Web Sürümüne Geç

    Beyin ve otorite yok

    Hıncal Uluç Hıncal Uluç

    Böyle bir takım, dünyada yok. Bu takımı otorite kuramayacak, turnuvayı kaldıramayacak bir koça emanet etmişiz... Bu muhteşem kadromuzla Avrupa'da da Olimpiyatlar'da da çok büyük işler yapabiliriz ama beyin ve otorite şart...

    _12 Dev Adam ilginç bir grafik sergiliyor. Tam 'Her şey bitti' derken Büyük Britanya'nın Polonya'yı yenmesiyle ikinci tura çıktık. Ardından da İspanya gibi güçlü bir takımı mağlup ettik.
    Millilerin bu inişli çıkışlı performansını neye bağlıyorsunuz?
    Performansımız genel anlamıyla kötü... Kimse, kimseyi kandırmasın... İngiltere'nin Polonya'yı yenmesi dünyanın en büyük sürprizlerinden bir tanesi... O sürpriz olmasa, Türkiye, Avrupa Şampiyonası'nı geç, Olimpiyat elemelerine katılma şansını da kaybedecekti.
    Yani bizim dışımızda bitti iş!.. Niye; biz kendi işimizi çözemedik, bunun hesabının iyi verilmesi lazım.
    Skor yazarı Türk medyası palavra ile başladı işe... 'Asarız, keseriz' manşetleri atarak... Ondan sonra iki palavra maçı kazanınca yer yerinden oynadı. Şimdi İngiltere'nin mucizesi ile yolumuza devam ediyoruz, yine efsaneler yazıyorlar! Bir tane adam çıkıp da 'Niye biz kaderimizi İngiltere'nin eline bıraktık' diye sormuyor! Türkiye'nin Olimpiyatlar'a gitme şansının yitirilmesinin, ne olduğunu farkında değiliz.
    Bugün bizim elimizde Olimpiyat şampiyonu olabilecek bir kadro var. Bugün sakat olan Mehmet Okur ve Semih Erden'in de eklenmesiyle, iyi hazırlanır, iyi düşünülür, iyi organize olursak Olimpiyat şampiyonu olabiliriz. Bu biz eleniyorduk, düşünebiliyor musun!..
    Böyle bir kuşak elimizde var.

    HERKES HERKESİ YENEBİLİR
    _Türk spor tarihinin bir araya gelmiş en iyi kadrosu belki de...
    Sahaya NBA'den neredeyse bir 5 çıkarıyoruz. Böyle bir Avrupa takımı dünyada yok. Dünyanın tarihinde de yok.
    Bu oyuncuları, takım üzerinde otorite kuramayacak ve bu turnuvayı kaldıramayacak bir koça emanet ettik. Orhun Ene'nin geleceği parlak olabilir. Ama İngiltere, Polonya'yı yenmese, Orhun Ene bitmişti. Banvit'te iş bulamazdı; bırak milli takımı... Orhun, başta Hidayet olmak üzere bu takımın elebaşlarıyla basketbol oynadı, takım arkadaşı... Onların üzerinde otorite kuramayacağı belli... Maçı izlerken, takımı Hido mu yönetiyor, Orhun mu yönetiyor, bazen düşünüyorum.
    Hiçbir maçın sonucunu bağlayamadı. Maçın son anları kritik olduğu zaman koçun önemi artar. Orhun yanlış üstüne yanlış yaptı. Böyle bir turnuvayı kaldıracak deneyimde olmadığını da ortaya koydu. Otoritesi de yok, deneyimi de yok. Orhun'u hazırlıyorsan sen, Tanjevic'in yanında olduğu gibi, bir başka koç getirirsin, onun yanına da koyarsın, hem deneyim için zaman kazanır, hem de otorite için zaman kazanır. Beraber oynadığı oyuncular yavaş yavaş bırakırlar basketbolu, yeni kuşakların başına Orhun ağabeyleri olarak geçer.
    Henüz bilmiyorum, Olimpiyat vizesi alacak mıyız, almayacak mıyız? Önümüzde zorlu maçlar var. Ama bütün bu zorlu maçların da şöyle bir genel durumuna baktığımız zaman; ortaya çıkan manzara da şu: İyi oynayantakım kalmamış. Şu Avrupa Şampiyonası'nda herkes herkesi yenebiliyor.
    Makedonya, Finlandiya oynadığı maçları kazanabiliyorsa, Rusya, Slovenya'nın elinden son saniyede kurtuluyorsa... 'Bu Avrupa Şampiyonası'nın üç tane takımı var' deniliyordu; bu üç takımdan biriydi Rusya, Slovenya'yı son saniyede yendi. Bu demektir ki dünyadaki basketbol düzeyi hayli düşük. Bu demektir ki biz bu muhteşem kadromuzla, bu turnuvada da Olimpiyatlar'da da çok iyi işler yapabiliriz. Ama beyin ve otorite şart... Bu yok bizde...
    Bu turnuva için çok geç ama biz Olimpiyat'a gitmeyi başarırsak eğer; o Olimpiyat planlamasını, Türkiye'yi şampiyon yapacağına inanlarla yapmalıyız. Çünkü ortam uygun...

    KAYBEDERSEN HAKEM SUÇLU
    _
    Litvanya ve Polonya maçlarının ardından hakem kararları çok eleştirildi.
    Televizyon anlatıcıları ve yorumcularımız; Türkiye Basketbol Federasyonu'nun maaşlı elemanları gibiydi!..
    Darılmasın kimse bana... İnanamadım... Yorumculuklarına inanamadım... Hazırlık maçlarından başlayarak, federasyonun, Turgay Demirel'in seçtiği adamlar anlatıyor maçları...
    Litvanya ev sahibi... O maçın sonunda, en kritik anda Litvanya'nın aleyhine kasti faul çalan bir hakeme kimse 'taraflı' diyemez. Ev sahibi takım karşı oynuyorsunuz, maçın bitmesine saniyeler var ve kasti faul çalınıyor. Yani o topu Litvanya'dan alıp, Türkiye'ye veriyor aslında... Biz kullanamadık, faydalanamadık.
    Bana söyler misin; kasıtlı bir hakembunu yapar mı?
    Bunların yeni kurallardan, değişikliklerden, yeni yorumlardan falan haberleri yok. İspanya maçında lehimize çalınan fauller ve kasti fauller ne oldu; o zaman... İspanyollar ne diyecek; 2001'deki gibi Türkleri yine hakemler korudu!..
    Yenilirsen hakem, yenersen senin zaferin... Öyle şey yok... İbrahim Kutluay maçtan evvel Murat Didin ile beraber, "Çocukların kafasına bu hakemi takmamak lazım. Sen daha maç başlamadan 'hakem hakem' diye başlarsan çocuk maçı kazanacağına inanmaz" diyor. Ama maçı anlatanların bu konuşulanlardan haberleri yok herhalde!.. Zaten federasyonun ve Orhun'un da canına minnet...Yenildikçe "Hakem de hakem" denmesi işine geliyor. Habire hakemleri konuşan Orhun Ene'nin bir kere 'Ben şu yanlışı yaptım' dediğini duydunuz mu!

    KEREM ÇAĞ DIŞI OYNUYOR

    Orhun Ene, Polonya maçının son 12 saniyesini bana bir anlatsın. Bir sayı gerideydik, maçın bitimine 12 saniye vardı, top bizdeydi ve Orhun Ene mola aldı. Ne anlattı o molada takıma; bana bir anlatsın. Uygulama ne oldu; bana bir anlatsın. Hatası neydi; bana bir anlatsın. Molayı falan geç... O son 12 saniyede o topu Kerem Tunçeri'nin eline alacağı ve kimseye vermeden 10 saniyeyi öldürüp, 2 saniye kala şut atacağını, ben adımı bildiğim gibi biliyordum. Polonyalılar da biliyordu, dünya da biliyordu. O zaman o mola niye alındı, ne anlatıldı?
    Kerem Tunçeri gibi çağ dışı oynayan bir adamın, 'bu takımda ne işi var' diye düşünüyorum ben, hâlâ da düşünüyorum. Takımı yavaşlatan, takımı ağırlaştıran, fast-breakleri önleyen, rakip takıma savunma için her türlü zamanı kazandıran... Yapacağı her şey ezberlenmiş Kerem ile oynamaya ısrar ediyoruz, bir de maçın kaderini ona bırakıyoruz!

    * * *
    ŞAMPİYON OLURSAK ŞAŞIRMAM
    _İkinci turda zorlu bir grupta yer alıyoruz. Fransa, Almanya ve Sırbistan'la karşılaşacağız. İspanya karşısındaki gibi oynarsak sorun yok ama sıkıştığımızda 'yine sorun yaşacağımızı' da söyleyebiliriz herhalde...
    Yenilmeyecek takım yok, ama bu oyun tarzımız yüzünden 'Yeneriz' diyeceğim takım da yok. Bundan sonra geri kalan bütün maçları, final dahil kazanırsak ve şampiyon olursak şaşmam, çünkü olmamız lazım.
    Hiçbir maçı kazanamazsak ona da şaşmam. Çünkü ben Britanya'nın lütfuyla gruptan çıktım.

    KAZANMAK İSTEMİYOR
    _Enes'i nasıl buldunuz? Uzun süredir basketbol oynayamıyordu.
    Her oynadığı maçta daha iyi oynuyor ama onun psikolojisini, koçun da iyi bilmesi lazım. Bizim koç sanki oyuncuları kazanmaya değil, kaybetmeye yönelik hamleler yapıyor. Zafer anında bir adam oyundan alınır mı! Kendini bir düşünsün Orhun Ene! Enes'in yerine, Ender'in yerine, Ömer'in yerine kendini bir düşünsün.
    O anda oyundan alınsa ne hissederdi koçu için? Bana cevap versin. 'Ben harika bir ters turnikeyle 3 kişiyi geçip basketi atmışken koçum beni kenara aldı.' Ne hisseder oyuncu? En iyi bilen adam Orhun bunu...

    _Şampiyonluk için favoriniz var mı?
    Bu turnuva kötü oynanıyor. Slovenya, Rusya'yı neredeyse yenebiliyorsa eğer, İngiltere, Polonya'yı yenebiliyorsa eğer, Polonya'ya yenilen Türkiye, İspanya'yı yenebiliyorsa eğer herkes herkesi yenebilir.

    * * *
    OYUNCULARINI TANIMIYOR
    Orhun Ene sahada kimin eli sıcak, kimin eli soğuk farkında değil. Bir kalıp ezberlemiş, onu uyguluyor... Yılların basketbolcusu. Bu kadar yanlışı yapacak bir adam değil. Demek ki takımı başka güçler yönetiyor...

    İlkokulda basketbol oynamaya başlamış bir çocuk 5. sınıftaysa; gel bu son 12 saniyeyi yönet desen, Orhun'dan daha iyi yönetir.
    Ağır konuşuyorum ama cevap versin bana...
    Son 12 saniyede 1 sayı farkla mağlup durumdaysan sana 2 sayı yeter. Üçlük atmana gerek yok. Çünkü ikilik atış, üçlük atışa göre daha garantilidir. Daha yakın, daha kontrollü... -

    _Potanın dibinden bile atabilirsin.
    1- Üçlük atışı nereden çıkartıyorsun?
    Bir de takımın bu turnuvadaki üçlük yüzdesine bak; neredeyse 4'te 1, niye yüzde 25'e indiriyorsun Türkiye'nin şansını!.. Basketbolu bırak, matematik biliyorsan, bunu böyle oynamazsın.
    2- Uzaktan şut atmaya göre planladın. O zaman Ersan İlyasova gibi şutör bir adamı niye kenara alıyorsun 12 saniye kala! Tam tersini yap. Kerem orada olsun, Ersan orada olsun, Ender Arslan orada olsun, Ömer Onan orada olsun, Emir Preldzic orada olsun.
    5 tane uzaktan şut atan adam ki Polonya hangisinin şut atacağını bilemesin, hiç kimseye baskı uygulayamasın.

    TANJEVİC DE SEVMİYORDU
    Kerem'in başına yığıldılar. Onun atacağı biliniyor, çünkü başka adam kalmadı atacak.
    Madem dış şut düşünüyorsan 5 tane şutör adamı koy ki kimin atacağı belli olmasın.
    Ama sana 2 sayı yettiğine göre basketbolun aklına en yatkın oyun; potanın dibine iki tane devi koyacaksın... Ömer Aşık, Enes Kanter ve Oğuz Savaş üçlüsünden ikisini ki Oğuz Savaş'ın farkında değil Orhun Ene. Böyle bir savunma ve hücum gücünün kadrosunda olduğunda haberdar değil. Ona genç İzzet ile aynı muameleyi yapıyor. 'Arayı açarsak 3 dakika oynasın!' Farkında değil Oğuz'un gücünün!
    Neden; Tanjevic, Oğuz'u hiç sevmediği için Tanjevic'in yanında yetişen Orhun da Oğuz'u adam yerine koymuyor.

    EN ZORUNU TERCİH ETTİ
    Şimdi koyarsın potanın dibine iki tane uzunu...
    Ender gibi, Emir gibi, Kerem gibi, Hidayet gibi senin çok güzel turnikeye girecek, "penetre" edecek -herkesin anladığı tabirle!- adamların var. O adam içeriye zorlayacak:
    a) Turnikeyi atacak.
    b) Üstüne çıkacaklar, dipteki uzunlar rahatlayacak, asist yapacaklar.
    c) Adama faul yapacaklar.
    İki atış. Birini atsa maç uzar.
    Yani bütün bu ihtimaller içinde en zorunu seçip, üçlük şutu seçti ve de o üçlüğü atabilecek tek adamı sahada bıraktı! Bunun adı nasıl koçluk oluyor! Tekrar söylüyorum 10 yaşında bir adam bu yanlışları yapmaz. Haa diyebilir ki Orhun 'Efendim ben 12 saniye kala mola aldığımda bambaşka şeyler anlattım ama Kerem bildiğini okudu.' O zaman Kerem, ertesi gün niye ilk beşte çıktı sahaya?

    _Kerem'in Orhun Ene'nin verdiği taktik dışında bir şey yapması pek mümkün görünmüyor.
    Rakibin İspanya sahaya çıktığın 5 aynı, rakibin Portekiz sahaya çıktığın 5 aynı!..
    Bir kalıp ezberlemiş, rakip kim olursa olsun öyle oynuyor. Böyle bir şey olur mu! Portekiz ile İspanya bir olur mu ya? Oyuncularının farkında değil. Sahada kimin eli sıcak, kimin eli soğuk farkında değil.
    İspanya maçının bence dönüm noktası Enes Kanter'in, Marc Gasol'un üzerinden dönüp, gövdesiyle herifi bitirip smaç atmasıydı.
    O ana kadar İspanya'nın en iyisi olan Gasol, o anda bitti. Enes'in önünde rezil oldu bitti.
    Perişan oldu. O anda Enes'in kenara aldı, düşünebiliyor musun? İspanya'nın kader adamını bitiren adamın o zevki ve heyecanı yaşamasına izin vermedi. Kendi oyuncusunun psikolojisini bilmiyor. Bitmiş bir Marc Gasol'u rahatlattı. Ben böyle şey görmedim.

    ÖDÜLÜ KENARA ALMAK
    Ender Arslan maçı çevirecek üçlüğü atıyor, attığı anda kenara alıyor. Yahu eli sıcak adam kenara alınır mı; dünyanın neresinde görülmüş?
    Ya bırak adam biraz 30-40 saniye onun zevkini yaşasın! İyi şey yapan anında kenarda...
    Ömer Aşık harika blok yapıyor, tık kenarda hemen! Anlamama imkan yok, bilmeme imkan yok, tahmin etmeme imkan yok.
    Orhun Ene bu kadar yanlışı üst üste yapacak bir adam değil, yılların basketbolcusu...
    Benim bildiğimi; o bilmez olur mu?
    Demek ki Orhun Ene yönetmiyor bu takımı, başka güçler var.
    Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
    Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
    BİZE ULAŞIN