Web Sürümüne Geç

    Beşiktaş heveslenmesin

    Hıncal Uluç Hıncal Uluç

    Süper Lig'de şampiyon belli olmuştur; F.Bahçe'yi kutlayın! Beşiktaş şampiyonluğa heveslenmesin! Bu Beşiktaş yırtınsa bu federasyonla, bu medyayla bu hakemlerle F.Bahçe'den şampiyonluğu alamaz

    Haftanın olayı bu; şampiyon belli olmuştur (!) F.Bahçe'yi kutlayın.
    Geçen hafta artık güneş balçıkla sıvanmayacak hale geldi. Bu Beşiktaş yırtınsa bu medya, bu federasyon, bu hakemlerle Fenerbahçe'den şampiyonluğu alamaz. Her türlü gelişme F.Bahçe'nin lehine olabilir mi ya!
    F.Bahçe, İstanbul'daki maçını niye saat 16.00'da oynuyor? Nerede F.Bahçe'nin stadı? Bağdat Caddesi'nde.
    F.Bahçe seyircisinin en büyük çoğunluğunun olduğu yer; Kadıköy, Caferağa ve Bağdat Caddesi...
    Bunların hepsi yürüyüş mesafesinde.
    Gece maç pazar günü 20.00'de olsa maç 24.00'de bitse ertesi gün okullar, işler, güçler...
    Hangi baba, anne çocuğunu maça gönderir ya da alır yanında maça götürür?
    Ya da öğlen dolaşıyoruz; "Hadi çocuğum şurdan maça girelim!". O maçın pazar günü saat 20.00'de oynanması ile 16.00'da oynanması kaç seyirci fark eder biliyor musunuz?
    Yürüyerek gidiliyor, F.Bahçe'nin stadına...
    Zaten sokaklarda maç günü F.Bahçe formaları ve bayraklarla dolanıp tribün liderleri ve grupları ateşlemeyi de yapıyor.

    F.Bahçe'ye kaymaklı kadayıf!
    Beşiktaş'ın iki maçı ertelendi. Beşiktaş çok önemli iki maçını aralara sıkıştıracak.
    Beşiktaş'ın herhangi bir şekilde dinlenme, sakatını hazırlama vakti olmayacak.
    İki maç birden... Şurada kaç hafta kalmış araya iki maç daha sokuşuturacaklar.
    Türkiye Gazetesi'nde Hasan Sarıçiçek şöyle yazıyor; "Söyler misin Deniz hocam; o nasıl penaltı? Sercan, Volkan ile omuz omuza nizami şarja mı girer ya da 10 kusurlu hareketin içindeki itmeye mi? Devre arasında bu pozisyonu size nasıl anlattılar?"
    Hasan, Fenerbahçeli bir yazar, kendisini Gelişim Spor'dan tanırım, başlığı da "Fenerbahçe'ye kaymaklı kadayıf!" diye atarak maçın kaderini değiştiren penaltıyı böyle anlatıyor. Pek çok eleştirmen de bu penaltının böyle olmayacağını da söylüyor zaten... -ki bence de olmaz!

    Bitnel, nizami şarjı bilmiyor
    Deniz Ateş Bitnel, nizami şarjın tarifini okuduysa eğer, (Futbolda bir şarj var; cezası serbest vuruş. Bir de nizami şarj var. Cezası yok!) Bir şarjın nizami olması için iki şey gerek; Omuz omuza yapılması ve dengeli şiddet kullanılması. Yani üç adım öteden uçup da gelip adama omuz atarsan omuzuna...
    Öyle olmaz tabii!
    Volkan ve Sercan omuz omuza, önlerindeki topa koşuyorlar beraber. Top ne Sercan'da ne Volkan'da. İkisi de topa sahip değil. Ve omuz omuza da bir güç gösterisiyle birbirlerini itiyorlar. Volkan büyük bir ustalıkla kendini yere bırakınca Deniz Ateş Bitnel tereddüt etmeden, penaltı noktasını gösterdi. İkinci penaltı, yüzde yüz tartışılır.
    İki sebepten tartışılır.
    Eski bizim bildiğimiz kurallara göre "katliam" penaltısı!
    Topla elle oynama yok! Topun ele çarpması var.
    Devre arasında yapıldığı söylenen bir seminerde Avrupa'dan gelen hakem hocaları demişler ki; 'Topun ele çarpmasını ortadan kaldırıp; el vücuttan açık ise penaltı, el vücuda yapışık (doğal durumunda) ise devam!' Bu çok önemli. 'Cart' diye verilen ikinci penaltıda elin doğal durumunda olup olmadığı da sabaha kadar tartışılır!
    Yani ilk penaltı net penaltı değil, ikinci penaltı da tartışılır. Fenerbahçe'nin de maçta başka golü yok. Fenerbahçe bu iki penaltı ile maçı kazanmış!
    Türkiye Cumhuriyeti'nin büyük gazetesi Hürriyet'te penaltının lafı geçmiyor!
    Uğur Vardan ve Uğur Meleke... (Bu ikisi benim yakından tanıdığım ve çok sevdiğim iki arkadaşım) Yazılarının içinde penaltının lafı yok!
    Sen bir maçı eleştiren yazı yazıyorsun bu gazetede bir tane penaltı tartışması yok!
    Hakemler niye bu gazeteden korkuyorlar?
    Erman hoca Sabah'ta yazdı. Hakemlik öyle bir karlı iş oldu ki artık.
    Rakamlar açıkladı. Kimse o gelirleri kaybetmek istemiyor.
    O gelirleri kaybetmeyince de işte Hürriyet'in hoşuna giden hakemliği yapacaksın!
    Bu gazete Fenerbahçe'ye hizmet eden bir gazete haline geldi. Bir gün önce Galatasaray maçını yöneten "Halis Kahya mükemmeldi" diye yazıyor. Niye çünkü Galatasaray kaybetti.

    Aziz Yıldırım'dan korkuyorlar
    Yani mükemmel olmak istiyorsanız Beşiktaş'a, G.Saray'a puan kaybettireceksiniz; Fener'in maçlarında puan kazandıracaksınız. Adını böyle koyuyorsa eğer Hürriyet, bu iş bitti.
    Hakemin Fenerli, medyan Fenerli. Öbür gazetelerde de Yıldırım korkusundan kimse gıkını çıkaramıyor. Türkiye'de F.Bahçe'nin ve bunların konuşulduğu tek yer burası.
    En azından de ki, 'Bu penaltı tartışmalıydı ama bence penaltıydı.' Hiç itirazım yok. Bir adını koy cümlenin.
    Sen de bunu okuyan hakemsin ve bu hafta Fenerbahçe maçını yönetmeye çıkacaksın.
    Hadi bakalım yönet! Öyle şeylere artık o kadar alıştık ki, benim konum başka... Benim dediğim Beşiktaş şampiyonluğa katiyen heveslenmesin, bu iş bitti. Beşiktaş üzülmesin, Galatasaray da bitti. Onların da yetişmesine imkan yok. Beşiktaş ikinciliğini şimdiden kutlayabilir.

    TSYD ne iş yapar?

    Muhabirsen görevini yap! Basın toplantısını protesto edip halkın haber alma özgürlüğünü kısıtlayamazsın

    1-
    Pereira basın toplantısındaki tepkisinde yerden göğe haklıdır!
    Bu ülkede soru almadan basın toplantısı yapan tek adam Pereira değildir. Türkiye ve Avrupa'da soru almadan basın toplantısı çok yapılmıştır. Bugüne kadar hangisine tavır kondu ki?
    İsteyen soru almadan basın toplantısını sürdürebilir.

    2-
    Pereira'nın tepkisi haklı. (Soru sormak isteyen arkadaş kim, ne soracak bilmiyorum) Çünkü bizde ne yazık ki günümüzde bu tür toplantılara en acemi, stajyer muhabirler gidiyor ve en aptalca soruları soruyorlar. Aralarında iki-üç tane adam gibi soru, ya çıkıyor ya çıkmıyor. Biz muhabirken basın toplantısına giden adam o teknik direktörle tartışabilecek düzeyde futbolu bilirdi, onlar soru sorardı.
    Acemi çocuklar değil! O başkandan, bu başkandan emir almış adamlar değil! Bana son üç yılda bir tane soyunma odası, basın toplantısı haberi göstersenize!
    Pereira daha önceki toplantılarda uyardı; "Ben biraz önce bunu anlattım, dinlemiyor musun kardeşim.
    Aynı şeyi bir daha soruyorsun!
    Bu ne biçim soru?"
    Türkiye'de ve de dünyada soru almadan basın toplantısı yapma özgürlüğü var!

    Vatandaşa karşı görev
    3-
    Hiçbir basın mensubu arkadaş görevini bırakarak tepki gösteremez. 'Efendim fotoğraf makinelerimizi oraya koyalım çıkalım!' Hayır arkadaş çekeceksin. Sen çünkü vatandaş Hıncal Uluç'un haber alma hakkını gerçekleştirmek için oradasın. Tepkini göstermek için değil! Gidersin fotoğrafını çekersin öteki de gider haberini yapar. Ama o foto muhabirinin, gazetecinin uğradığı haksızlığa, hakarete, aşağılamaya, TSYD, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti, bütün sivil toplum kuruluşları öyle bir tepki koyarlar ki bir daha kimse onlara karşı bir saygısızlık yapmaya cesaret edemez.
    Görevde tepki koyamazsın arkadaş!

    O derneği bırakacaksın
    Gazeteciliğin temel görevi, ben Hıncal Uluç gazeteci, vatandaş okura karşı muhatabım. Ne için?
    Onun anayasal haber alma hakkını sağlamak için. "Serkan'a kızdım" diye ben bu haberi yazmıyorum!
    Yok yaa... Hakkari'deki vatandaşın Serkan umurunda mı?
    Hiçbir foto muhabiri, gazeteci görevini bırakarak yaptığı tepkiyi bana kabul ettiremez, desteklettiremez.
    Görevini yapacaksın, haberini yazacaksın, oraya koyacaksın.
    Seni gazeten sahiplenmiyorsa, derneğin sahiplenmiyorsa o zaman şapkayı önüne koyacaksın ya o işi bırakacaksın, ya o gazeteyi ya da o derneği bırakacaksın.
    Böyle ona kız o haberi yazma, buna kız, bu haberi yazma!
    Tepki göstereceksen eğer Fener haberi hiç yazılmaz. Aziz Yıldırım'ın medyayı kızdırmadığı bir gün söyleyin bana! Hadi yapsınlar bakayım!
    Benim derneğimin (TSYD) başkanı 'Aziz Yıldırım affetsin kendilerini' diye ayağına gitti.
    BİZE ULAŞIN