Ektiğimizi biçiyoruz

Ektiğimizi biçiyoruz
Çarşamba 12.03.2014

TBMM, 6222'yi bir kez uygulanmadan yumuşattı. Yumuşatılan yasayı savcılar uygulamadı. Yürütme gerekli önlemleri almamış. Bir de dördüncü güç var tabii! Herkes Trabzon'u taşlıyor ama ilk taşı günahsız olan atsın! Ülkede büyük bir gerilim var ve soğukkanlı olmaya ihtiyacımız var. Yoksa bu olaylar nereye gider, bilemiyorum

Trabzonlular, saatli bomba gibiydi. Trabzonspor-Fenerbahçe maçı, bordomavili taraftarların sahaya attıkları yabancı maddeler nedeniyle tatil edildi. Çıkan olaylarla ilgili, neler söyleyeceksiniz? Bu noktaya nasıl gelindi?

İlk cümlen ne: "Trabzonlular, saatli bomba gibiydi." Peki, Trabzon taraftarını saatli bomba haline kim getirdi? Esas nokta bu...
Fenerbahçe seyircisi, saatli bomba değil mi?
Beşiktaş seyircisi, saatli bomba değil mi?
Galatasaray seyircisi, saatli bomba değil mi?
Biz bombaları hazırlıyoruz, hazırlıyoruz, fitilini de yakıyoruz; ondan sonra bütün kabahat onların!..
Türkiye'de sorumluluk, yasama organından başlıyor. 6222 sayılı Sporda Şiddeti Önleme Yasası, yani bu olayları önleme yasası, yani kan dökülmesini önleme yasası; bir ihtiyaç sonucu çıktı. Ama benim yasama organım Türkiye Büyük Millet Meclisi; bu yasa daha bir kere uygulanmadan, 6259'u çıkarıp yumuşattı. İkinci sorumlu; yargı... Erkler var ya... Devleti, devlet yapan... Yasama, yargı, yürütme...
Bu ülkenin savcıları, 6259 ile yumuşatılan yasayı dahi uygulamadılar!
Trabzon'da olayların böyle bitmesi, bir mucizedir.
Bütün dünyaya yüz karası olacağımız bir facia yaşanabilirdi. Bir iç savaşın, fitili ateşlenebilirdi Trabzon'da... Bir tane Fenerbahçeli futbolcunun burnu kanasaydı, neler olurdu; düşünmek dahi istemiyorum.
Bu maçtan iki gün evvel, Trabzonspor Başkanı İbrahim Hacıosmanoğlu konuşuyor. "Hakem maçın kaderini etkilerse, nahoş durumlar ortaya çıkabilir. O zaman kimse, bizi suçlamasın! Hakemden doğacak kötü bir sonuçta, Bülent Yıldırım'ı değil; onu bu maça atayanları sorumlu tutacağım" diyor. Televizyonda söylüyor bunları...

DİNLEDİM VE UTANDIM

Hacıosmanoğlu'nun, Trabzonspor Kulübü Başkanı olduğu günden bu yana verdiği; tahrik edici, teröre sevk edici demeçlerin sonuncusu bu... Ertesi gün de Trabzonspor; Fenerbahçe ile oynayacak... Ne yapmış Trabzon Savcısı?
Şimdi ben, Trabzon Savcısı'na soruyorum:
Bu demeç, 6222'ye aykırı mı; değil mi? Niye yapmadın görevini? Çünkü bir hafta evvel; Fenerbahçe'nin başkanı, başkanvekili, başkan yardımcısı, yöneticisi ve kimi varsa, bundan beş beterini Kadıköy'de söylediler.
Kadıköy Savcısı da bir şey yapmadı! "Taraftarı, sokağa indiririz" dediler resmen; alenen... Ne oldu? Üçüncü sorumlu; yürütme... Yürütmeyi, Trabzon'da kim temsil ediyor: Genel yönetimi vali; yerel yönetimi belediye başkanı... Baş sorumlu, bu iki adam... Fenerbahçe, stadyumun içinde hapis kalmış; taraftar stadyuma giden yolları çevirmiş, kimseyi bırakmıyor, polis çare arıyor, saat 12'lere gelmiş. Belediye başkanı, televizyonlara seçim konuşması yapıyor!
Trabzon Belediye Başkanı!.. Dinledim ve utandım.

İSTİHBARAT ALINMADI MI!

Gazeteci, başkana diyor ki: "Bu olaylar, sürpriz değil. Bunların olacağı belliydi.
Niye daha fazla polis, daha fazla güvenlik görevlisi getirip, önlem almadınız?" İnanamadım. Trabzon Belediye Başkanı; gülümseyen bir ifadeyle, hiçbir şey yokmuş gibi bir ifadeyle ve açıkça, "Bu ayın sonunda, seçim var. Ben, Trabzon halkını kızdıramam" dedi. Lütfen televizyonlar, o konuşmayı yayınlasınlar. Kayıtlı...
Valinin kafasının da farklı olduğunu zannetmiyorum.
Trabzon'da emniyet müdürlüğü veya valilik yapan birisi, seyircinin oraya nasıl geldiğinin istihbaratını dahi yapmaktan acizse; yürütmeyi temsil etmeye, yürütme gücü olmaya ne hakkı var!
Sahanın kenarına 2 bin polis dizseydi; bunların hiçbiri olmaz, maç oynanır, biterdi. Ama 'Seçimi etkiler; neyimize lazım!' Bir de dördüncü güç var. Anayasalarda yazılı olmayan ama herkesin kabul ettiği; yasama, yürütme, yargının yanında, bir de dördüncü güç var: Medya... Onlar nerede!..
En güzel laf, Maraton başlar başlamaz Şansal'ın söylediğiydi. "Ektiğimizi biçiyoruz" dedi. Evet... Bir kişi çıksın; 'Ben, masumum' desin! Hani Hz. İsa'nın meşhur deyişi vardır ya; "İlk taşı, günahsız olan atsın" diye... Herkes Trabzon'u taşlıyor ama ilk taşı, günahsız olan atsın!
Volkan, tahrik etmedi mi seyirciyi? Emenike, tahrik etmedi mi? Orada ateşlenmeye hazır bir seyirci var; bir de Trabzon 1-0 mağlup durumda... Artık o seyircinin, üzerine gitme...
Hayır... Adeta 'Seyirci, bir şey atsın' diye bekliyorlar; şov yapmak için!..
Maçın tatil edildiği anı, gözünün önüne getir.
Hakem ilk yarıya, 10 dakika uzatma koydu.
Ekranda 54:50 yazıyor, Trabzon frikik atacak ve o frikik atılınca da oyun bitecek. 10 saniye var bitmesine...
Bütün Trabzonlu oyuncular bekliyor. Özer frikiği atacak, kafayı vururlarsa vuracaklar, vuramadılar devre bitti. Devre bitince, belki anonslar falan yapılacak; seyirci sakinleştirilmeye çalışılacak. İlle seyirci sakinleştirilir; ihtimal var ya da yok ama akıllı yöneticiler, bu işi başarırlar.
Bu Hacıosmanoğlu başarır mı; onu bilmiyorum, emin değilim. Ama deneyebilir Trabzon yöneticileri, futbolcuları, belediye başkanı, valisi, emniyet müdürü...
Oradalar ise eğer!..
Bu durumun farkında olan bir tek kişi var:
Trabzonlu Özer... Herkesi kenara itip, bir an evvel atışı yapmaya uğraşıyor. O atışı yapacağı sırada da Ersun Yanal, sahanın içinde!
Gazetelere geçen şey, 'Özer, Ersun Yanal ile kapıştı.' Evet!.. Özer, 'Çık dışarı. Çık dışarı da şu frikiği atayım' diyor. Çünkü o topu attığı anda, zaten tribün duracak. Çünkü Trabzon'da top... Trabzon, gol peşinde... Özer, işin farkında...
O frikiği atabilse, devre de bitecek; her şey bitecek. Özer'e, o frikiği attırmadı Fenerbahçe kulübesi ve gazetelere bakıyorum; 'Özer, Ersun Yanal ile kapıştı' diye yazılmış!
Bir de tabii gerilim, sadece sportif alanda değil.
Seçim sürecine girdiğimizden bu yana, herkes geriyor ülkeyi!.. Herkes, her yerde; birilerine saldırıyor, sövüyor, küfür ediyor.

GÜVEN KAYBOLDU

Adaletin birbirine düşmesi... Bir mahkemenin verdiği kararı, öbürünün reddetmesi; bilmem nesi... Sen ülkende, vatandaş olarak adalete de güvenemezsen; ne yapacaksın!
Hukukta bir deyim vardır: 'Bizzat ihkak-ı hak...' Yani 'Kendi hakkını arama...' Hukuk olan ülkelerde, 'Bizzat ihkak-ı hak olamaz' der. 'Bizzat ihkak-ı hak olamaz' Mecelle hükmü...
Osmanlı'nın Medeni Kanunu'nda var. Cumhuriyet'e daha gelmedik.
Ama sen, adalete güvenini kaybedersen; hakkını nasıl elde edeceksin! 'Çıkacaksın tribüne; yıkacaksın direği!..' Olaylar, o kadar birbirinin içinde ki...

Bu noktada, 'herkese görev düştüğünü' söyleyebilir miyiz?

Şu anda Türkiye'nin, soğukkanlılığa ihtiyacı var. Sadece liderler değil; mahalle kahvesinde oturanlara kadar, herkesin soğukkanlı olması lazım. Soğukkanlı olabilenlerin, yanındakilere soğukkanlılığı aşılaması lazım.
Yoksa nereye gider; hakikaten bilemiyorum, düşünmek de istemiyorum.

CAN GÜVENLİGİ YOKTU

Biraz da hakemi konuşacak olursak; Bülent Yıldırım maçı tatil etmekte geç mi kaldı, doğru zaman mıydı? Ya da 10 saniye daha bekleyip, ilk yarıyı bitirebilir miydi?

Bence geç kaldı. Volkan'ın elindeki kapı kolu, fırlatıldığı anda bir cinayet aletidir. Nitekim devre sonuna doğru da bir betonlu tuğla atıldı. O da bir cinayet aleti... O sahada, 10. dakikadan itibaren görüldü ki futbolcuların, can güvenliği yok ve ortada can güvenliğini sağlayacak emniyet gücü de yok. Çünkü vali ile belediye başkanı, karar vermişler; 'Trabzon halkı, böyle bir şey yapmaz; biz oraya polis gönderip, Trabzon halkını peşinen suçlu ilan etmeyelim' demişler.
Öyle diyordu belediye başkanı...
Futbol hakeminin birinci görevi, maçı bitirmek değil. Futbol hakeminin birinci görevi, can güvenliğini sağlamak.
Birisi kafasını tutup yere düştüğü zaman; gol pozisyonu dahi olsa, oyunu durduruyorsun da adamın kafasına ölümcül şeyler atılırken, oyunu nasıl oynatıyorsun!
Çalacak düdüğünü; bitirecek. O zaman Trabzon'a, hükmen mağlubiyet kararı da çıkmaz. Çünkü hakem diyecek ki raporunda; 'Vilayetçe alınan emniyet tedbirlerini, yeterli görmediğim için maçı durdurdum.'

KOŞARAK KAÇTI

Tartışmaya mahal bırakmayacak bir noktaya kadar bekledi.

Ama işte o arada, neler olabilirdi!.. O ana kadar bir şey olmaması, bir mucize...
Ama o kadar dayanan bir insanın, Özer'e o frikiği niye attırmadığını da ben şimdi soruyorum. 10 saniye kalmış devrenin bitmesine... Attır frikiği; bitsin.
Tabii orada, ayıp bir manzara daha var; sahadan ilk koşarak kaçan, Fenerbahçe Teknik Direktörü Ersun Yanal... İnanılır gibi değil! Gözlerime inanamadım!
Mourinho'ya özeniyor ama yanlış anlamış.
Mourinho, takımını bırakıp kaçmıyor.
Mourinho, herhalde devre biterken soyunma odasına ilk girmeyi uğur edinmiş kendine; erkenden gidiyor.
Bu öyle değil! Takımın başına orada her şey gelebilir; bu hemen kendini dışarı atıyor ya! İnanamadım!
Bu, nasıl bir lider ya! O futbolcu; o lider için oynarsa şaşarım.

Yayıncı kuruluşla ilgili de eleştiriler vardı. Tribünlerin sesinin kısılması, görüntülerin yeterince verilmemesi tepki topladı. Anlaşılıyor ki böyle bir karar alınmış. Doğru bir strateji mi?

Yayıncı kuruluş, kendisine olan güvenini yitirmiş bir kuruluş. Her şeyin başlangıcı, güven... Sen güveniyor musun yayıncı kuruluşa; güvenmiyorsun.
Federasyona güveniyor musun; güvenmiyorsun.
Savcıya güveniyor musun; güvenmiyorsun!..

ÖZERK BİR FEDERASYON SEÇİLMELİ

İki kulüp arasındaki en büyük anlaşmazlık, 2010-2011 sezonuna dayanıyor. Trabzonspor taraftarları, Fenerbahçe'nin yargıda suçlu bulunması ve Avrupa'da ceza alması nedeniyle, şampiyonluk kupasının kendilerine verilmesini istiyor. Tabii Fenerbahçe de suçlamaları kabul etmiyor. Bu sorun, bu anlaşmazlık nasıl çözülecek?

Geçen hafta da söyledim: Bu futbol federasyonu, derhal gitmeli... Yeni Spor Bakanı (Çağatay Kılıç), eski bakanın (Suat Kılıç) atadığı bu federasyonu lağvetmeli... Futbol Genel Kurulu'nu toplamalı ve toplantıya herhangi bir talimat vermeden, özerk bir federasyon seçimi sağlamalı ki Türkiye sathındaki kulüpler, bu federasyona inansınlar.
Bugün başkanı, Beşiktaş eski başkanı; Merkez Hakem Komitesi Başkanı, Beşiktaş eski kaptanı olan Futbol Federasyonu'na Beşiktaşlılar inanmıyor.
Trabzonlu inanır mı, Fenerli inanır mı, Galatasaraylı inanır mı?
Federasyon, federasyon olsa bu kavga bitmişti. Ama öyle, ama böyle; bitmişti bu iş... Sen konuyu sürüncemede bırakıyorsun, Trabzon'da bir adam bunu seçim sloganı yapıyor; 'Kupamı alacağım' diye kıyametler koparıyor, ona da 'Sus' demiyorsun, 'Yaptığın suç' demiyorsun. Burada bir eyyamcı federasyon; orada bir politikacı başkan!.. Olan, Trabzon halkına oluyor.

Elleriyle, galibiyeti teslim ettiler aslında... 1-0, her şeye açık bir skordu.


Her şey olabilirdi. Kaç maç seyircisiz ceza gelecek... Trabzon, bu sene futbol seyretmez.

Röportaj: Bülent Can
Yükleniyor
BİZE ULAŞIN