Web Sürümüne Geç

    İtiraf edeyim!

    Düşleri
    var Aykut Kocaman'ın, Türk futboluna dair. Futbolumuz adına başarılamayanın başarılacağına inanıyor, çok kişinin düşünmekten korktuğunu deniyor. Topa sahip olmayı, bunu da rakip sahada gerçekleştirmeyi, kaybedilen topun gene rakip yarı sahada kazanılmasını ana görev olarak belletiyor futbolcularına. "Oyunun genelinde birbirinize yakın duracak, bloklar arasındaki mesafeyi kısaltacaksınız" diyor. Neresinden baksanız heyecanlandıran ve saygı duyulacak bir tavır.
    Ama düşlemek, istemek yetmiyor. Düşlerin ve isteklerin gerçekleşebilmesi için belli bir zaman dilimine ihtiyaç duyuyorsunuz kaçınılmaz olarak. "Ha" deyince olmuyor, özellikle de birlikte hareket edilmesini gerektiren işlerde.

    ZORLA GÜZELLİK OLMUYOR
    Kocaman'ın futbol felsefesi "Futbol pas oyunudur" şeklinde özetlenebilecekken, başta Gökhan Ünal olmak üzere takımın ve sistemin kilit oyuncularının çoğu ya bu gerçeği teğet geçti, ya da "Pas" diye topu "Serseri" denecek türden çıkardılar ayaklarından. Ve Aykut Kocaman'ın penceresinden ilk 45 dakikayı değerlendirdiğimizde karşımıza "Ben ne söylerim, tamburam ne çalar" sözünden öteye geçmedi.
    Yani öyle durum, anlar var ki, üniformanızı çıkarmanız lazım. (Sizi anlamayan veya kendinizi gerektiği şekilde anlatamadığınız) bir futbolcu gurubuyla sonuç almanız gereken bir maçı oynuyorsanız, "Dediğim dedik" diyemezsiniz.
    Zira "Zorla güzellik olmuyor" ve oyuncu gurubuna göre sistem seçilir.
    Bu sistemle Alex, Emre dahil skoru belirleyecek futbolcularınızın çoğu vasatı aşamıyorsa, sorunu çözeceksiniz. Fenerbahçe "Ha babam" taktiğiyle oynasa bile bu Young Boys'u 3 maçın 2'sinde yenecek güç ve kaliteye sahipken, pas, pozisyon, şut dahil her anlamda gerisinde kalıyor rakibinin.
    Kocaman'ın felsefesine saygı duyuyorum, düş kırıklığına uğradığımı da itiraf ediyorum.

    BİZE ULAŞIN