Bu federasyon derhal gitmeli

Bu federasyon derhal gitmeli
Perşembe 13.03.2014

Futbol Federasyonu, yabancı konusunda, Türk futbolunun kaderini 18 kulübe bırakmış, 'Siz aranızda anlaşın' diyor. O zaman sana ne lüzum var! Öncelikle gerçekten özerk, gerçekten bağımsız bir federasyon seçilmeli... O federasyon da dünya futbolunda, kulüplerin önemini düşünerek karar vermeli

Yabancı kontenjanını konuşmaya devam edeceğiz gibi... Kulüpler, 6+2 üzerinde uzlaşma arıyor. Fenerbahçe, bu konudaki toplantıya katılmazken; Mahmut Uslu'nun ilginç bir çıkışı oldu. "17 kulüp anlaşsın, sonra bize gelsin; değerlendiririz" dedi. Uslu'nun açıklamasıyla ilgiline düşünüyorsunuz ve 6+2 formülü, Türk futbolu için faydalı olur mu?

Mahmut Uslu, sallamayı seviyor; salladıkça da manşet oluyor. Çoktandır sesi soluğu çıkmıyordu; yeniden manşetlerde olmak, hoşuna gidiyor. Olsun... Önüne gelen sallıyor; Mahmut niye sallamasın!
Türkiye Futbol Federasyonu, Türk futbolunun kaderini 18 tane kulübe bırakmış; 'Siz aranızda anlaşın, gelin' diyor.
O zaman sana ne lüzum var!.. Bir de diyor ki: 'Alınacak kararda, 18 kulübün de imzası olsun.' Fenerbahçe'nin imza atmayacağını biliyor. 'Ben de Fenerbahçe'nin emrindeyim zaten' demenin, üstü kapalı da değil; üstü açık yolu bu...
Federasyon Başkanı böyle deyince, Mahmut da sallar; niye sallamasın! Yıldırım Demirören ortalıyor; Mahmut da kafayı takıyor.
Helâl olsun Mahmut'a!..

CHELSEA İLE EŞİT DEĞİL

Türkiye'ye, evvela bir Futbol Federasyonu lazım. Suat Kılıç'ın atadığı bu federasyon, derhal gitmeli... Devletin karışmadığı bir genel kurulda; gerçekten özerk, gerçekten bağımsız bir federasyon seçilmeli... O federasyon da bugünün dünya futbolunda, kulüplerin öneminin ne olduğunu iyi düşünmeli... Milli takımın adı, iki senede bir geçiyor. Dünya Kupası ya da Avrupa Şampiyonası Finalleri'ne kalırsa... Katılmazsa, o da yok.
Oysa her sene en az 4 Türk kulübü; Avrupa radyolarında, Avrupa televizyonlarında, Avrupa gazetelerinde, Avrupa dergilerinde yer alıyor. Bu kulüpler eylülde, ekimde, Avrupa defterini kapatıp Türkiye'ye mi dönsünler; yoksa 2000 yılında olduğu gibi, mayıs ayına kadarAvrupa'da mücadeleye devam mı etsinler!
Galatasaray ile Chelsea, eşit koşullarda mı karşılaşacak! Birisi, istediği her oyuncuyu alıp oynatma hakkına sahip; öbürü, yedek olarak dahi kullanamıyor, tribüne çıkarıyor. Tribüne çıkardığı adamları toplayıp, Chelsea'nin karşısına çıkıyor! Bunun sebebi de Türkiye Futbol Federasyonu! 'Efendim; gençlerin yolunu açalım!' Gençlerin yolunu açmak için, ne yapmış federasyon şimdiye kadar! Çatladıkapıspor'un A takımının, doğru dürüst antrenörü var mı; bırak altyapısını! Liverpool'un, 22 tane genç takımı var. Galatasaray'ın kaç tane var? Çünkü hepsi biliyor ki o 22 takımdan, bir tane adam çıkarıp satarsa ya da A takımında oynatırsa; o 22 takımın da masrafı karşılanabilir.
Benim federasyonum, bunun planlamasını yapsın! 'Kardeşim; 1. Lige geçmek için, 2. Lig'de şampiyon olman yetmez. Şu, şu, şu altyapı takımların olacak.
Bu altyapıların başında; şu, şu, şu, kalitede hocalar olacak.'

BÜTÜN DÜNYA BİLİYOR

Daha senin, adı 'Süper' olan liginde; sahte antrenörlerle sahaya çıkan takımların var!
Esas hocanın Roberto Carlos olduğunu, Okan Buruk olduğunu bütün dünya biliyor.
Bunlar, hocalık yapıyor ama maçtan sonra, yayıncı kuruluşa çıkamıyorlar. Daha bunu çözememiş senin federasyonun! Ya Roberto Carlos'un, orada hocalık yapmasını engelle ya da adamı, bir şekilde akredite et!.. Bir federasyon, göz göre göre sahtekarlığa alet olur mu!
Ama o federasyonun başkanı, UEFA'ya Beşiktaş adına sahte evrak gönderdiği için, Beşiktaş'ın Avrupa'dan ihracına sebep olmuşsa; her şeye göz yumacaksın.
Okan Buruk, şu anda Türkiye'nin en iyi hocası ama Elazığspor'u çalıştırmaya lisansı yok! Niye; çünkü öyle birtakım maddeler koymuşlar... Niye?
Kimsenin, ne olduğundan haberi yok. Kağıda uyduracaksın! Kağıda, böyle uyduruyorlar. Kenarda Okan'ı görüyorsun, kenarda Roberto Carlos'u görüyorsun; maçın sonunda hiç tanımadığın bir kişi çıkıp, Sivasspor'un ne olduğunu anlatıyor! 'Bu ne?' diyorsun; 'Sivasspor'un teknik direktörü, o' diyorlar!
Onun için, evvela bu federasyonun gitmesi lazım. Türkiye'ye, iyi bir federasyonun gelmesi lazım. Bu iyi federasyonun, Türkiye'nin Avrupa kupalarında oynayacak takımlarının eşit şartlarda oynamasını sağlaması lazım. Aynı anda da altyapılarda Türk gençlerinin yetişmesi için, gereken önlemleri ve destekleri alması lazım.

ÇOK PARA KAZANIYOR

Bu kadar para kazanıyorlar. Yayın gelirlerinden para kazanıyorlar, milli maçları satıyorlar, para kazanıyorlar, milli maçlarda sahanın etrafına reklamlar koyuyorlar, para kazanıyorlar. Futbol Federasyonu, Türkiye'nin en zengin kurumlarından bir tanesi... Destek ol Anadolu'ya! Hoca gönder. 'Tamam; sen alamıyorsun, senin imkânın yok ama ben sana, altyapı hocası gönderiyorum arkadaş!' de...
Bu kadar üniversite var; her sene, tonla mezun veriyor. Anadolu'ya gönder; Mardin'in ilçesindeki çocuk, okumuş hoca görsün.
Ama bunun için, bu federasyonun gitmesi gerekiyor.

Federasyonun, yayıncı kuruluşu satın almak için çalışmalar yaptığı şeklinde haberler geliyor. Böyle bir şey; sportif ve ekonomik anlamda nasıl sonuç verir?

Felaket olur! Federasyonun da, kulüplerin de alması; felaket olur. Onun için böyle ortaya atıp konuşuyorlar bana kalırsa!..
Lafta kalır bu... Çünkü televizyon, futbolun ayakta kalmasını ve bu düzeyde oynanmasını sağlayan ticari bir kuruluş... Federasyon ve kulüpler alırsa, biter.
Digiturk 400 milyon dolar verdi; D-Smart hazırlanıyor. 'Yeniden artırmaya çıksa da ben 600 milyon dolara alsam' diye düşünüyor. Federasyon aldığı zaman, kulüpler aldığı zaman; böyle bir satış durumu olmayacak. Devlet memuru gibi maaşlı adamlar çalışacaklar; ondan sonra da gelen 3-5 kuruş, kulüplere dağıtılacak!
Ticaret bittiği anda, kulüpler de biter.

F.BAHÇE DIŞINDAKİ TAKIMLARI EZİYOR

Beşiktaş'ın hocası Bilic'in, Lig TV yorumcusu Merk'e tepkisi; haftaya damga vuran konulardan birisiydi. Motta'ya yapılan hareketi soran Bilic, "Müdahale, penaltı için yeterli değil" yanıtı alınca; "Fenerbahçe için yeterli ama!" diyerek, imalı bir yanıt verdi. Bilic'in çıkışıyla ilgili yorumunuz nedir?

Doğru söylemiş. Markus Merk, yayıncı kuruluşun yorumcusu... Yayıncı kuruluş da Fenerbahçeli... Bakma, Fenerbahçe'nin yayıncı kuruluş için böyle atıp tuttuğuna...
Muhtemelen danışıklı dövüştür. Yayıncı kuruluştan birileri, 'Bizim çok üstümüze geliyorlar. Aziz Yıldırım; sen bize saldır da zevahiri kurtaralım' demiştir!
Ciner Grubu; 'Milli maç için ekipmanları yeterli değil' diye, yayıncı kuruluştan takviye almış. Türkiye-İsveç milli maçını izliyoruz.
Caner top ortaladığında; 'Sarı-lacivertli Caner!' Milli maçta!.. Hadi bir kere... Sonra bir daha... Başka da kimsenin, kulübünden söz edildiği yok. Sadece 'Sarı-lacivertli Caner!' Bir ara kollarında kaptanlık bantlarıyla, Elmander ve Arda karşı karşıya geldiler. Durmadan 'Sarı-lacivertli Caner'i anlatan arkadaşımdan bekledim ki 'İki kaptan da bir zamanlar, Galatasaray'da yan yana oynuyorlardı' desin! Üstelik o konuşan da Fenerbahçeli değil. Tanıyorum; kendisi Beşiktaşlı...
Fakat yayıncı kuruluş, Fenerbahçe'yi beyinlere öyle bir işlemiş ki 'Sarı-lacivertli Caner' deyip durdu. 'Eski Galatasaraylı Caner' değil!.. Bu kadar Fenerbahçelilik var.
Markus Merk, sonuca etki etmeyecek bir iki tane pozisyonda objektif yorum yapıyor; onun dışındaki bütün ciddi pozisyonlarda, bir numaralı Fenerbahçe hakemi!..

ADINI KOYSUNLAR

Bilic'in polemik yaratmasını eleştirenler de var.

Helâl olsun Bilic'e... Ne kaybedecek! Yayıncı kuruluş, Fenerbahçe dışındaki bütün takımları ezerken; birinin de buna, isyan etmesi lazım. Köle mi bunlar!
Maçı anlatırken ez; maçtan sonra yorumları yaparken ez! O zaman adını koy, 'Fenerbahçe Televizyonu' de; Bilic de karışmasın.
Fenerbahçe Televizyonu'nu eleştiriyor mu Bilic? Bursaspor Televizyonu'nu veya Galatasaray Televizyonu'nu! Ama sen, 'Türkiye'nin tarafsız yayıncı kuruluşu' diye ortaya çıkarsan; Bilic de buna tepkisini koyar.

İKİSİ DE PENALTIYDI

Hakem Mustafa Kamil Abitoğlu nasıl bir yönetim sergiledi? Motta başta olmak üzere, iki penaltı pozisyonu vardı. Ayrıca Ertuğrul Sağlam da Franco'nun ikinci sarıdan atılması gerektiğini ileri sürdü.

O maç, öylesine zor koşullarda oynandı ki hatalar olabilir. Her hatayı tartışmak da doğru değil. Ben, 'Hatada kasıt varsa' tartışırım.
Yoksa hakem hatası kadar, doğal bir şey yok. Neticede bir robot değil; bir insan...
Geçen hafta Rob Hughes'in yazısını yazdım.
Atletico Madrid maçında, Diego Costa'yı resmen indirdiler. Hakem, penaltıyı vermedi.
Dünyanın en önemli spor yazarlarından biri olan Rob Hughes, 40 senedir New York Times'ın spor yazarı...
Köşesinden, Diego Costa'ya açık mektup gibi satırlar yazdı: "Bak oğlum; Diego Costa...
Hakemin, pozisyon hakkında karar vermesi için 1-2 saniyesi var. Hakemi aldatma konusunda, sen o kadar kötü şöhretlisin ki!..
Emin olmayan hiçbir hakem; kötü şöhretin yüzünden, senin lehine penaltı çalmaz. O hakem de penaltı çalmamakta haklıydı..."
Penaltı olduğunu net olarak gördüğümüz halde; Rob Hughes gibi bir adam, "O pozisyonda, hakem haklı" diye yazdı.
Türkiye'de; kötü niyetli olmayan futbolcu, neredeyse yok. Bir adam 'iyi niyet gösterdi' diye, -ki esas olan o- adamı takım kaptanı yaptık; maçtan önce plaketler verdik. Yani normali yapanı, biz göklere çıkardık.
Neden; çünkü top taca çıkarken, iki takımdan dört el kalkıyor!
Hakemi aldatmaya çalışmayan, bir tane futbolcu var mı? Yerlerde yatmalar, kıvranmalar; auta giden, kornere giden toplara itiraz etmeler!..
Böyle bir ortamda, hele de o hava koşullarında, hakemin hata yapmasından daha normal bir şey yok. Ama belli bir takımın aleyhine veya belli bir takımın lehine hata yapıldığını hissedersem; o zaman oturup, sabaha kadar tartışırım

SPORCULAR NEREDE!

2014 Dünya Salon Atletizm Şampiyonası, Polonya'da yapıldı. 2012'deki turnuvaya 20 sporcu ile katılan Türkiye, bu defa 3 sporcu ile temsil edildi. Bu büyük düşüşün sebebi nedir?

Bundan bir evvelki Dünya Salon Atletizm Şampiyonası, nerede yapıldı?

İstanbul'da...

2012 yılında, İstanbul'da Dünya Şampiyonası yapan bir ülke; 2014 yılında, bu kadar yakın ve bu kadar ucuz -mesela Pegasus Havayolları ile 59 liraya- gidilebilen bir ülkeye, Polonya'ya 3 kişi mi gönderir?
Orada masraflar Polonya'ya ait çünkü... Bir uçak parasına işi bitiriyorsun!
İki sene evvel Üniversite Oyunları yapan bir ülke; hemen sınırından 100 kilometre içerdeki Soçi'ye, 6 kişi mi gönderir?
İki sene evvel, Dünya Salon Atletizm Şampiyonası yapan Türkiye; 2014 Dünya Salon Atletizm Şampiyonası'na 3 kişi gönderiyorsa, o ülkeye olimpiyat verirler mi? Olimpik sporları 'gösteri olsun' diye yapan, 'şov olsun' diye yapan, içine sporcu koyamayan ülkeye; niye olimpiyat versinler! '2012 Dünya Salon Şampiyonası' demek; Türkiye'nin kadınlar ve erkeklerde, bütün dallarda 'en az ikişer atlet ile yarışması' demek. Kendi evinde çünkü...
Peki, ne oldu bunlar?
Geçen iki senede hangi hocalarla, hangi koşullarda, nerede yarıştılar? Türkiye'de 'Atletizm Federasyonu' diye bir kurum yok.

AÇTIRMA KUTUYU

Birileri gidiyor; birtakım şampiyonaları alıyor Türkiye'ye... Niye alıyor; bilmiyoruz!
Namus belası; el ele, kol kola veriyoruz.
O sorumluğun altından kalkıyoruz; bir şekilde...
Ama içine sporcu koyamıyoruz!
Arjantin'de oylarını atan Uluslararası Olimpiyat Komitesi Üyeleri, Türkiye'de olimpik sporların 'nasıl göstermelik' olduğunu bilmiyor mu? İşte buyur; üç kişi!..
İki sene evvel kaç yarış varsa, hepsine ikişer atlet ile katılan Türkiye; Sopot'a üç kişi gönderebildi! Biri de devşirme... Tek derece alan, final koşan da o... Daha ne söyleyeyim!

Londra Olimpiyatlarında, 1500 metrede gümüş madalya kazanan Gamze Bulut'un, 20 sporcu arasında 20. olması da Türkiye açısından üzücüydü.

Açtırma kutuyu, söyletme kötüyü!..

Röportaj: Bülent CAN
Etiketler Futbol
Yükleniyor
BİZE ULAŞIN