Öp Volkan'ın elini

Volkan patlayıp da lavları, G.Saray şutlarını eritmese, Fener fark atmak için çıktığı derbiden, farklı mağlup ayrılacaktı

Fenerbahçe, yatıp kalkıp kalecisi Volkan'a dua etsin. Bütün takım sıraya girip, kalecisinin eldivenlerini öpsün. O Volkan patlayıp da lavları, Galatasaray şutlarını eritmese, Fenerbahçe fark atmak için çıktığı maçtan, farklı mağlup ayrılacaktı. İlk kez bir derbi öncesinde sonuç değil, skor tahmin edilmeye çalışılıyordu. Fener kesin kazanacaktı da, acaba kaç farkla?.. Fenerbahçe'de sadece Niang'ın gol sayısı 7 iken, Galatasaray'ın forvet hattını oluşturan Misimovic, Pino ve Elano'nun siftahının olmaması, özellikle sarı-lacivertli taraftarların hayaline "6-0'ın üzerine çıkılabilir mi?" gibisinden bir soru çengeli asıyor, bu pembe rüya da tribünlerdeki "De ja vu" pankartıyla ifadesini buluyordu.
İşte futbolun sürprizli doğasına hiç uymayan bu iklim, pastırma yazı kadar aldatıcıydı. Nitekim bu ön yargı, Galatasaray'a motivasyon, Fenerbahçe'ye ise psikolojik baskı olarak geri döndü. G.Saray'ın forvetsiz, 6 orta saha oyuncusundan kurulu kadrosunu görenler, bu takımın "Çanakkale geçilmez" yapacağını sanmıştı. Hele 4-3-2-1 şeklindeki diziliş, geri sayımın "sıfırda" nihayete ereceğini işaret eder gibiydi.
Yani derbiden önce federasyon, Adnan Polat'a "Bir puan vereceğiz, maça çıkmayın" dese, kafile Kadıköy'e gelmezdi. Ama herkesi yanıltan Hagi, futbol karakterine en uygun taktiği seçmişti: "En iyi savunma, hücumdur!.."

Ortada top geveleyip, geride kapanarak, kontratak oynayacağı sanılan Galatasaray, ilk 25 dakika içinde 3 gol pozisyonu geliştirirken, Fenerbahçe'yi ayakta tutan, kaleci Vokan'ın kurtarışları oldu.
Fenerbahçe, Stoch ve Dia ile kanatlardan hücum etmeyi planlamıştı. Ama top Fenerbahçe'deyken solda Misimovic, sağda Elano çizgilere yanaşarak, sarı-lacivertlilerin kenardan hücum geliştirmesini önlüyordu. Mehmet Topuz ve Emre de Pino tehlikesi karşısında iyice geriye çekilmek zorunda kalınca, geçen haftalardaki o hücum zengini takımdan eser kalmadı.
Niang'a Neill tarafından uygulanan sert savunma da yıldırıcı etkisini gösterince, yaralı aslan her dakika iyileşti.
Bunda ilk dakikalarda oyunu rakibinin üzerine yıkamayan Fener'in "rehabilite edici" etkisinin de payı büyüktü.

HAKEM DE ENGELLEDİ

Maç neredeyse golle başlıyordu. 4. dakikada Pino sağdan ceza sahasına girdi, kaleci Volkan'ı geçti, boş kaleye şutunda "F.Bahçe'nin daimi 2. kalecisi" Gökhan, pek çok kez olduğu gibi yine topu çizgiden çıkarmayı başardı. 12'de Pino bu kez sağdan indi, şutunu çekti, adeta rayda ilerlermiş gibi doğruca köşeye yönelen topu Volkan olağanüstü bir çabayla kornere çeldi. 23'te ribaunt toplamak için ceza sahasına yaklaşan Neill'in volesini Volkan bir kez daha önlerken, maç öncesi ilk yarıda Fenerbahçe'nin en başarılı futbolcusunun Volkan olacağını kimse tahmin edemiyordu. Niang ile Stoch'un 25'inci dakikadan itibaren kanat değiştirmeleri ise Stoch'un canını sıkmaktan başka bir işe yaramadı. Hakem Bülent Yıldırım'ın özellikle Niang ve Emre'ye yapılan kasti faullerde kartına yönelmekte geç kalması da Fenerbahçe'nin hücum gücünü ortaya koymasını engelleyen faktörlerden biriydi.
Fonda ilk yarının bitiş düdüğü yankılanırken, Fenerbahçeli futbolcuların yüzünde şaşkınlık, Galatasaraylılar'da ise özgüven ifadesi vardı.

Devre arasında birileri Fenerbahçeli futbolcuların kulağına, "Galatasaray'ı bu halde yenemezseniz ne zaman yeneceksiniz?" diye fısıldamış olmalı ki, ikinci yarıya fırtına gibi başlayan taraf sarı-lacivertliler oldu. 50. dakikada Niang, ölüm orucuna yatar gibi, ısrarla gole yatmıştı ki, top önce kaleci Aykut'a sonra defansa takıldı.
Sarı-kırmızılı defans, Niang'ın olağanüstü gol çabasını ödüllendirmek istermişçesine, topu uzaklaştırırken az daha Aykut'a çarptırıp, filelere postalayacaktı ama olmadı...
6 dakika sonra bu kez Stoch'un füzesi direğin yarım metre üzerinden auta çıkarken, tribünlerin neşesi de yeniden yerine geliyordu.
Galatasaray'ın bu denli iyi bir direnç göstermesinin nedenlerinden biri de Rijkaard döneminde forma şansı bulmakta zorlanan Elano, Cana, Pino, Hakan Balta ve Misimovicgibi futbolcuların Hagi'nin gözüne girme çabalarıydı.
Özellikle Elano, futbolu yeniden hatırlamış gibiydi.
Ama maç eksikleri ikinci yarıda çürük diş gibi Galatasaray'ın gülümsemesini bozdu.

FENERBAHÇE'NİN B PLANI YOKTU
Fenerbahçe'nin en büyük eksiği ise B planının olmamasıydı. Aykut Kocaman, "Galatasaray kanatları kapatırsa, gol için ne yaparım?" sorusunun yanıtını 70 dakika boyunca arayıp da bulamayınca, çareyi Alex'in yerine Semih'i sahaya sürmekte buldu. Ama bu işte bir gariplik vardı. Tabancayı çekip de mermiyi çıkarmak neyin nesiydi? Üstelik de Dia kasığını tutarak oynarken...
Nitekim, bu acele değişiklik, Fener'in tüm dengesini bozup, sarı-lacivertlilerin işini tamamen şansa bıraktı. Yedek kulübesindeyken, tribündeki Alex'in karısı kadar bile maça ilgi göstermeyen, heyecan duymayan Kazım ise aynı kayıtsızlığını çimlerin üzerinde de devam ettirince, bilmem kaçıncı kez kendisine tanınan şansı bir kez daha elinin tersiyle itmiş oldu.
Fenerbahçe'nin en başarılı ismi ise ikinci yarıda neredeyse tek başına direnen (Özellikle de Lugano sarı kart görüp, ayağını topa uzatamaz hale gelince) Yobo idi. Kaleci Volkan ise "Kocaman hataların" silgisi gibiydi. Bir kez daha hocasını ipten almayı başardı. Ama her maçın en iyisi Volkan olacaksa, vay Fenerbahçe taraftarının haline...

Bu sonuç, maçtan önce "Yeni bir hezimet mi?" endişesini yaşayan Galatasaray için galibiyet kadar önem taşıyor. Hagi-Tugay ikilisi ise 40 yıl düşünse, en değerli "Hoşgeldiniz" hediyesinin Fenerbahçe'den geleceğini akıllarına getiremezdi. Özellikle Rijkaard'ın aylardır yapamadığını yapıp, Pino'yu doğru yerde, yani santrfor mevkiinde oynatan Hagi'nin, futbolu ne denli iyi bildiği daha ilk maçta ortaya çıktı. (Ki o Pino'nun 90 artı 3'te savurduğu sert şutu Volkan direğin dibinden çıkarmasa, 10 yıllık büyüsü bozulan Saracoğlu, Fenerbahçe'nin büyük hüsranına evsahipliği yapacaktı) Fenerbahçe ise Yaprak Dökümü'nün Ali Rıza Bey'i kadar çaresizdi. Her şeyi duyuyor, görüyor, anlıyor ama hiçbir yerini kıpırdatamıyordu. Maçın göründüğü kadar kolay geçmeyeceğini daha 5. dakikada anlamıştı. Ama beyni, sinirlerine hükmetmiyordu ki... Asıl tartışılması gereken, günlerdir hacı bekler gibi beklenen bu maçın, son yıllardaki en sıkıcı, en kurak, en kalitesiz ve heyecansız derbi olmasıydı.
Hem milli takım, hem kulüpler düzeyinde neden son yıllarda sürekli geriye gittiğimizi anlamak isteyenler, bu maçı "el kitabı" gibi tekrar tekrar okusunlar. Futbol artık tamamen "proje mimarlarının" işi haline geldi. Hem taktik tahtasında hem çimenlerin üzerinde "yaratıcı" olan "alternatif" üreten kazanıyor. Biz ise bu kreatif kabızlığımızla daha çoook ıkınıp, dururuz...

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
BİZE ULAŞIN