galatasaray'ın 'Hak etmediği' gerekçesiyle Wild Card'ı kabul etmesine de tepkiler var.
Şimdi bunlar bir defa 'Wild Card nedir?' onu dahi bilmiyorlar. Bir turnuvaya iki türlü girilir.
1- Hak edersin. Onun koşulları bellidir. Türkiye liginde final oynamış iki takım otomatik giriyor.
2- O turnuvayı organize edenler tamamen kendi kişisel tercihleri ile kimseye hesap verme zorunluluğu olmadan istediklerini çağırır. 'Wild Card' dediğimiz kelimenin Türkçesi 'Joker.' San Marino takımını da çağırabilirler ve kimseye hesap vermek zorunda da değiller. Gelen de efendim 'Ben San Marino'yum. Sen koskoca İtalya'yı çağırmıyorsun da İtalya'nın içinde minnacık 50 bin kişilik San Marino'yu niye çağırıyorsun' demez.
Bu pek çok spor dalında var. Her yerde olması da isteniyor. Organizasyonun rengi açısından, zenginliği açısından...
Bir tenis turnuvasında dışarıda kalmış birilerini, listede kaçıncı sırada olursa olsun çağırabiliyorlar. Kız diyelim; sakat sekiz ay yarışamadı, 127. sıralamada... Ama organizatör biliyor ki o gelirse turnuva renkli olacak, davet ediliyor. O zaman 36. sıradaki 'Ya beni niye çağırmadın' diye kıyameti koparmıyor. Yani 127. 'Efendim ben gerilerdeyim. Bak siz otuz altıncıyı çağırmadınız. Onun için ben de gelmiyorum' demiyor. Joker bir tercih!

GALATASARAY GİDEBİLİR

Adamlar Türk takımlarının bu turnuvaya renk getireceğini düşünmüşler 'Wild Card' haklarını Türkiye için kullanmışlar. Kime kullanmışlar; geçen sene CEV'in turnuvasında final oynayan Galatasaray için kullanmışlar. Galatasaray da memnuniyetle gider. Niye gitmesin? Sen kafa tuttuğun için o turnuvaya çağrılmamışsın, ben kafa tutanın yanında olacağım; öyle mi! Yani Platini, Fenerbahçe'yi seneye Şampiyonlar Ligi'ne almıyorsa 'Vay sen Fener'i almadın ben de gelmiyorum mu!' diyecek Galatasaray? Fenerliler saldıracak yer ve kişi arayacaklarına kendilerine baksınlar; 'Biz nerede yanlış yapıyoruz' diye...

ADANA'YA YAKIŞIRDI
* Elazığ ve Akhisar'ın ardından Kasımpaşa, Süper Lig'e yükselen üçüncü takım oldu. Çekişmeli geçen final maçında Adanaspor'u saf dışı bıraktı. Kasımpaşa'nın başarısı ile ilgili neler söyleyeceksiniz ve Süper Lig'e neler katar?
Neticede bu Türkiye ligi... Bu açıdan baktığım zaman ben Adanaspor'un Süper Lig'e gelmesini tercih ederdim. Ligde, İstanbul'dan yeteri kadar takım var zaten... Bir İstanbul takımının daha eklenmesi fazla bir renk sağlamaz. Adana, Türkiye'nin en iyi futbol interland'ına sahip kentlerinden bir tanesi... Hem iyi futbolcular yetiştiren bir bölgemiz hem de iyi futbol seyircisi olan bir bölgemiz. Gerçi bu maçta yapılan taşkınlıkları ben Adana seyircisine yakıştıramadım. Adanaspor seyircisi benim için çok özel bir seyircidir.

RAHAT YÜRÜYEBİLİYORDUK

Galatasaray'ın deplasman maçlarına gittiğim günleri hatırlıyorum; özellikle maç günü otelden stadyuma rahat rahat yürüyebildiğimiz, stadyumun etrafını çeviren fanatik taraftarların arasından onlarla sohbet ederek geçebildiğimiz ender bir iki ilimizden biriydi Adana... Diğer yerlerde otobüs, önce otele oradan da stadyumun kapısına yanaşırdı. Yani biz şehre ayağımızı basmadan maçı seyreder, geri dönerdik. Benim gönlüm Adanaspor'daydı. Benim esas takımım Adana Demirspor olmasına rağmen ben Adanaspor'un lige gelmesini istiyordum. Kasımpaşa bugüne kadar geldi gitti, geldi gitti ama ne getirdi, ne kazandırdı!..
O da tabii Türkiye'nin eski geleneksel takımlarından bir tanesi ama Anadolu'dan bir takımın gelmesini isterdim.

AYDINUS DUYMAZDI
* Metin Diyadin, Orduspor'un ardından Kasımpaşa'yı da Süper Lig'e çıkarmayı başardı.
İstikrarsız teknik adamlar benim listemde yok. Ne kadar iyi olursa olsunlar. Metin Diyadin, Yılmaz Vural ekibinden... Birini çıkarıyor, öbürünü düşmekten kurtarıyor ama uzun vadede ne yapıyor? Çıkardığı Orduspor'un başında ne kadar kalabildi? Çıkardığı Kasımpaşa'nın başında ne kadar kalabilecek? Bilemiyorum...

* Final maçında nasıldı?
Adana maçını iyi yönettiğini söyleyemem. 10 kişi kalmış bir rakibin önünde 1-0 razı bir oyun oynaması, akıllara sığacak bir şey değil. Rahatlatacak bir skoru düşünmedi. Nitekim iki kere kaybetme durumuna geldi. Hele Adem'i oyundan almasını anlayamadım. Ancak intihar etmeye niyetli olan birisi Adem'i oyundan çıkarır.

TÜRKİYE'DE EŞİTLİK YOK

Teknik direktör olarak Levent Eriş maçı daha çok hak etti. Ama orada bir sorumsuz adama kurban gitti. 22. dakikada, böyle bir final maçında, takımını 10 kişi bırakan bir futbolcuyu ben anlamıyorum! Ama şöyle bir durum da var: O kırmızı kartı 'cart' diye çıkartan Fırat Aydınus, o kişi Barbaros değil de Emre olsaydı; görmezden ve duymazdan gelir, döner arkasını giderdi. Bunu çok net ve çok rahat söylüyorum.
Emre yurt dışına gitmez ve Türkiye'de kalırsa, Fırat Aydınus'un ilk yönettiği maçta bunu kendisine hatırlatacağım. Türkiye'de kurallar takımlara ve insanlara göre uygulanıyor. Türk futbolunda 'eşitlik' diye bir ilke yok. Öyle ikinci ligdekileri gücün yettiği zaman hakemliğini bütün şiddetiyle hatırlıyorsun ama takımın adı büyüyünce, oyuncunun adı büyüyünce elin kolun bağlanıyor. 'Görmem, duymam, söylemem' oynuyorsun!..

Röpor taj: Bülent CAN

Yükleniyor
BİZE ULAŞIN