Web Sürümüne Geç

Kocaman'ı kim tartışır?

Gürcan Bilgiç Gürcan Bilgiç

İlk 8 hafta göz önüne alınırsa Daum tüm hocalardan iyi. Ancak iki şampiyonluğu son maçta kaçıran tek hoca da Daum'dur. Kocaman'ı skorlara göre yargılamak yanlış. Futbola bakmalı

Beşiktaş beraberliği sonrasında klasik ilk beş maç değerlendirmeleri yapıldı. Daumen başarılı çıktı. Bundan sonra da boşuna yapmasınlar, 8 hafta Daumöyle gidecektir. Çünkü Fenerbahçe'yi yönetip de, ilk 8 maçını üst üste kazanan tek hoca Daum. Ama iki kere ligin son maçını kazanamayıp, şampiyonluğu kaybeden tek hoca daDaum'dur. Bir sonrakini, bir önceki ile kıyaslamak, rakamlar huzurunda normal karşılanabilir. Ama doğru mudur? Aykut Kocaman, şu anda Schuster'den daha az puan toplamıştır, ama daha başarılıdır. Nasıl olduğunu merak edenlere iki örnek vereyim... Sahasında Belediye'ye yenilmek mi daha kötüdür, deplasmanda Kayserispor'a mı? Trabzon'a deplasmanda kaybetmek sürpriz midir, ya da evinizdeki derbide beraberlik almak?

Skorla yargılamayın
Aykut Kocaman
'ı tabeladaki skorlarla yargılamak kadar büyük yanlış olamaz. En azından şu anda. Trabzon, Beşiktaş maçlarını tamamlamış, Kayseri deplasmanını aradan çıkarmış, zorlu diye niteleyeceğimiz Bursa ve G.Saray maçları kalmış Kocaman'ın. Schuster'in önünde hepsi duvar gibi duruyor. Fenerbahçe'nin Aykut Kocaman ile iddiası; savaşan, agresif bir takım yaratmaktı. Benim için başarı çizgisi bu görüntüye kavuşulması ve sürekliliğinin sağlanması. Bu gerçekleştiğinde zaten skorları konuşmayacağız. Takım bize konuşturtmayacak. Ezeli rakibine, iki gol pozisyonu verip, altı tane bulup, bir tane de atan bir takımın hocası başarılıdır. Elbette eleştirilecek kararları
var. Onları da bir mektupla yazalım...

* * *
AYKUT'A MEKTUP
uruşu, söylemleri, dürüstlüğü, akil ve duru görüntüsüyle, hem Fenerbahçe taraftarlarının, hem de futbolseverlerin en sevdiği isimdir Aykut Kocaman. Teknik direktör olduğunda da bu özelliklerini ön plana çıkarttı. Oyuncularına "Size yalan söylemeyeceğim" dedi. "Herkes hakkını alacak, kim iyiyse, kim iyi çalışıyorsa o oynayacak. Ben de sözleşmelere dayalı takım yapmak yoktur" diye de konuştu. Bunlar devam ediyor mu? Alex dışında sızlanan olmadığına, diğer yedek kalanlar için hiçbirimiz kalem oynatmadığımıza göre devam ediyor var sayıyoruz. Ama Kocaman, bıraktığı Fenerbahçe ile başına geldiği arasındaki farkı anlamalıydı. Karşısındaki oyuncular ne kendi zamanındakiler gibi, ne de ligde diğer çalıştırdıkları. Onlar çok büyük paralar kazanan, kendilerini farklı gören, yıldız olduklarına inanan, milyonlar tarafından pohpohlanmış, farklı kişilikler. Bir teknik direktör takıma verdiği kondisyon ile övünmemeli. Sonuçta bu bir matematik. Bilim haline gelmiş ve teknolojinin de yardımı ile hatasız yapılma şansı var. Teknik direktör tüm farklı kişilikleri yönetmeyi başarandır. Fenerbahçe'de buna bir de başkanı ve bazı yöneticiler ile basını eklemek gerekir. Takımın genel form durumuna baktığımızda, oyuncuların özellikle Beşiktaş maçının ikinci yarısında yaşadıkları baskıyı gördüğümüzde, psikolojik olarak çok iyi bir maç öncesi olduğunu söylememiz mümkün değil. Kocaman, Alex-Baroni değişikliği ile takım direncini artırmak istediğini söyledi. Schuster'in Bobo hamlesine karşılığı, defansif tedbir ile verdi. Bunu her teknik adam düşünür. Fark, bundan daha özelini yaratmakta. Yani Bobo hamlesine, ofansif bir değişiklik ile karşılık verip, tırnak yeme sırasını Schuster'e devretmek. Oğuz Çetin, Hırvatistan maçında, geriye çekilen takımı kendine getirmek için, orta saha çıkartıp (Mehmet Topal) Semih'i oyuna aldıklarını söylemişti. Hem takıma özgüven verip, onların hücumu da düşünmesini sağlamak, hem de rakip kulübede şaşkınlık yaratmak için. Aykut Kocaman, bu değişimi fark edecek çapta. Şu andaki görevindeki kararlarına kendi vizyonunu eklemek zorunda. Bıraksın, kim ne derse desin? Onların dediği için Fenerbahçe bu halde zaten. O, hepimizden ve herkesten daha özel olduğunu göstermeli. Fenerbahçe teknik direktörü böyle olmalı

* * *
"Gelirse, gelmem"
Gazetelerde okudunuz; Fenerbahçe başkanı, düğününe eski başkan Ali Şen'i davet eden, takım kaptanı ve kalecisi Volkan Demirel'e, "Gelirse gelmem. Şahitlik de yapmam" demiş. Sonrası malum. Öncelikle, derbi maçı öncesinde, takımın kalecisini böyle sorunla baş başa bırakmak ne derece doğru. Volkan Demirel bu haldeyken maça ne kadar konsantre olabilir. Bunu söyleyen Aziz başkan, bundan sonra birlik beraberlik çağrısı yaptığında ne kadar inanılır olur? Fenerbahçe'de futbolcu, yönetici ve teknik adamlar, dostlarını başkanın beğenisine göre seçmek zorunda kaldıklarına göre, onların kritik kararlarda özgür
düşünebildiklerini söyleyebilir miyiz?
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
BİZE ULAŞIN