Web Sürümüne Geç

    Veda gecesi

    Maça müthiş bir ilgi vardı. Tribünler doluydu. Bordo-mavililerin tek hedefi vardı: Galatasaray'ı yenip liderlik koltuğuna yükselmek. Taraftarın hiç durmadan verdiği büyük destek, bu beklentinin en güzel örneğiydi. Şenol Güneş, elindeki en iyi malzemeyi sahaya çıkartmıştı.
    Hagi ise ilk onbirde göze batan üç vurucu adamdan ikisi, Misimovic ve Pino'yu sahaya sürmüştü.
    Maçın ilk otuz dakikalık bölümündeki futbol için söylenecek şey: Bunlar sabaha kadar böyle oynasın, gol atamadan maçı berabere bitirirler. Gerçekten de öyle. İnanın ilk otuz dakika da ahlarla vahlarla kaçırılmış birkaç gol pozisyonu yoktu.
    Gol atmak için bazı şeylerin yapılması gerekir.
    Mesela, kanat akınlarının çok iyi değerlendirilmesi gerekir. Şut atmasını unutan bir takım gol şansını da yok eder. İlk yarıda iki takım da birbirinden korkarak oynadı desem, inanın hatalı bir görüş olmaz bu.

    Önce inanmak gerekiyor
    Geri dörtlüyü onsekiz dışına çıkartıp, rakibini orada karşıladı. Pino'nun devamlı ilerde durup oynaması ise Trabzon defansındakileri zorladı.
    Galatasaray için merak konusu, bu maçta ne yapacağı idi. Mutlaka galibiyet alması gerektiğini, onlar da biliyordu.
    Bildikleri bir şey daha vardı, o da beraberlikle gidecek iki veya üç puanın gitmesi "Süper Lig'e Veda"nın ilk basamağı olacağı idi. İkinci yarı başlarken aklıma büyüklerimizin bir sözü geldi: "Bir şeyi başarabileceğine inandığında, yapmaman olanaksızdır." Galatasaray sezon başından beri iflas etmiş bir tüccar giydi. Düzelmesi de zordu.
    Trabzonspor maçında gol mutlaka hata sonucu gelecekti. Öyle de oldu, Servet hata yaptı ve ilk gol geldi. Ardından Trabzonspor Umut'un golü ile 2-0 öne geçti ve liderlik tahtına oturdu.
    Kısacası bu mağlubiyet Galatasaray için acı bir sondu.

    BİZE ULAŞIN