Maçın kapak fotoğrafıydı

Hıncal Uluç Hıncal Uluç

Sow'un gözyaşı döktüğü anlar tarihe geçecek, unutulmaz bir sahneydi. Ben olsam birinci sayfadan büyük verirdim. Millet kessin, duvarına assın

Fenerbahçe-Erciyes maçında futbolun duygusal yüzü de sahadaydı.
Sow, kaçırdığı gollerin ardından gözyaşlarını tutamadı.
O sahneyi izlerken, "Keşke 80'li yıllar olsaydı da ben, Gelişim Spor'u yeniden çıkarıyor olsaydım" dedim. Harika bir kapak fotoğrafı olurdu.
Buna benzer, unutamadığım bir fotoğraf da Mustafa Denizli'ye aitti. 5-0'lık Xamax maçında, Mustafa Denizli cezalıydı ve maçı, tel örgülerin arkasından izlemişti.
Tel örgülerin arkasından sahaya bakan Mustafa Denizli'yi, portre olarak kapağa koydum. Erciyes maçının resmi de Sow'du.
Ben isterdim ki bir gazetenin başında olayım ve o ağlayan Sow'u, birinci sayfadan yarım sayfa vereyim. Millet kessin, duvarına assın. Öyle unutulmaz, tarihe geçecek bir sahneydi o...
Bunca yıldır spor sayfaları okuyorum, bunca yıldır spor yazıyorum; ilk defa böyle bir şey görüyorum. Ama daha güzeli; bütün Fenerbahçe takımının, Moussa Sow'u teselli etmek için çırpınmasıydı.
İşte takım ruhu bu... O, bir duygusal boşalmaydı...
Kendisine duyduğu öfkenin sonucu...

Yanal'ın, Sow'u oyundan çıkarması doğru muydu?
Bu yönde eleştiriler de vardı.
Doğru hareket... Sow'un ağlaması, bir anlık değildi; dakikalarca sürdü. Sow, ruhsal olarak tükenmişliğini gösterirken; sahada kalmasının anlamı yok. Hem de 2-1'lik maçta... Karşısındaki takım da her an, her şeyi yapabilecek bir takım...
Tabii o kararı, Ersun mu verdi; onu da bilemiyorum. Fenerbahçe'de kimlerin çıkacağına, bence Emre karar veriyor!
Alper'i kim çıkardı? Oyun durduğu anda koştu, gitti Ersun Yanal'ın yanına; eliyle ağzını kapayarak, sert bir ifadeyle 'Bu herif canımıza okuyor. Mahvediyor bizi; görmüyor musun?' dedi muhtemelen!..
Operasyonel yayınlar yapan yayıncı kuruluş da bu sahneyi gösterdi. Biz de televizyon başında, "Emre, birini şikayet etti.
Acaba kimi şikayet etti?" dedik. Ben, "Büyük olasılıkla Alper'dir" dedim ve Yanal, Alper'i oyundan aldı!

CAN PAZARI YAŞANDI

Eski cezalarla bir karşılaştırma yaptığınızda nasıl bir sonuç çıkıyor?
En yakın, Kadıköy örneği var sanırım.
Kadıköy ayrı... Kimse, Kadıköy ile mukayese etmesin.
Bu gerçeği, kabul edin. Hele bu federasyon döneminde; Kadıköy, baştan aşağı ayrı...
Kimse Kadıköy'le mukayese etmesin.
Ben olayı, diğer cezalardan bağımsız olarak düşünüyorum.
Başka türlü, bu işleri önleyemezsin. Sahada bitmiyor ki iş... Bir takım, 6 saat sahadan çıkamıyor.
Stadyumun etrafı çevrilmiş.
Tam can pazarı!..
Bunu nasıl önleyeceksin; işte bu cezalarla
önleyeceksin...

BU NASIL BAŞLIK!
Son 3 yılda 2 şampiyonluk yaşayan Vakıfbank; CEV Şampiyonlar Ligi'nde, bu defa ikincilikle yetindi. Ama daha kötüsü, Dinamo Kazan karşısında beklenen oyunu sergileyememesiydi.Eksik olan neydi?

Ben Vakıfbank'tan çok, Sabah gazetesi ile beraber Türk medyasını konuşmak istiyorum. "Canınız sağ olsun!" Bu aşağılık kompleksinden, ne zaman kurtulacağız biz!.. Vakıfbank, son iki yılın Avrupa finalisti...
Galatasaray'ın Arsenal ile oynadığı gibi Türk futbol tarihinde bir ilk olur ve de mesela penaltılarla kaybedersin; o zaman, 'Canımız sağ olsun' denilebilir. 'Bir Türk takımı, ilk defa finale çıkıyor ve de penaltılarla kaybediyor' diye...
Ama son Avrupa şampiyonu ve Avrupa'nın en iyi takımı olarak gidiyorsun; set bile alamadan 3-0 kaybediyorsun!
Üstelik senden yana olan, 'Tek millet; iki devlet' diyen ve Rusları hiç sevmeyen; Azerbaycan seyircisi önünde oynuyorsun! Ondan sonra; 'Canınız sağ olsun!..' 'Canınız sağ olsun' ne demek! Bu başlığı atan arkadaşım, bana bir anlatsın; nereden çıktı bu başlık!
Yani; 'Biz, o kadar bir işe yaramaz bir milletiz ki hasbelkader buralara geldik mi zil takıp oynuyoruz, kaybedenleri de teselli ediyoruz. Canınız sağ olsun' diye!.. Ve bunu, hep yapıyorlar!
Maçın başlığı, 'Bu oyun, Vakıfbank'a yakışmadı!' olmalıydı. Son 3 yılda 2 kez Avrupa şampiyonu olan takım, 25-11 set verir mi! O üçüncü set boyunca, Vakıfbank'ın o seti alabileceğini hissettin mi hiç! Bu kadar kötü oynanır ancak!
Kızlar bile, maçtan sonra "Bu kadar kötü oynamamıza biz bile şaşırdık. İnanamadık" dediler.

GAMOVA FARK YARATTI

Bloğun yok, savunman yok; vurucuların bitiremiyor. Bütün Vakıfbank'ın smaçörleri, bir Gamova'nın yarısı etmedi.
Bin yaşındaki Gamova! Sonra; 'Canın sağ olsun!' Senin de canın sağ olsun!..
Ağır bir itham ama bir millete, aşağılık kompleksi böyle aşılanır işte...
Senin iki sene üst üste final oynamış takımın, -tesadüfi şampiyon değil yani- finalde maçı 3-0 kaybetmiş; 'Canın sağ olsun' diyorsun! Peki ne zaman eleştireceksin sen bu takımı?
Maçı yazmaya giden, Türkiye'nin bir numaralı voleybol yazarı Cengiz Tokgöz adına üzüldüm; o başlığa ben...
Bütün bir ömrünü, voleybola feda etmiş bir adamdır Cengiz... Hayatı voleyboldur.

MARSEL DOĞRU YOLDA
Milli tenisçi Marsel İlhan; Kremlin Kupası Turnuvası'nda şampiyon olarak, 75 bin doların sahibi oldu. İlhan'daki gelişimi, nasıl değerlendiriyorsunuz?

75 bin dolarlık turnuvalar, aslında önemli turnuvalar değil. Ama puan turnuvalarıdır.
Oralara tenisçiler, puanlarını yükseltmek için girerler.
Puanı yükseldikçe de daha üst turnuvalara, daha iyi başlama şansı elde edersin.
Marsel İlhan; bütün bu Grand Slam'lere, eleme turu oynayarak giriyor. Ama bu tür turnuvaları kazanırsa, doğrudan birinci turdan girme şansını yakalayacak.
Bu bakımdan, iyi bir şey...
Ama yendiği adamlar içinde, 'Vaay' diyebileceğim biri yok.
Canı sağ olsun!..



Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
BİZE ULAŞIN