Çok bile kaldı

Çok bile kaldı
Pazartesi 25.03.2014

Mancini, takımı hazırlamayı, yönetmeyi, taktiksel değişiklikler yapmayı bilmiyor. En önemlisi de insan yönetmeyi bilmiyor. Haylaz bir çocuk gibi, Galatasaray'ı kırıp, parçalayıp, içine bakmaya çalışıyor. Bu rezaletler yaşanmadan gönderilmeliydi

Galatasaray'da işler, her geçen gün biraz daha kötüye gidiyor. Chelsea karşısında varlık gösteremeyen sarı-kırmızılı ekip, Kayseri'ye de uzatma dakikalarında yediği golle mağlup oldu. Eleştiriler, Mancini'nin üzerinde yoğunlaştı. Yolun sonuna mı gelindi?

Mancini ile yollar, başından beri sonda zaten... Ben şahsım adına, Mancini'nin iyi bir futbol hocası olmadığına inanıyorum. Adam takımı hazırlamayı bilmiyor, takım seçmeyi bilmiyor; maç boyu takımı yönetmeyi, değişiklikler yapmayı bilmiyor, taktiksel değişiklikler yapmayı bilmiyor.
En önemlisi, insan yönetmeyi hiç bilmiyor.
Bir insan nasıl kazanılır; haberi yok. Ama benim yabancı aşığı medyama göre; çok büyük ve efsane bir hoca!..
Nasıl olmuşsa efsaneliği!.. Bunlar senelerden beri, mesela Mustafa Denizli'yi, mesela Fatih Terim'i; yerin dibine sokmak için fırsat kollarlar ama bu kerameti kendinden menkul Mancini, 'ilah' muamelesi görür!

KÜÇÜK GÖRÜYOR

Diyelim ki onlar haklı... Mancini, çok büyük bir hoca... O zaman ortaya çıkan tablo, daha feci... Demek ki bu adam Türkiye'yi, Galatasaray'ı fevkalade küçümsüyor; 'Ben Avrupa'dan büyük teklifler bekledim; gelmedi. Bu günleri, parasız geçirmeyeyim. Bir de güzel memleket; Boğaz'ın kenarı... Gideyim oraya; hem Galatasaray'ı yolayım hem de eğleneyim' diye düşünüyor. Galatasaray'la, oyuncak gibi oynuyor.
Bir insan, babasının oyuncağı ile bile bu kadar oynamaz! Hani haşarı çocuklar vardır ya; oyuncağı kırıp içine bakarlar.
Bu da öyle... Galatasaray'ı kırıp, parçalayıp; içine bakmaya uğraşıyor sanki...
Geçen hafta, bir soru sordum. "Bana bir izah etsin. Ben anlamıyorum. Ben, geri zekalıyım. Futbola aklım hiç ermiyor.
Oyun, 0-0 giderken ve futbol doldur- boşalta dönmüşken; 89. dakikada, Drogba'yı oyundan çıkarmanın anlamı nedir! Bana bir anlatsın" dedim. Çıt yok.
Chelsea maçı, tam bir kepazelikti.
10 dakikada, üç kere oyun içi taktiği değiştiriyor!
4-4-2'den 3-5-2'ye; oradan 4-3-3'e... Zannediyor ki 'tık' dediğinde hemen uyacak; programlanmış robotlar var. Mourinho, maçtan sonra resmen dalga geçti. "Anlamaya imkan yok" dedi.
Kayseri maçında yaptıklarına bak:
Devre 0-0 bitmiş; Galatasaray'ın tek pozisyonu yok. Bu oyunun en büyük sorumlusu da orta saha... Orta sahada, Selçuk en kötü... Sneijder, hiç görünmüyor.
Melo canlı bomba; her an kırmızı kart görebilir.
Maçın başında, Galatasaray'ın yaptığı 8 faulden 7'sini Melo yaptı ve bunların her biri, ayrı ayrı kırmızı kart olabilecek faullerdi. Anlıyoruz ki öbür hafta, Fenerbahçe maçı var. Konyaspor maçında cezasını çekmek için sahaya biçerdöver gibi çıktı!
Böyle bir taktiği vereceksen bile; o sarı kart, 80. dakikada falan görülür. Maçın 2. dakikasında, sarı kart görür mü Galatasaray'ın ön liberosu!.. Ondan sonra hadi bakalım; maçın sonuna kadar oyna!.. Birinci devrenin sonunda yaptığı hareket, kırmızı kartlıktı. Topsuz ayağa arkadan, tekme atmak; kırmızı karttır. Hakem, faul bile vermedi!
Çünkü faulü verse, sarıyı çıkartmak zorunda...
Görmezden geldi. Bütün maç boyunca, Galatasaray adına neleri görmezden geldi. 'Galatasaray kazansın' diye, elinden geleni yaptı Hüseyin Göçek...
Melo canlı bomba, Sneijder kayıp, Selçuk kötü oynuyor; değiştirdiği adam Ceyhun!.. İlk yarının sonunda, 'Mancini' denen adam; kötü oyunun sorumlusu olarak Ceyhun'u görmüş! Yanında da bir sfenks oturuyor.
Bunu söylemekten bıktım artık...
Bırak konuşmayı, yüzünde ifade bile yok! Tugay, Galatasaray'dan bu kadar parayı neden alıyor? Hiç sıkılmıyor mu? 'Ben, bunca yıllık Galatasaraylıyım ve bu parayı, hak etmiyorum. Bu kulübün, zaten 500 milyon lira borcu var' demiyor. Hiçbir şey yapmadan, orada oturuyor! Oraya heykel oturtsan, bir şey fark etmez.

OYUNCULAR DARGIN

Bunlar, açık-seçik birbirlerine girmişler.
Geçen hafta söylediklerim, iyice ortaya çıktı. Oyuncular, birbirleriyle dargın. Selçuk Efendi ile Burak Efendi, maç sonrası takım otobüs ile dönmüyorlar.
Bu; 'Biz, takımla beraber değiliz.
Biz, takım değiliz' demektir. Kendi delüks arabaları ile dönüyorlar! Selçuk kim, Burak kim ki takımdan ayrı dönüyorlar!
Drogba Efendi, Londra'dan takımdan ayrı dönüyorsa; Selçuk ile Burak da stadyumdan ayrı dönerler! Ünal Aysal'ın, Galatasaray'a getirdiği zavallılıktır bu...
Bundan istifade ederek Mancini, hâlâ bu paraları alıyor ve Galatasaray ile oynamaya devam ediyor. Yoksa geldiği gün, kaç paralık adam olduğu meydandaydı.
Bu rezaletler yaşanmadan gönderilmeliydi.

KANIM DONDU

Mancini, Kayseri maçında da oyunculara isteklerini kağıtla bildirdi. Bu, doğru hareket mi? Değişiklik anında kimin nereye geçeceğinin, daha önce belirlenmesi gerekmez mi?

Alay ediyor. 'Bunlar, geri zekalı' diyor. Basketbol maçlarını düşün. Bütün bir hafta antrenman yapılır. Ondan sonra oyun kurucu, rakip sahaya geçerken eliyle işaret yapar; kaç numaralı oyunun oynanacağını gösterir.
Futbol, basketbol gibi taktiği zengin bir oyun da değil. 3-5-2 oynarsın ya da 4-4-2 oynarsın ya da Mancini gibi iyice dağıtıp; bir maçta üçüncü taktiği, 4-4-3'ü sokarsın. Bunun da bir işareti vardır; antrenmanda da çalışılmıştır zaten...
Maç öncesi 'Chedjou ile Semih oynarken, Hakan Balta'yı da oyuna sokup üç işareti yapıyorsam; üçlü savunmaya dönülecek' dersin, herkes de gideceği yeri bilir. Ama bu takım, o kadar geri zekalı adamlardan kurulu ki Mancini, 'Hakan Balta, üçüncü stoper olarak sahaya girdi; onun için bilmem kim sağda oynayacak, bilmem kim solda oynayacak' diye kağıda yazıp veriyor. Böyle bir şey olur mu ya!..

SFENKS TUGAY

Ama bu işte, en suçsuz adam Mancini!.. Adam, bizim ne olduğumuzun o kadar iyi farkında ki... Tugay'ın, 'sfenks' olduğunun farkında; nasıl olsa gıkı çıkmayacak! Ünal Aysal, zaten oyuncak; Galatasaray'ı bu hale getiren adam... Mancini'yi göndermesi çok zor. Çünkü Fatih Terim'i gönderip, Mancini'yi getirmek için yapmadık dümen bırakmayan adam, Galatasaray'ın düşüşünü hazırlayan adam; şimdi Mancini'yi gönderemez! Gönderirse, o zaman sorarlar 'Ne oldu?' diye!..
Onun da farkında...
En önemlisi de basın toplantısını izlerken, kanım dondu; Türk medyasının da ne olduğunun farkında... Adam, kendisini sıkıştıran üç tane soru sorulduğu zaman sinirlendi; ayağa kalktı, "Dürüst olun" diye bağırdı.
Karşısında oturan Türk medyasına, iki defa 'Be honest' dedi ve kalktı gitti.
Bekliyorum ki ertesi gün gazetelerde "Türk medyasına 'dürüst olun' dedi" manşetleri atılsın. Bekliyorum ki Türkiye Spor Yazarları Derneği bir bildiri yayınlasın; yer yerinden oynasın. Gık yok! Türk medyası, bu hakareti yaladı yuttu!
Adamın, bunu söylemesi, kendini nerede, Türkiye'yi nerede gördüğünü gösteriyor. 'Ben, o kadar büyük bir adamım ki bu doğulu milletin arasında, ne işim var! Avrupa'dan beklediğim teklif gelse de gitsem.' Yüzüne tükürüldüğünde 'Yağmur yağıyor' dersen; yüzüne tükürülmeyi hak edersin!
Bana sorarsan; Ünal Aysal baş sorumludur, Tugay baş sorumludur.
Medya baş sorumludur.
El birliğiyle canavarı yaratıyoruz; sonra 'Bu canavar nereden çıktı!' diyoruz.
Üç hafta evvel Galatasaray, Akhisar'a 6 tane attığı zaman; 'İşte Mancini'nin muhteşem takımı' diye kıyamet kopuyordu.
Ben, "Bu Galatasaray, haftaya Karabük'ü yener, diyebilen biri var mı?" diye sormuştum.
Kayıtlarda duruyor.
O günden beri, Galatasaray bırak maç kazanmayı; gol atmadı!
Akhisar'a 6 gol atan Galatasaray, üç resmi maç oynadı; golü yok daha!..
İnşallah Bursa'ya atar!

TARİH KİTAPLARI BİRİNCİLERİ YAZAR

Küme düşme tehlikesi yaşayan ve hocasız kalan Kayserispor açısından bakarsak; inanılmaz bir galibiyet aslında...

Kayserispor; ligin sonuncusu bir, takımın yarısı sakat ve cezalı iki, antrenörü yok üç... Kayserispor antrenörü, üç gün evvel takımı bırakıp gitmiş! Altyapı hocasına, 'Biz yeni hoca bulana kadar, idare et' demişler.
Türkiye'nin ilk defa adını duyduğu bir kişi, takımı idare ediyor. Bu takıma, kendi sahasında yeniliyor Galatasaray! Ne zaman; 40 sene sonra! Kayseri'ye, 40 senedir yenilmemiş.
Şu Karabük, Chelsea ve Kayseri maçında Mancini'nin başına gelen, Fatih Terim'in ya da Mustafa Denizli'nin başına gelseydi, bu medya nasıl ortalığı birbirine katardı; gayet iyi biliyorum. Aşağılık kompleksi, öyle içimize işlemiş ki!
Baktın mı gazetelere? Halkbank, voleybolda ikinci olmuş; 'Teşekkür ederiz' diye başlıklar atıyoruz!
1980 Moskova Olimpiyatları'nda, Sebastian Coe; Steve Ovett'ın arkasından ikinci oldu. İkisi de İngiliz Milli Takımı'nda yarışıyorlar. Birinci İngiliz, ikinci Coe; o da İngiliz... Sebastian Coe, 2012 Olimpiyatları'nı yapan Londra'nın Olimpiyat Komitesi Başkanı...
Spor Bakanlığı yaptı. O kadar da dolu bir adam...

KAZDIĞI KUYUYA DÜŞTÜ

O yarışın ardından, ben de basın toplantısındaydım.
Bir Amerikalı, "Ovett birinci; siz de ikinci oldunuz.
İngiltere, 1500 metrede ilk iki sırayı aldı. Ama boynunuzda, gümüş madalyayı göremiyoruz" dedi. "Bullshit" diye yanıt verdi. 'Bullshit'in kelime anlamı; inek boku... İngiltere'nin de en ağır küfrü...Adam basın toplantısında, kendi aldığı ikincilik madalyası için 'Bullshit' dedi. Böyle, şaşkınlıklar içerisinde bakıyoruz ve "Olimpiyat tarihi, sadece birincileri yazar" dedi.
Biz, 'Yaşa Halkbank! Yaşa Vakıfbank! Ne mutlu bize; ikincilik kazandırdınız' diye karşılıyoruz! Herhalde 'Birinci olanlarda doping çıkar; madalyayı da bize verirler' diye düşünüyorlar!

Galatasaray'ın yediği gol de ilginç... 90+5'te geldi. Muslera ve Telles'in de bireysel hataları vardı.


Hakem, kazdığı kuyuya düştü. O maç, 5 dakika uzatılacak maç değildi.

'Galatasaray atar' diye mi umdu acaba!..

Evet... 'Galatasaray, atsın bir tane' diye elinden gelen her şeyi yaparken; bir de 5 dakika uzatma gösterdi. Ama çarşıya pirince götürdüğü Galatasaray, evdeki bulgurdan oldu!..

Editör: Bülent CAN
Yükleniyor
BİZE ULAŞIN