Web Sürümüne Geç

    Uslu'nun ardından...

    Gürcan Bilgiç Gürcan Bilgiç
    Mahmut Uslu'nun istifası, Fenerbahçe'deki kötü bir geleneğin son noktası. Bundan önce de önemli isimler, Aziz Yıldırım'dan ayrılmak zorunda kalmışlar veya ayrılmayı seçmişlerdi. Ancak o süreçlerde Yıldırım'ın en yakınındaki isim ve en yakın destekçisi Mahmut Uslu olmuştu. Şimdi o da vazgeçti. Birçok dedikodu var. İşin bu noktaya gelişinde bu sezon başından itibaren Uslu'nun 'oyun dışı' bırakılması en önemli etmendir. Yolların ayrılması kararı çoktan verilmişken, bir sene boyunca yine yönetimin en savaşçı ve Yıldırım'ın karşısına en net dikilen ismi de Uslu olmuştu. Çok büyük bir kayıp yaşıyor Fenerbahçe. Öncelikle en "tecrübeli" yöneticisini kaybetti. Bir futbolcunun nasıl transfer edileceğini, aklının nasıl çelineceğini, sözleşme maddelerinde nelerin önemli olduğunu en iyi bilen isim. Yöneticiliğin okulu olmadığından, zaman içindeki birikimlerde ayrıntı yakalanıyor. Uslu'nun bir önemi daha vardı. Yönetim içinde spordan gelen tek isimdi. Basketbol koçluğu yaptığı için soyunma odasını iyi bilir, bu nedenle teknik adamların en rahat danıştığı, dertleştiği yöneticiydi. Sevmeyeni çoktu ama hepsinin bir ortak noktası var; "Mahmut Uslu ne söyleyecekse, yüze karşı konuşur" diyorlar. Arkadan iş çevirmeden, doğruca yüze... "Tahakküm" döneminde (1996-2000) dış dinamiklerle ilk savaşan da Uslu olmuştu. Mesut Yılmaz'ın tek takımlık görüşleri üzerine, iktidarı karşısına alma cesaretiyle çıkmıştı ortaya. "Sandıkta görüşürüz Mesut" pankartının açıldığı, bu pankartın başkanın emriyle kaldırıldığı ve Yılmaz ailesinden de özür dilendiği günlerdi onlar. Uslu hatalar da yaptı elbette. Herkes gibi. En büyüğü de Aragones ve Güiza'dır muhtemelen. Fakat bu dönemler Uslu'nun, Yıldırım bıraktıktan sonraki başkan alternatifleri arasında isminin geçmisiyle aynı günler. Kulübü bilen, kadrosu olan, dünyaya hakim, menajerleri yakından tanıyan, soyunma odasını solumuş alternatif bir başkan adayı. Agresifliğinin yanı sıra, ulaşılabilir ve konuşulabilir olmasıyla da farklıydı Mahmut Uslu. Zaten yönetimin temelinin içine yerleşmiş olan "vefa" probleminden son nasiplenen oldu.


    * * *

    4+2+2
    Çok yaygara koparılıyor. Türk futbolunun batma noktasına getirildiği iddia ediliyor. Bakanımız bile aynı fikirde.
    Federasyonun tribünde oturacak ekstradan iki yabancı hakkı daha tanıması, eğer ligimizi futbolcu çöplüğü yapacaksa, bu eleştirinin adresi yanlış. Futbolcuları kulüpler alıyor. Menajerlerle anlaşmalı yöneticiler, başkanlar var. Çöpü alan kulüpleri idare edenlerin kafası böyle olduğu sürece, hakkın artması veya azalması neyi değiştirir. Artı iki kararı, çöplerini atamayanların paralarının boşa gitmemesi, oyuncular karşısında ellerinin güçlenmesi, biraz rahat nefes alıp transfer planlaması yapmaları için alındığı çok açık.
    Eğer tribünde oturtmak için oyuncu alacaksa, o yöneticinin kararına şaşmalı, verilen hakka değil.
    Ve bu transferi yapan kulüp hemen maliye tarafından denetlenmeli, hesapları en ince ayrıntısan kadar incelenmeli, maliyetlerin kimlerin cebine aktığı ortaya çıkartılmalı. Böyle bir şey sadece soygun için yapılabilir.
    Türk futbolcusu eğer hakkının korunmasını istiyorsa, önce kendine bir baksın. İlk transfer taksidi ile marka saat, dört çeker veya 'tiki' bir sevgili yapmayı düşünmekten vazgeçip, eksik yanlarını nasıl geliştireceğini hesaplasın.
    Eğer gelen "çöplük" yabancıdan bile formayı alamıyorsa, onu kanun ile koruyamayız. Gitsin, Bank Asya'da oynasın.
    Biraz topa iyi vuran, sadece Türk pasaportu taşıdıkları için büyük kulüplerin yedek kontenjanına milyon euro'luk kontratlar ile oturuyorlar. Paralarını alıp, alternatifsizlikten dolayı da çalışmıyorlar.
    Bizim oyuncuların derdi zahmetsiz iyi para kazanmak, tıpkı gümrük kapıları açılmadan önce tenekeden araba yapanlar, çuvalları elbise diye satanlar gibi. Hak ettiklerini ispat etsinler, parayı da kazanırlar, unvanı da, formayı da.






    BİZE ULAŞIN