Web Sürümüne Geç

    Ne maç, ne maç!

    Günün üç önemli maçının en önemsizi İstanbul BŞB-Galatasaray arasında idi.
    Eline üç dört defa geçen şampiyonluk şansını kötü oyunlarla geri tepen Galatasaray günün 'konu mankeni' gibiydi. Onca paraya alınan sözüm ona dünya yıldızları ile zar zor üçüncülüğü korumaya çalışan Cimbom, sezonu hüsranla kapamaya aday.
    Beni şaşırtan Jo'nun ilk 11'de sahaya çıkmasıydı.
    Adamın geceleri yapmadığı rezalet kalmadı, hâlâ takımda oynatılıyor. Ben orada olsam ne Jo Alves ne de Kewell'a takımın formasını parayla bile satmam.
    Galatasaray oyuna İstanbul BŞB'den daha hızlı girdi. Amacı yarışı terk etmemekti. İlk 20 dakika içinde Baros, Arda ve Keita'nın baskılı oyunu göze batıyordu. İstanbul BŞB oyunu kendi sahasında karşılamak istiyordu ama bunda başaralı olamıyordu. Baros'un attığı gol dışında öylesine futbol oynandı.

    Arda'nın kırgınlığı kime?
    Kısacası oyunun ilk yarısında oynanan futbol bana göre 'mutbol'du! İkinci yarıya iki takım da gol atmak hevesi ile girdiler. Önce İstanbul BŞB'nin bir topu direkten döndü, sonra da Arda yüzde yüzlük pozisyonu kaleciye teslim etti. Atı alanın Üsküdar'ı geçtiği bir ligde, bu kadar kötü oynayan bir kulüpte temizlik yapılır. Bu arada en çok çalışan iki adam Baros ve Keita'nın hakkını yememek lazım. İkisi de çok çalıştı. Diğerleri için aynı şeyleri söyleyemeyeceğim.
    70. dakika da oyundan çıkan Arda'ya gelince; kırgınlığı hem kendine hem de takıma zararlı olmaya başladı. Kaçırdığı gollerin ikisini atması lazımdı. Rijkaard, Jo'dan sonra Kewell'ı da oyuna aldı. Bence oyuna onun da alınması hata idi.
    Ancak maçın en üzücü olayı Baros'un koşarken lifi kopup tekrar sakatlanması idi. Daha yeni düzelen Baros'un sezonu kapatması şansızlıktı. Kısacası Galatasaray skoru korumayı başardı ve maç 1-0 sona erdi.

    BİZE ULAŞIN