Web Sürümüne Geç

    Cenk'i ziyan etti

    07 Şubat 2013, Perşembe

    McGregor kaleci falan değil. Samet Aybaba bu işi nasıl yaptı, bilemiyorum. Böyle bir yabancı kaleci hayranlığı var bizde! Milli takıma aday bir kaleciyi de harcadılar. Lua Lua ile Ersan arasındaki pozisyonun önemli bir püf noktası var. Orada Van Basten kuralı yok. Çünkü Ersan topa hakim değil. İsteyen hakemle pozisyonu tartışırım

    Hafta sonunda ilginç bir karşılaşma vardı ve bu sezon büyük takımların belalısı olan Karabük yine sahnedeydi. Beşiktaş karşısında 2-0 geriye düşmesine karşılık, 10 kişi de kalmasına karşın sahadan beraberlikle ayrılmasını bildi.

    Kendi sahanda, 10 kişilik rakibe karşı 2-0'dan 2-2'ye geliyorsa maç bu ilginç...

    Futbolda her şey oluyor.

    Hayır olmaz. Bu kadarı da olmaz! Ama işte oluyor, dediğin gibi... 'Bu kadarı da olmaz' dediğin oluyor. Bütün bunları eleştiriyoruz, ediyoruz ama bir yerde futbolun güzelliği de bu...
    Hayrettin'in zamanında hazır olmaması, Sivas'a maç kazandırdı.
    Oyundan alınan adam gidip gol atıyor!
    Böyle şeyler ancak futbolda olur. Futbolun niye vazgeçilmez olduğunun, dünyada niye milyarlarca izleyicisinin olduğunun göstergeleri...
    Olmayacak şey yok. 'Olmaz olmaz deme olmaz olmaz' lafı futbol için edilmiş.
    Benim, İstanbul'da hem de Dolmabahçe stadında, 2-0 galipken, 10 kişi kalmış rakibe Beşiktaş'ın puan vermesini aklım hayalim almadı.
    Ama orada yazıyor, '2-2' diye...

    FUTBOLU BİLMİYORUZ
    Bence Beşiktaş'ın bu seneki en büyük yanlışı şurada; çok iyi bir kalecisi vardı, Cenk... Gidip o palavra kaleciyi aldılar ve çözülme oradan başladı. McGregor kaleci falan değil. Onun yanında Muslera zemzemle yıkanmış. McGregor, Beşiktaş'ta 'kaleci' diye oynuyorsa kimse Muslera'ya laf etmesin. Samet hoca bu işi nasıl yaptı, bilemiyorum.
    Milli takıma aday bir kaleciyi de ziyan ettiler. İşte Galatasaray'ın yıllar yılı Ufuk'u, Aykut'u ziyan ettiği gibi... Böyle bir yabancı kaleci hayranlığı var bizde... İlle yabancı olacak kaleci!..

    Lua Lua'nın attığı gol öncesi Ersan'ın yerde kaldığı pozisyonda çok tartışıldı. Siz ne düşünüyorsunuz, faul var mıydı?

    Futbolu doğru dürüst bilmiyoruz. Ersan ile Lua Lua yan yana koşuyorlar. Lualua, Ersan'ın yanındaki sağ ayağını uzatıp topu alıyor.
    Sol ayağı ile alsa nizami... Sağ ayağı aldığı andan itibaren gayrinizami, yani faul... Ama değil...
    Çünkü Ersan hiçbir zaman topa hakim olmadı. Ersan topa dokunmadı bile...
    Boşta giden bir topun arkasından Ersan ve Lua Lua koşuyorlar. Ersan'ın sürdüğü topa ayak uzatmıyor Lua Lua... Pozisyonun, kimsenin görmediği, bakmadığı püf noktası burası...

    FAUL, KIRMIZI KART
    Kimsenin sahip olmadığı topa isteyen istediği gibi ayağını uzatır. Ersan da Lua Lua'nın bitişik olan ayağına uzatabilirdi, Lua Lua da Ersan'a bitişik olan ayağını uzatabilirdi.
    Lua Lua topu sürüyor olsaydı, Ersan bitişik ayağını uzatsaydı, faul ve kırmızı karttı. Ersan topu sürüyor olsaydı, Lualua, bitişik ayağını uzatsaydı, fauldü. Ama top kimsenin değil. Top hiç kimsenin olduğu zamanlarda herkes istediği ayağı uzatır. Yatar kafasını da uzatır. Ersan'ın topa dokunması yok. Ersan ile Lua Lua atılmış bir topun peşinde koşuyor.
    Topun Ersan'ın tarafta olması bir şeyi değiştirmez.
    Çünkü top Ersan'ın kontrolünde değil, hiç olmadı.

    Ersan kontrol edemedi, baskı nedeniyle tedirgin oldu.

    Ersan almadı, dokunmadı topa hiç... Topun arkasından sadece koştu. Ayağını bile uzatmadı. Lua Lua, Ersan'ın ayağındaki topla, sürdüğü topla ilgili hiçbir şey yapmadı. Lualua boştaki bir topa ayağını uzattı ve aldı gitti, golü attı.
    İsteyen hakemle ben bu pozisyonu tartışırım.
    Bu pozisyonun başlangıcı 1988 Avrupa Şampiyonası'nda Van Basten lehine verilen penaltıdır. Yan yana koşarken bitişik ayağınla müdahale ettiği için hakem penaltıyı verdi.
    Bir adam top sürüyorsa ve sen onun yanında koşuyorsan, dıştaki ayağınla müdahale edebilirsin, kural bu... Van Basten kuralında böyle geçer.
    İçteki ayağını uzatırsan 'çelme taktın' demektir.
    Dıştaki ayağın, dışarıdan yay çizdiği için topa müdahale... İçteki topa müdahale olsa bile önce ayağa çelme taktığı için topa müdahale kabul edilmez orada... Van Basten kuralı. Burada Van Basten kuralı yok çünkü Ersan topa hiç değmedi, top Ersan'ın değil. Orada top Van Basten'indi. Burada top kimsenin değil; 'Nobody's ball.' O zaman herkes istediğini yapar.

    Oyundan alınan Fernandes'in çıkarken, Aybaba'nın uzattığı eli karşılıksız bırakması da maçın akılda kalan anlarından biriydi. Tabii daha sonra hatasını anlayıp özür dilemesi de güzeldi.

    Bunların hepsi anlık olaylar. Oyundan alınan herkes oyundan alınmasına kızar. O kızmanın ölçüsüne göre de tepki gösterebilir.
    Önemli olan devamında ne yapıldığı... Devamında Fernandes özür diledi.

    "Saygısızlık yaptım" deyip hatasını kabul etmesi takdire değerdi. Tabii Orman'ın da açıklamaları etkili olmuş olabilir.

    Fernandes krizi, Fernandes'in, Samet Aybaba'nın ve Beşiktaş yönetiminin çok sportmence ve akıllıca davranışıyla büyümeden kapatıldı.

    ARTIK SON ŞANSI
    Belki de ara transferin bombası Deportivo'ya giden Batuhan'ın bu sezon iki takımda forma giydiği için takımsız ortada kalmasıydı. Beşiktaş'a da büyük umutlarla gelmişti ama evdeki bulgurdan da oldu.

    İyi oldu! Batuhan kadar Türkiye'de fırsat verilen bir adam yoktur, bu fırsatları Batuhan kadar kötü kullanan bir adam da yoktur.
    Aklını başına devşirmesi için bu son şansı...
    Şimdi bu sezonu takımsız geçirirse belki akıllanır. İyi futbolcu olmak için adamda her türlü malzeme var ama o kafayı bir türlü adam edemediği için her kapıdan kovuluyor.

    KAFKAS DOĞRU SEÇiM
    Trabzon'da 'Ateş ile barut' buluştu ve Tolunay Kafkas'lı bordo-mavili ekip sahadan 4-1'lik galibiyetle ayrıldı. Trabzon'u nasıl buldunuz? Kafkas'la yeni bir kimlik oluşturabilir mi?

    Onur da harikaydı bu arada... Şenol Güneş'le hiçbir şey olmadı.
    Şenol hoca da olmadığını kabul etti ve çok da kibarca bir laf etti. "Takım iyi, ben yapamadım, çekiliyorum" dedi.
    Daha ne desin! Keşke her antrenör böyle ayrılsa... Şenol Güneş tam bir Trabzonspor çocuğu gibi davrandı.
    Yeni bir hocanın yeni bir hava getireceği muhakkak... Yani Trabzonspor beni getirse adam der k i 'Yeni bir hoca geldi' der. Daha evvel oynatılmadığı için küsen adam 'Şimdi bana fırsat doğabilir' der ya da 'Yeni hocanın gözüne girmezsem oynayamam, yerimi koruyamam, primleri alamam, maç başına paraları alamam' der. En azından böyle bir bireysel motivasyon yaratır. Takımda hiç bir etki yapmasa bile...

    ONUR'UN GÖREVİ
    Ayrıca Tolunay, Türkiye'deki en aklı başında adamlardan bir tanesi, en kültürlü adamlardan bir tanesi, insana nasıl müdahale etmesini iyi bilen insanlardan bir tanesi... Yakından biliyorum ben...
    Tolunay Kafkas doğru bir seçim.
    Sadri Şener'in yaptığı en doğru işlerden bir tanesi Tolunay'ı getirmek... Ama Tolunay geldi böyle oldu değil, 'yeni bir hoca, akıllı bir hoca, iyi bir hoca' havası...
    Onun için 'maçın başında Onur o pozisyonları kurtarmasaydı ne olurdu' diye konuşmak için çok erken! Onur da kurtaracak!.. 4-1'den sonra o golleri kurtarsa ne olacaktı? 4-0'dan sonra kurtarsa ne olacaktı?
    Kaleciler kurtaracak. Kaleci takım değil mi? Ayrı bir adam mı kaleci? 10 kişi takım, kaleci ayrı! Onur kim; Trabzon...
    Onur kurtardı, Trabzon kurtardı. Kim attı; Trabzon attı.
    Halil'in golü ne kadar Onur'unsa, Onur'un kurtardığı o kadar Halil'in...

    F.BAHÇE'NiN PROTESTO EDiLMEDiĞi YER VAR MI?
    Bir dostluk maçında Galatasaray ile Fenerbahçeli futbolcuların karşılıklı formalarını giymeleri teklifine Aysal, "Ben de Fenerbahçe forması giyerim" diyerek tam destek verdi. Bu düşünce hayata geçirilebilir mi?

    Bu sorunun cevabı bu resimde var. Metin Oktay'ın üzerinde sarı-lacivert Fenerbahçe forması, Can Bartu'nun üzerinde sarı-kırmızı Galatasaray forması... Bu ikisi de heykeli dikilecek adam... Lafla değil fiilen dostluklarını gösteriyorlar. Birbirlerinin üzerinde, birbirlerinin forması var. Fenerbahçe, Galatasaray ilişkileri böyleydi.
    Onun için bugün kimse, 'Olur mu, olmaz mı' diye tartışmasın. Olur. Ünal Aysal'ın sözleri gayet doğru, gayet haklı, gayet olumlu... Ama Aziz Yıldırım varken olmaz. Çünkü Fenerbahçe ile Galatasaray'ın arasını, daha doğrusu bütün kulüplerle arasını bozdu. Fenerbahçe'nin protesto edilmediği şehir var mı, kasaba var mı, köy var mı? Bana söyleyin!
    Ali Şen ile başladı bu, Aziz Yıldırım ile devam etti. Bu iki başkan, 'düşman' kelimesini spor literatürüne sokan kişiler... Fenerbahçe ve Galatasaray ezeli rakipken Ali Şen ve Aziz Yıldırım'ın lafıyla, "Düşman" oldular! "Fenerbahçe düşmanları, Fenerbahze düşmanları" diye başladı Ali Şen ve Aziz Yıldırım sürdürdü bunu!..

    PROTESTOLAR BAŞLADI
    Bana 40 defa 'düşman' dersen ben düşman olurum arkadaş! Çünkü bana 'düşman' diyorsan sen, demek ki sen de bana düşmansın! 'Fenerbahçe düşmanı' diyen başkan, 'Fenerbahçe'nin herkese düşman olduğunu ilan ediyor' demektir.
    Ben çocukken yazın İstanbul'a gelirdik ve Fener-
    Galatasaray bayramını büyük bir merakla beklerdim. Üstelik Kadıköy'de olurdu.
    O zaman Ali Sami Yen Stadı falan yok. Fenerbahçe stadına giderdi herkes... Moda plajında yüzme yarışları, Fenerbahçe koyunda yelken, kürek yarışları, Fenerbahçe stadında da atletizm müsabakaları ve oradaki açık hava sahasında voleybol, basketbol mücadeleleri yapılırdı.
    Yani her türlü dalda Fener-Galatasaray sporcuları yarışırdı ve iki takım taraftarları o yarışları kol kola, el ele seyrederdi.
    Ben de 10 yaşında, 11 yaşında her Fener-Galatasaray maçına giderdim. Kimse de beni, "Başına bir şey gelir mi' diye merak etmezdi.
    Böyle bir şey yoktu çünkü... Söz konusu değildi...
    İşin bu hale gelmesinin baş sorumlusudur, bu iki başkan... Düşmanlık lafını soktular, düşmanlık yaratan amigoları, biletlerle, paralarla desteklediler.
    Aziz Yıldırım şimdi hatasını anladı, o amigoları beslemiyor. Beslemediği için de Aziz Yıldırım aleyhine gösteriler başladı. Ama iş işten geçti.
    Tabii bu hep böyle mi gidecek; hayır, gitmeyecek.
    Ünal Aysal kafasında, olumlu düşünen, sportmence düşünen bir başkan da seçerse Fenerbahçe, bu işler kısa zamanda düzelir.
    Medya da aklını başına devşirirse, tahrikçilikten, Fenerbahçelilikten vazgeçerse her şey yoluna girer.

    14 OLSAYDI
    PFDK, Melo'ya 4 maç ceza kesti. Şimdi gözler Tahkim'de... Meireles'te olduğu gibi bir indirim bekliyor musunuz?
    PFDK 4 maç ceza vermek zorunda...
    Meireles'e o cezayı verdikten sonra Melo'ya da bunu verecek. Şimdi Tahkim ne yapacak önemli olan o.
    PFDK, Melo'ya ceza vermeseydi, kendini inkar etmiş olurdu.
    Nitekim görüntülerde bu defa tükürme, teşebbüs safhasında kaldığı için Meireles'e verdiği gibi 11 maç değil, 4 maç ceza vermiş. Gayet mantıklı ve tutarlı kendi içinde...
    Ama bir Galatasaraylı olarak 'Keşke 14 maç verseydi' diyorum. Ligin bitmesine 14 maç var, Galatasaray kupada da olmadığı için bütün bu cezalar ligde çekileceğinden şampiyonluk yolunda çok büyük mesafe alırdı Melo'suz Galatasaray... Her maça canlı bomba ile çıkıyor.

    Röportaj: Bülent CAN




    Yükleniyor
    BİZE ULAŞIN