Web Sürümüne Geç

    İnsanlık onuru San Siro'daydı

    Trabzonspor'un 15 yıl gecikmeli Şampiyonlar Ligi onuruna tanıklık etmek için sadece 21 saatliğine Milano'daydık. O dönemin, şimdi bugününkilere etik dersi vermeye yeltenen, futbolda düzensizlikçilerinin seri marifetleri (!) nedeniyle resmi şampiyonluğu yine 82 puanla kaçıran bordo-mavililer bu kez yasaların ve UEFA'nın teminatı altında almaya başlamıştı hak ettiklerini. Daha da alacak.
    O 15 yıl önceki sezon ki, tarihinin en iyi başkanlarından ve hocalarından olan isimleri sahneden indiren bir krize neden olmuştu Trabzonspor'da.
    Evet, Şenol Güneş 15 yıl ve iki kez gecikmeli de olsa Şampiyonlar Ligi'ndeydi ama o dönem 'kan kusup kızılcık şurubu içtik' diyen Faruk Özak ve arkadaşlarına da gecikmiş bir itibar iadesiydi San Siro randevusu.

    * * *

    Trabzonspor eski genel müdürü Burak Gürdal kardeşimle bağımsız şekilde gittik Milano'ya. Duomo Meydanı'nda biraz gezip, sadece İstanbul, Trabzon ve Ankara gibi illerimizden değil; Almanya, Fransa, Holanda, Belçika ve İsviçre gibi Avrupa ülkelerinden gelen bordomavi formalıları izledik bir köşeden. Yorgun ve sessiz beklemedeydiler, ki maç boyunca ev sahibi takımı bastıracak müthiş performansları öncesindeki meditasyonmuş meğer… Sonra Duomo'ya girip, başta Trabzonspor kuruluş kongresinin divan başkanı babam olmak üzere, bugünü göremeyenlerimiz için Fatihalar okuduk. Katedraldi, kiliseydi ama bizim inancımızda, diğerleri gibi Allah'ın eviydi. Ve asıl olan bir Tanrı'ya, daha da ötesinde insana inanmaktı gözümüzde. İnsanın ta kendisine, hep vurgu yaptığımız insanlık onuruna.

    * * *

    Giuseppe Meazza
    'nın tribünleri gerçekten bayram yeri gibiydi. Yanlış anlamayın, maç veya gol sonrasında değil. Daha maç başlamadan öyle bir coşku vardı ki. Tüm Trabzonspor ailesi, eşler, çocuklar oradaydı. Kale arkası üçüncü kattaki dört bin kadar taraftara, kapalı tribünün ortasından diğerleri eşlik ediyordu.
    Kırgınlar, dargınlar barışıyor, sarılıp öpüşüyordu. Çünkü bayramdı, dargınlıkların giderildiği zamandı. İlginçtir, kimsenin skor kaygısı yok gibiydi.
    Sadece bu onuru yaşamak için oradaydılar. İlla sonuç alınsın, illa başarılı olunsun değildi amaç.
    Trabzonspor'un ilk Şampiyonlar Ligi maçına, kendi kendini Türkiye'den sınır dışı eden bir yabancı oyuncunun sızlanmalarının yarısı kadar bile yer vermeyen sarı gazetenin spor müdürüne de kibarca bayramın manası hatırlatıldı bu arada. O gazeteye yakıştı ama sizin gibi dolu bir spor adamına yakışmadı, dendi güzel güzel.

    * * *

    Oysa ne anlamı vardı ki, Trabzonspor'u hep yok saymaya çalışmanın. Trabzonspor sadece "Yaşamak için sizin gibi olmak zorunda değilim.
    Başarmak için sizin gibi davranmak zorunda değilim"
    demişti onlara. Gerçi onlar için çok da anormal bir yaklaşım değildi yok saymak. Anadolu insanına, kendine benzemediği öyle yaklaşan (ya da uzaklaşan) bir anlayışın spora yansımasıydı, o müdürün başındakilerin yapmaya çalıştığı. Bayram günü diye onlar için de dua ettik, hoşgörü, iyi niyet diledik yine. Maç mı? Skor mu? Dedik ya, çok da ehemmiyeti yoktu. Ancak herkesin çok sevindiğini saklayacak değiliz. Ananın ak sütü gibi helal olan Şampiyonlar Ligi'nde yolun açık olsun, dediğimiz Trabzonspor, çok iyi başladı yolculuğa, fazladan bir 3 puanla. Bundan sonraki ilk hedef kaybetmemek olmalı. Lille'i yenerse harika ama hiç değilse yenilmeyip aradaki mesafeyi korumalı bordo-mavililer. Şenol Güneş'e, Ünal Karaman'a ve sporcularına güven dolu teşekkürler, bir kez daha…

    BİZE ULAŞIN