Web Sürümüne Geç

    Bir puana razıydı

    Hıncal Uluç Hıncal Uluç

    Aykut sahaya çıkardığı 11 ve yedek bıraktıkları ile beraberliğe razı olduğunu gösterdi. Şenol ise riski göze almış... Endüstriyel futbol açısından bakarsak güzel bir maçtı ama futbol kalitesi bakımından ortada bir şey yoktu...

    _ Geçen sezonun şampiyonunu belirleyen Trabzonspor, bu defa da Fenerbahçe'yi sahasında mağlup etti. Bol gollü, müthiş bir maç oldu. Siz nasıl buldunuz karşılaşmayı?
    Maçla ilgili en önemli notum; saha zemini... Bu sene daha doğru dürüst bir tek saha görmedim. Daha ikinci haftadayız. Trabzon, bu ülkenin en yağış alan bölgelerinden birinde... Hadi diyelim ki 'Kurak ve sulamayı bilmiyorlar!' Doğal olarak Türkiye'nin en güzel yeşilliğine sahip bir yerde saha tarla gibi... Her şutta bir kalıp çim kalkıyor.
    Trabzon'un sahası kötü, Fenerbahçe'nin sahası kötü, Galatasaray'ın sahası kötü, Beşiktaş'ın sahası kötü, Karabük'ün sahası kötü... Demek ki bizim memlekette bu çim işleri bilinmiyor. Bir yandan "Futbolun marka değerini yükselteceğiz" diyoruz, sponsorlar bulup dünya yıldızlarını transfer ediyoruz, öte yanda bunların doğru dürüst top oynamasına izin verecek bir sahayı hazır edemiyoruz!
    Bir tane, iki tane saha kötü olur, anlarım. Ankara'daki sahanın halini gördük. İlhan Cavcav utanmadı mı, 19 Mayıs'taki FIFA çift yıldız onaylı, çimleri söktürürken...
    Günlerden beri gazetelere de bakıyorum, bu konunun üzerine giden yok. Daha sezonun ikinci haftası!.. Daha kar yağmadı, daha fırtına olmadı. Ben çok merak ediyorum, şubatta, martta statların hali ne olacak? Quaresma'ları, Robinho'ları değil; dünyanın en büyük yıldızlarını getirsen, nasıl oynayacak böyle bir sahada!
    Türkiye'de şu anda üzerinde düzgün futbol oynanacak tek saha yok. Bana sorarsan futbol federasyonu bir saha denetim sistemi kurmalı.
    Nasıl FIFA'nın, UEFA'nın denetçileri gelip bakıyor, 'oynanır' veya 'oynanmaz' diyorlar, Türkiye'de de aynı uygulama yapılmalı. Çünkü kulüpler bu işi ya ciddiye almıyor ya bilmiyorlar ya da ucuza yaptırınca böyle oluyor!

    BEŞİKTAŞ ALDIĞI PARAYA BAKMIŞ -
    _ Statlarda verilen müzik konserleri de zemini oldukça olumsuz etkiliyor.
    Wembley'de de birçok statta da konserler veriliyor. Yunanistan'da Madonna konseri vardı, ben oradaydım. 60 bin kişi vardı. Michael Jackson konseri vardı, 80 bin kişi vardı.
    Şehrin göbeğinde böyle bir stadyumu, böyle bir yatırımı, senede 20 maç için kullanmak akıllıca değil. Dünyanın her yerinde stadyumlarda çeşitli organizasyonlar yapılır. Ama bunun bir önlemi alınır. Beşiktaş demek ki sadece aldığı paraya bakmış. İnönü Stadı leş!.. Bunun bir çözümünün bulunması lazım. Futbolu oynayacak zemini hazırlamazsan, sen üzerinde oynanan futbolu nasıl eleştirirsin! 'Savaşı niye kaybettiniz?' diye sormuşlar. '1- Cephanemiz yoktu' demiş. Bitti. Saha yok. O zaman ben nasıl, büyük futbolcunun, büyük futbolunu seyredeceğim!
    Niye seyredeceğim, niye televizyonun başında oturacağım!
    Türkiye'nin en büyük sorununun saha olduğunu Trabzon-Fenerbahçe maçında da gördük.

    ALİ SAMİ YEN'E 3 BİN KİŞİ GİTMİYOR
    _Maça nasıl yansıdı bu durum, 'İyi bir mücadele oldu' diyebilir miyiz?
    Endüstriyel futbol açısından hoş. Her maç böyle olursa, televizyon başındaki seyirci sayısı artmasa bile eksilmez. Şimdi sene başı herkes meraktan oturuyor.
    Yarın iyi bir futbol seyredemezse ve kendi takımının iddiası azalırsa ilgi düşebilir ki Türkiye'de hep böyle oluyor.
    Türkiye'de gerçek bir futbol seyircisi henüz oluşmuş değil. Türkiye'de iddia seyircisi var. Bir takımın şampiyonlukta iddiası kalmasın, 2 bin kişi gitmiyor maça. İngiliz, hafta sonunda futbol seyretmek için gidiyor maça. Karısını alıyor, çocuğunu alıyor. Sarıyer'e gider gibi o kalkıp stadyuma gidiyor. Bir bakıyorsun ligin 12.'si ile 9.'sunun maçı oynanıyor. Yani adamların ne şampiyonluk iddiaları var, ne düşme korkuları. Ama stadyumda 35 bin kişi var.
    Neredeyse yürüyerek geleceğin Ali Sami Yen Stadı'nda Galatasaray'ın iddiası kalmadığı zaman 3 bin kişi gelmiyor.
    O zaman Türkiye'de bir futbol seyretme ihtiyacı yok aslında. Bir iddia ihtiyacı var. O iddia bitince, futbol merakı da bitiyor.
    Böyle maçlar olursa seyirci, 'Haftaya da yine seyredeyim' diyebilir. Bu bakımdan güzel ama futbol kalitesine bakarsan ortada pek bir şey yok. Markus Merk maç akşamı çok güzel bir laf etti. Amerika, New Jersey'den maçı seyreden bir Türk, "Atılan 5 gol forvetlerin iyi oyunlarından mı yoksa savunmaların hatalarından mı kaynaklandı" diye sordu. Markus Merk dedi ki "Futbol hatalar oyunudur. Hata olmazsa gol olmaz.
    Onun için gollerin keyfini yaşayın."

    YILIN EN GÜZEL GOLÜ OLURDU
    Mehmet Topuz'un attığı birinci gol, ikinci golden çok daha güzeldi. Kendi kalesine attığı gol... Mesela bu golü rakip santrfor atsaydı, yılın en güzel gollerinden biri olurdu. Ama tam tersine oldu.
    Arkasından Yattara çok güzel, akıl dolu bir gol attı.
    Hem de o sahada o vuruşu yapabilmek kolay iş değil.
    Güzellikleri olan bir maçtı.
    Bazı eleştirmenler, "İki takım da hücumu düşünerek oynadı, ondan maç güzel oldu" diyorlar ama ben bu fikirde değilim. Fenerbahçe hücumu düşünerek oynamadı.
    Fenerbahçe sahaya çıkarken beraberliğe razı çıktı.
    Aykut'un tercihleri, seçtiği 11, kenarda oturttukları, beraberliğe razı olduğunu çok net ortaya koyuyordu.
    Aykut'un, Alex'li bir takımı başından beri düşünmediğini biliyoruz. Geçen sene bu konuyu çok konuştuk. Daum da Alex'in takımı 10 kişi oynattığının farkındaydı.
    Ama Fenerbahçe zaten ahım şahım bir futbol oynamıyordu. Alex'in de durduk yerde gol yaratan bir adam olduğunu bildiği için oynatıyordu.
    Alex de çoğu maçta onu mahcup etmiyordu. Fenerbahçe'nin geçen sene son haftaya lider girmesinde büyük katkısı var. Fenerbahçe geçen sene oynadığı futbolla ligde 10. falan olurdu.
    Şimdi Aykut, Fenerbahçe'ye futbol oynatmayı planlıyor.
    Futbol oynatmayı planladığı zaman da takımı eksik oynatan Alex'i kullanmayı düşünmüyor. Tartışırsın, edersen... Ama Stoch'u da kenarda tutması garipti.
    Stoch ile paralel düşündüğü adam diyelim ki Baroni.
    Farkları ne? Stoch daha hücuma yönelik, Baroni daha savunmaya yönelik. Stoch-Baroni tercihi dahi Aykut'un kafasında ilk hedefin 'yenilmemek' olduğunu gösteriyor.

    YATTARA'YI OYNATMAK KUMAR
    Trabzon'un golleri geldiği halde, fark 2-0 olduğu halde Aykut takımda bir değişiklik yapmadı. Fenerbahçe'de ilk değişiklik Semih'insakatlanması üzerineydi, zaruri bir değişiklikti. Taktik değişikliği değildi. Alex'i oyuna aldığında her şey kaybolmuştu.
    Daum gibi 'Ya tutarsa' diye sahaya sürdü. Oyun değişikliği yapmadı, zar değişikliği yaptı sadece... Bu da gösteriyor ki Aykut baştan sona beraberliğe razı.
    Trabzon 'İkinci devre oyuna girer' denilen Yattara ile maça başlayarak tam tersine niyetinin 'kazanmak' olduğunu gösterdi.
    Yattara hakikaten bir kumar. Oynadığı zaman rakibi öldürür, oynamazsa da rakibe çalışır. Takımı 10 kişi bırakmaz, ezdiği, kaptırdığı toplarla rakibe kontratak imkanı verir, rakibe gol imkanı verir. Ama Şenol bu riski göze almış.
    Stoch'un kenarda bırakılması ve Yattara'nın ilk 11'de
    başlaması iki hocanın oyun niyetlerinin göstergesi.


    * * *
    'KAZANAN ELEŞTİRİLMEZ' DİYEN KORKAKTIR
    _Haftayı mağlubiyetle kapatan takımlardan birisi de, bol yıldızlı bir kadro kuran Beşiktaş'tı.
    Schuster'in rotasyonu eleştiri konusu oldu. Bobo ve Zapotocny tribünde, Guti ve Necip ise yedekti. Schuster'in değişiklikleri mi Büyükşehir Belediye karşısında yenilgiyi hazırladı?
    1- Beşiktaş'la ilgili geçen haftalarda, "Acele etmeyelim" dedim. "Quaresma, Guti" denilirken "Acele etmeyelim" dedim.
    2- Bizim futbol analizcileri genelde skor üzerine konuşuluyor.
    Kazandığında eleştirilmezsin. 100 hafta aynı şeyi yap, 99'unu kazan, 99'unda alkışlar seni, 100.'de kaybet, o 99'u unutur, 100.'de 'Bu böyle olur mu!' der.
    Yahu 99 haftadır böyleydi. 'Hayır.' 'Kazanan haklıdır, kaybeden haksızdır.' Türkiye'deki beyin bu. Onun için de Türkiye'deki yorumlara kimsenin fazla itibar ettiği yok. Çarşamba günü milli maç oynanıyor. Cumartesi, pazar lig maçları var. Çarşamba günkü maçta kimin 90 dakika, kimin 45 dakika oynadığını hesaplayıp, milli takım antrenörlerine fatura çıkarıyorlar. Efendim, 'Galatasaraylıyı çok oynattın, Fenerliyi az oynattın' diye. Yani benim medyama göre, 'Sezonun başında, takımlarımızın haftada 2 maç oynaması zor' demek değil mi bu!.. Şimdi sezonun başında, haftada iki maç, hem de her hafta iki maç oynamak zorunda olan Beşiktaş'ın hocası, elindeki geniş kadroyu ekonomik kullanmak, aynı 11 adamı 90 dakika oynatıp, yormamak için bir plan yapıyor.
    Beşiktaş kazanırken bu plana kimse bir şey demiyor.
    Beşiktaş kaybettiği zaman Hiddink'e fatura çıkaranlar, bu defa Schuster'e de çıkarmadıkları faturayı çıkarıyorlar.
    Niye takımı değiştirdin?' Daha evvel değiştirmedi mi? Ondan evvel değiştirmedi mi? Geniş kadronun amacı ne?

    MEDYA KÖTÜ YÖNLENDİRİYOR
    Ben isterim ki Beşiktaş kazandığı halde, 'Efendi sen kazanan takımı niye değiştirdin, ya kaybetseydi' desin ve bu haftaki rotasyona itiraz etme hakkı olsun. Hayır bizimkilerin itirazı sadece tabelaya...
    Kaybedince takım yedek kulübesine bakarlar. Orada kim oturuyorsa, kabahat o.
    Stoch ile Alex'i kenarda tutan Alex kazansaydı, haftanın kahramanıydı. 'Bu cesareti gösterdi, işte hocalık bu. Trabzon'u çözdü, onlara karşı sağlam, koşan bir takım çıkardı' diyeceklerdi. Şimdi diyorlar ki "Stoch'suz, Alex'siz takım olur mu?" Senin medyan bu... 'Kazanan eleştirilmez' diyen adam korkaktır, 'Kaybeden övülmez' diyen adam korkaktır. Nabza göre şerbet veren korkaklar var medyada. Alelacele karar veren insanlar Türk medyasında. Türk futbolunun en büyük yanlışı medyası. Bu kadar kötü yönlendiren bir medya ile bu futbol oynanmasına aslında şükretmek lazım.


    * * *
    'ANADOLU' EDEBİYATI YAPMANIN ALEMİ YOK
    _Trabzonspor lige iyi bir giriş yaptı. Kadrosu oturmuş görünüyor. Karadeniz ekibinin bir çıkışından bahsedebilir miyiz?
    İki konuyu birbirinden ayırt etmek lazım.
    1-
    Türk futbolunun düzeyi, 80'lerde olur. Sen de 85'e gelirsen çıkışta olursun. Ama sen 70'te dururken, Türk futbolunun düzeyi 60'a inerse, sen çıkışta olmazsın. Fenerbahçe, Fenerbahçe mi, Galatasaray, Galatasaray mı, Beşiktaş, Beşiktaş mı; değil. Bunların ne kadar kötü, ne kadar hazırlıksız olduğunu bu hafta gördük. Türk futbolunun 'üç büyüğü' dediğimiz takımlar neredeyse ortada yokken, 'Anadolu patladı, Anadolu yükseliyor' diye edebiyat yapmanın alemi yok. İyilerin arasında daha iyi olursan, büyüklerin arasında daha büyük olursan iyisin. Zamanın Trabzon'u öyleydi. Özkan Sümer, Ahmet Suat Özyazıcı zamanındaki Trabzon öyleydi. Beşiktaş, Beşiktaş iken, Fener, Fener iken, Galatasaray iken üst üste 6 kere şampiyon oldular. Şenol Güneş ile birlikte Trabzon'un çok aklı başında, çok dengeli, istikrarlı hatta futbol oynadığı meydanda. Ama hüküm vermek için erken. 'Geçen sene Fenerbahçe'yi şampiyonluktan eden takımdı Trabzon.' Fenerbahçe'yi şampiyonluktan eden Trabzon mu, yoksa Fenerbahçe'yi şampiyonluktan eden Fenerbahçe'nin kendisi mi? O maçta Fenerbahçe 39 şut atmış Trabzon'a!.. Fenerbahçe'nin şut rekoru, pozisyon rekoru kırdığı maç. Burada yemeyen, iyi oynayan Trabzon yok. Burada beceremeyen, başaramayan Fenerbahçe var. bunun primini, Trabzon'a nasıl yazarsın! 'Geçen sene Fener'i şampiyonluktan etti, bu sene de Fener'i yenerek başladı' dersen bu biraz skorculuk olur. Benim o çok kızdığım skor yazarlığı olur. Onun için acele etmemek lazım.
    2- Trabzon'un kadrosu çok dar. Bir tanesi sakatlansa yerine kim girecek? Yattara çıkıyor Barış giriyor. Yattara yorulduğu için çıktı. Ayakta duracak hali kalmadığı için çıktı. Ama o sırada Trabzon 3-2 galipti. Yattara çıktı, yerine savunma adamı koyunca mantıklı oldu. Peki 3-2 Fener galip olsaydı, Yattara da bitik olsaydı ve oyuna Barış girseydi ne olacaktı? Trabzon 3-3 yapabilecek miydi; bilemiyoruz. Transfer sezonu bitmeden Trabzon'un takviyeye ihtiyacı var.
    Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
    Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
    BİZE ULAŞIN