Web Sürümüne Geç

Bir umut ışığı olabilir

Bir umut ışığı olabilir
Salı 03.07.2013

Mahmut Kulein, 2004'te "Emirle oy vermesi muhtemel devlet memurları delege olamaz" diye dava açmıştı. Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu itirazı haklı bulmuş. Bu, 'Şu anda görev yapan bütün federasyonlar değişecek' demek. Yeni bir yönetmelik yapılacak ve buna göre devlet memurları genel kurullara katılamayacak

Mersin'de düzenlenen Akdeniz Oyunları tamamlandı, 126 madalya toplayan Türkiye genel sıralamada ikinci sırada yer aldı. Bunun kadar ortaya çıkan doping vakaları da çok konuşuldu. Siz oyunlar ve doping vakalarındaki artış için neler söyleyeceksiniz?

Akdeniz Oyunları, olimpik oyunlar olarak tükenmiş artık... Doğru dürüst kimsenin talip olduğu da yok. Ülkeler öne çıkarmak istedikleri kentleri aday gösteriyorlar ve de genç sporcularını gitsin orada 'pişsin, tecrübe kazansın' diye gönderiyor. Amatörün de amatörü düzeyinde insanlar yarıştırıyorlar. Yabancı gazeteleri açın, en çok madalya kazanan İtalyan basınına bakın, Akdeniz Oyunları ile ilgili haberler nasıl verilmiş? Kaç sütun verilmiş? Benim aldıklarımda hiç yoktu. İngiliz gazetelerinde ben bir satır oyunlarla ilgili haber okumadım. Açıldı, kapandı dahil...

DOPİNGİ YAZACAKLARDI

Allah'tan okumadım, çünkü yazsalar, bu doping skandallarını yazacaklardı. 7 Eylül'de Uluslararası Olimpiyat Komitesi toplanıp karar verecek. 2020 arifesinde Türkiye'den arka arkaya gelen doping skandalı haberleri bizi çok sarsardı. Gerçi yine buradaki İspanyollar, gereken bütün kulisi karar aşamasında yapacaklar. Akdeniz Oyunları'nda neler yaşadıklarını anlatacaklar. Japonlar gelmedi ama İspanyollar buradaydı ve gelecek Akdeniz Oyunları da İspanya'da yapılacağı için İspanyollar buraya bir heyet ile geldi, oyunlar bayrağını devralmaya... Önceki Akdeniz Oyunları, İtalya'daydı. Hangi şehirde yapıldığını hatırlıyor musun? Gelecek Akdeniz Oyunları, İspanya'da hangi şehirde yapılacak biliyor musun? Sen bilmiyorsan ilgiyi anlayın! Evvelden öyle değildi. Akdeniz Oyunları yeni başladığında, iyi atletlerin, iyi sporcuların gelip yarıştığı, televizyonların yayınlamaya gerek duyduğu, gazetelerin haber yaptığı bir organizasyondu. Ama bitti. Olimpiyatların kendisi kaybediyor artık... Bu üç sebepten; şike, doping ve ırkçılık sporu baş aşağı düşürürken Akdeniz Oyunları kimin ilgisini çeker? Şimdi Universiad başlayacak. Kimin haberi var?

Numunesi pozitif çıkan sporcuların 30'u bulması bekleniyor. Dopingdeki patlamayı neye bağlıyorsunuz? Oyuncuların kendisini gösterme isteği mi, ödül yönetmeliği mi, denetimsizlik mi?

Dopingli olduğu için bir yığın sporcumuzun madalyası geri alındı. Şimdi soruyorum; Türkiye'nin Spor Bakanı'na... Varsa eğer!.. Dopingli olduğu için madalyaları geri alınan sporcularımıza bu ülkenin vergilerinden ödenen ödüller ne oldu? Altınlar, evler, arabalar, şunlar, bunlar... Madalyayı geri aldık, iş bitti! Madalya kimin umurunda... Akdeniz Oyunları şampiyonu olduğun zaman atıyorum bir ev alıyorsan, Akdeniz Oyunları şampiyonu olduğun zaman 500 altın alıyorsan sonra da dopingli çıkarsan senden sadece madalyanı geri alıyorlar. Ev sende kalıyor, 500 altın da sende kalıyor! Umursar mısın! Hiç umursar mısın! Ben henüz verilen ödüllerin geri alındığını duymadım ki dopingin en büyük sebebi bu; maddi... Kimse 'olimpiyat şampiyonu olayım, dünya şampiyonu olayım boynuma altın madalya takayım' diye doping yapmıyor. Lance Armstrong'tan başlayarak ki Lance Armstrong profesyonel, ödülü yüksek bir organizasyonda, Fransa Turu'nda koşuyor. Ama Fransa turunda kazandığı para sponsorlardan aldığı paranın yanında devede kulak. Sponsorlar da o parayı 'Fransa Turu'nu kazanıyor' diye veriyorlar. Adam '7 kez altın madalyayı kazanayım, kahraman olayım' diye doping yapmıyor; dolar milyoneri olmak için yapıyor dopingi... Marion Jones da öyle... Bu paraları onlardan geri alamazsanız, dopingi önleyemezsiniz. Bırak sponsorun verdiği parayı, devletin, yani senin, benim vergilerimle ödenen paraları geri almıyoruz!

YERİNİ BİLDİRİYORSUN

Atletizmde bir federasyon başkanı var; dünyadan habersiz! Açıklamalarını okudum; öfkeleneyim mi, güleyim mi anlayamadım! "WADA doping kontrolü için bize haber vermiyor" diyor. Zaten esas bu; habersiz yapılması... Federasyona gelip, 'Özge 3 Temmuz'da nerede, Bülent 5 Temmuz'da nerede, Hıncal 13-25 Ağustos arası nerede?' diye soruyorlar. Federasyon bunları bildirmek zorunda... Atlet olarak bütün bir sene nerede olduğunu federasyona bildiriyorsun, federasyon da aynen WADA'ya bildiriyor. 'Ben senin bir sene boyunca nerede olduğunu bileceğim ki senin hiç bilmediğin bir anda gelip 'Ver bakalım örnek' diyeceğim sana... O zaman etkili oluyor. Federasyon Başkanı, "Bize haber vermiyorlar" diyor. Haber vermemek esası zaten... Adam daha bunun farkında değil... Türkiye Atletizm Federasyonu Başkanı Mehmet Terzi, WADA'nın esasının 'haber vermemek' olduğunu farkında değil. O WADA, Mehmet Terzi'ye gelecek, 'Ben Hıncal'dan, 17 Temmuz'da numune alacağım' diyecek. O Mehmet Terzi beni arayacak, 'Aman Hıncal, 17 Temmuz'da sana geliyorlar, tedbirli ol, yakalanma' diyecek! Ben 17 Temmuz'da tertemiz olacağım! Böyle bir şey olur mu? Şimdi tabii Sabah'ta güzel bir haber vardı. "Tehlike" diye vermişler, 'Yaşasın' diye vereceklerine!.. Mahmut Kulein'in 2004'te açtığı bir dava vardı. 'Federasyon kurullarında devlet memurları üye olamaz.' Yani 'Emirle oy vermesi muhtemel kişiler üye olamaz' diye bir dava açmıştı. Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu kabul etmiş. 25 Haziran'da "Mahmut Kulein haklıdır" demiş. Bu, 'Şu anda görev yapan bütün federasyonlar değişecek' demek. Yeni bir yönetmelik yapılacak, bu yönetmelik gereği devlet memurları katiyen genel kurullara katılmayacaklar ve tamamen politikanın dışında, tamamen kulüplerden oluşan genel kurullar, kendi federasyonlarını, kendileri seçecek. Bu Türk sporu için bir umut ışığı olabilir. Ben 1957'de gazeteciliğe başladım, 1957'den itibaren de en az 50 bin defa 'Spor siyasetten arındırılmalı, spor siyasetten elini çekmeli' diye yazı yazdım. Biz yazdıkça siyaset, spora daha çok girdi. Biz yazdıkça siyaset spora daha çok girdi. 'Federasyonların özerk olması' konusu ortaya atıldığı zaman bayrak yaptık. 'Nihayet özerk federasyonlar kurulu' diye ama öyle bir yönetmelik hazırladılar ki özerklik kağıt üzerinde kaldı. Spor Bakanı, genel müdüre emir veriyor, genel müdür de oradaki delegelere emir veriyor; 'oyunuzu Bülent'e verin' deniyor, Bülent, federasyon başkanı seçiliyor! Ne o; özerk federasyon başkanı!..

***

EN GÜZEL GAZi KOŞUSU EN KÖTÜ YARIŞ GÜNÜ

Merakla beklenen Gazi Koşusu'nu favori Çakal Carlos'u burun farkıyla geçen Divine Heart kazandı. Özellikle son anları nefisti. Sizin yarışla ilgili izlenimleriniz neler?

Son yıllarda gördüğüm en güzel Gazi Koşusu'ydu. Ben çok at yarışı üzerine birçok film izledim. O filmlerden birinin finali gibiydi Gazi'nin son metreleri... Ben bu kadar filmografik bir Gazi Koşusu izlediğimi hatırlamıyorum. O sondaki Çakal Carlos'la Divine Heart'ün, daha doğrusu iki jokeyin, Halis (Karataş) ile Yücel'in (Bilik) mücadelesi olağanüstü. Bu kadar güzel olabilir. Muhteşem bir yarış seyrettim, doyamadım. Bir saat daha ekranın basında oturdum ki 'tekrar tekrar seyredeyim' diye... Yarış çok güzeldi ama yarış günü için aynı şeyi söyleyemeyeceğim. 1957 yılıydı. Ağabeyim çok meraklıydı at yarışlarına, giderdi, oynardı. Benim de hiç alakam yok. Bir gün bana "Sen at yarışını sevmiyorsun ama bugün gel, izle" dedi. "Niye" dedim? "Bugün Gazi Koşusu var. Özel bir gün. Seveceksin" dedi. Ankara Hipodromu'na bir gittik ki hakikaten bir festival yeri, şenlik yeri, şölen yeri... Sahneye şarkıcılar çıkıyor, defileler var, smokinli erkekler var tribünde, bakanlar, milletvekilleri orada... Tuvaletli, My Fair Lady filmindeki gibi şapkalı kadınlar falan... 'Bu nasıl bir yer? Herkes gece kıyafetleriyle ama gündüz!' Halk da var öbür tarafta... Bayıldım. Ondan sonra adet edindim. Senede bir gün yarışa, Gazi Koşusu'na giderdim. O koşunun heyecanı bir ay evvelden başlardı. Çünkü Gazi Koşusu aslında Türk derbisi... Türkiye'nin en büyük yarışı... Sebebi de 3 yaşındaki İngiliz atlarına açık sadece... Yani bir at hayatında Gazi'ye bir kere katılır. Kazandın kazandın, kazanamadın ertesi sene 4 yaşında oluyorsun. Bir sene evvel 2 yasındasın, gelemiyorsun. 3 yaşında olduğun senenin Gazi Koşusu'nda bir kere koşma hakkın var.

TESADÜFEN ÖĞRENDİM

At yarışı aslında kumar işi ama Gazi Koşusu at yarışçılığının sembolü bir gün... Kumarı çok aşmış ve çok prestijli bir yarış haline gelmiş, her at sahibinin, her jokeyin hayali Gazi Koşusu'nu kazanmış olmak. Ersun Yanal'ın Fenerbahçe hayali gibi... Bir ay evvelden haberler başlar, bir hafta kala da resmen Fenerbahçe-Galatasaray maçı havasına girerdi medya o yıllarda... Kimler koşuyor, nasıl koşuyor, kim hangi ata binecek, ne olacak, ne bitecek, hepsi yazılır, çizilirdi. Pazar günü kahvaltı ettik arkadaşlarla... Saat 2 gibi eve geldim, oturdum gazete okuyorum. "Aa bugün Gazi Koşusu var." Düşünebiliyor musun tesadüfen eve gelip gazete açtım ve Gazi Koşusu'nun o gün olduğunu öğrendim ben! Gazi Koşusu'na bu kadar meraklı olan ben 1957'den beri her Gazi Koşusu'na ya giderim ya televizyondan seyrederim. Neden? Sanki jokey kulübü unutturmak istemiş Gazi Koşusu'nu!.. Açtım televizyonu, televizyonda da bir şey yok. O günün en iyi şarkıcısı kimse o çıkardı, gruplar çıkardı. Bir sahne kurulmamış, gösteri yok, sıradan bir koşu gibi yapıldı, geçti! Aman Yarabbim! Dünyanın en kolay işi Türkiye'de televizyon spikeri, sunucusu olmak herhâlde... Hiçbir şeyi bilmene gerek yok. Bir kız eline mikrofonu almış 40 kişiyle röportaj yaptı. Güya... Röportaj şöyle; "Muhteşem bir hava, gurur verici bir gün."

Ne diyorsunuz?

Onu bile demiyor! Nokta. Soru, soru işaretiyle biter. Cümlenin soru işaretiyle bitmesi demek o cümlenin soru cümlesi olduğunu gösterir. Soru cümlesi ayrı bir cümle tarzıdır gramerde... Düz yazıdan farklıdır. 'Bugün hava çok güzel' diyor mikrofonu uzatıyor! Gazi Koşusu ne, o gün kimler koşuyor, niye koşuyor, hiçbir fikri yok! Bir yarım saat oturup çalışma zahmetine katlanmamış, gayet şık giyinmiş, kuaförde saçını yaptırmış, güzel makyajını yaptırmış, eline mikrofonu almış 'Ne güzel bir gün.' 'Değil mi!' bile demiyor! Bir adam var o da aynı. O bundan bir derece önde... 'Çok güzel bir gün. İşte Türk yarışçılığının en önemli yarışlarından biri. Siz ne söyleyeceksiniz?' Söylenecek şeyleri önce kendisi söylüyor sonra 'Siz ne söyleyeceksiniz?' Adamın cevabı 'Katılıyorum kardeşim' demek. Başka ne diyebilir? Bu kadar kötü, bu kadar aptalca, bu kadar seyirciyle alay eden röportajları yaptılar! Ben Allah'tan geç haberdar oldum da geç açtım televizyonu... Saatler evvel açsam çıldırırdım herhâlde... İnsan bir konuda röportaj yapacaksa hazırlanmaz mı? Gazi Koşusu'nun sunucusu olacağını herhalde o sabah söylemediler! 'Özge gelecekti hastalandı, Hıncal gel sen idare et!' O zaman dahi özrüm yok. Bir yarışı bilen, yarışçılığı bilen, o gün kimlerin yarışacağını bilen bir tane insan olmaz mı! Bir de tanıtımlara bayıldım! '3 numara Divine Heart'ün sahibi Sayın bilmem kim. Binen Yücel Bilik.' Yücel Bilik, Sayın değil! Bütün sahipler Sayın, jokeyler Sayınsız! Ne kadar ayıp ya!..

ADALI İLGİLENEMEMİŞ

'Başkan Sayın Ünal Aysal, teknik direktör Fatih Terim, kaptan Selçuk İnan!..' Böyle bir şey olur mu ya!.. Biri Sayınsa hepsi Sayındır. "Bu nasıl şey? Dil sürçmesi mi?" dedim ama hayır!.. 22 atın 22'sini öyle takdim etti. 22 Sayın adam ve 22 sıradan adam! Yani inanamadım. Bu kadar kötü bir televizyonculuk!.. Gazi Koşusu'nu yok saymışlar. Dedim ya çok meraklı, Öcal ağabeyime telefon açtım, onun da haberi yok. "Aa bugün müydü!" dedi. "Senin dahi haberin yoksa..." dedim. "Nereden haberim olsun" dedi. O da İzmir'de tabii ve anlattım ne kadar sıradan bir gün olduğunu... "Jokey Kulübü Başkanı Serdal Adalı'nın son zamanlarda başı çok dertte. Demek ki meşgul olamadı. Yoksa benim tanıdığım Serdal, Gazi Koşusu'nu böyle yapmazdı. Ama demek ki kendi başındaki dertlerden ilgilenememiş" dedi. Ağabeyimin yorumu o... 1957'den beri gördüğüm en güzel yarış ve en kötü yarış günü...

Röportaj: Bülent CAN
Yükleniyor
BİZE ULAŞIN