Encümen kararıyla

Önce maçın oynandığı stat için bir kaç ağır lakırdı etmek istiyorum:
Bu stadın tribünleri sahaya uzaktır. 15 bin kişi bile gelse "bir avuç" görünür. Sürekli rüzgarlıdır.
Stat yerine yeldeğirmenleri konulsa, İstanbul'un Avrupa yakasının elektrik ihtiyacı karşılanabilir!..
Soğuktur. Hem yapı olarak, hem de atmosfer bakımından... Bu stada kış mevsimi eylülde gelir, temmuzdan önce gitmez...
İstanbul'un trafik keşmekeşinde bu stada gidip gelmek, aya seyahat etmek kadar zahmetlidir. Yani, bu stat her açıdan futbolun ruhuna aykırıdır.
Önerim; Olimpiyat Stadı'nın önündeki "Atatürk" ibaresinin hemen kaldırılması.
Zira Atamız, sporcunun ZEKİ olanını severdi. Buraya bu stadı dikenlerin, Atatürk ismini ağızlarına almalarına asla hakları yok. Lütfen Ata'yı daha fazla üzmeyelim...

Rüsum vergisi!

Maça gelince... Fenerbahçe, Belediye'nin karşısına Galatasaray maçlarından çok daha temkinli ve kaygılı çıkıyor. Nasıl çıkmasın? Yıllardır puan cetvelinde Belediye'ye rüsum vergisi ödemekten helak oldu. Büyük takımlar, Abdullah Avcı'nın yönettiği İstanbul Büyükşehir Belediyespor'un karşısına çıkarken, ister istemez aynı türküyü tutturuyorlar: "Aman Avcı, vurma beni..." Aykut Kocaman bir hafta boyunca rüyasında kendisini belediye zabıtalarının kovaladığını görmüş olmalı ki, defans güvenliğini bir an olsun elden bırakmayan, kanatları iki kişiyle kontrol eden, kontratağa bile "kontrollü" çıkan bir anlayışla takımını sahaya sürmüştü.

Ucuz halk ekmek

Niang'ın fizik ve mental açıdan maça hazır çıkmadığı her halinden belli oluyordu. 9. dakikada Mahmut'un "ucuz halk ekmek gibi" önüne bıraktığı topu, itekleyecek mecali kalmadığı için kaleci Hasagic'e teslim etti.
Hele 17. dakikada Alex'in serbest vuruştan adeta kafasına paraşütle indirdiği topu son derece müsait durumda auta gönderince, içimden sahaya inip, Niang'ın parmağını ısırarak "sahte olup olmadığını" kontrol etmek geldi...
Belediye ise İbrahim Akın'larda çocuklar gibi şendi ama son vuruşlar bir türlü Ak Tolgalı Beylerbeyi Abdullah Avcı'nın işaret ettiği hedefleri bulmuyordu. Alex ise yine bildiğimiz Alex'ti.
Tek başına takımını sürüklüyor, oyun kuruyor, şahane ara pasları atıyor, genç oyunculara moral motivasyon sağlıyor, serbest vuruşlarda Hasagic'i zorluyor, özetle bir kaptanın yapması gerekenden fazlasını yerine getiriyordu. Nitekim 33. dakikada Cristian Baroni'nin ısrarlı presinde Mehmet Topuz önüne düşen topu, yerden ceza sahasına kesti. Alex, Ezel'in Tefo'su gibi tam yerinde ve zamanında olay yerinde bitti: 0-1...
Fenerbahçe'de en fazla aksayan isim ise Stoch'tu.
Eğer 10 kusurlu hareket arasında "topu fazla meşgul etmek" diye bir ihlal bulunsaydı, kesinlikle iki sarı karttan oyun dışında kalırdı.
Hazır söz oyun kurallarından açılmışken maçın hakemi Halis Özkahya'dan da bahsedelim: Kararları tutarlı değildi. Sarı kartlarında bir türlü standart tutturamadı.
26. dakikada Alex'in, İbrahim Akın'a yaptığı "cerrahi müdahaleyi" sarı kartla pansuman etmese, Fenerbahçe'nin 33'te attığı golde o topa yetişecek kimse olmayabilirdi...
Aynı hakem, 50. dakikada Ekrem'in ceza sahası içinde Alex'e attığı kündeyi de görmezden geldi. Oysa Ekrem, bu hareketi Karkpınar'da yapsa, kesinlikle altın kemeri beline takardı...

İstemeye istemeye
İkinci yarıyla birlikte Büyükşehir, rakibinin arkasına attığı uzun toplarla etkili olmaya çalıştı. 54. dakikada İbrahim Akın, 65'te Holmen çerçeveyi bulamayınca, duvara asacakları beraberlik fotoğrafını rulo yapıp ceplerine koymak zorunda kaldılar.
İkinci yarının ortalarına doğru Aykut Kocaman, istemeye istemeye oynayan Niang'ın yerine Alex'i oyundan alıp, Dia'yı soktu.
Tercihin ne denli yanlış olduğu kaçan penaltı ile belgelendi. Dia'nın kazandırdığı penaltı vuruşunda Fenerbahçe'nin penaltıcısı Alex'in yokluğunda topun başına geçen Niang son derece kötü vurunca, Hasagic takımı adına umutları devam ettiren kurtarışı yapmış oldu. Akabinde gelişen atakta İbrahim Akın, maç boyunca bir türlü bulamadığı üç direğin arasını görebilse, Fenerbahçe pek çok kez yaşadığı "ikinci 45 dakika hüsranlarının" bir yenisiyle karşı karşıya kalacaktı.
Son dakikalar ise 10 kişi kalan Belediye'nin onur mücadelesine karşın, Fenerbahçe'nin skoru koruma çabasıyla geçti.

Dia mutlaka olmalı

Diğer taraftan Belediye'nin sağ kanadına adeta felç gibi inen Dia dururken, ilk 11'e neden Stoch ile çıkıldığı da ayrı bir muammaydı.
Kim ne derse desin? Eğer oynayacak durumdaysa, Fenerbahçe'nin kanatlarında mutlaka Dia olmalı... Maçın kaderini belirleyenler ise "yapanlar" değil, "yapamayanlar" dı. Mahmut defansta bu kadar hata yapmasa, İbrahim Akın şutlarında biraz dikkatli ve şanslı olabilse, Niang sahaya hazır çıksa, Dia 70 dakikayı kulübede geçirmese bu maçın skoru çok daha farklı olabilirdi. Gökay'ın Bucaspor karşısındaki başarısı ne yazık ki devamlılık gösteremedi.
Zira bu kez karşısında çok daha organize paslaşan ve direnç gösteren bir orta saha vardı.
Bu maçta Fenerbahçe'nin orta sahasını kurtaran kişi ise Cristian Baroni'ydi. İyi oynadığı Bucaspor maçında bile ıslıklanan Baroni, en güzel cevabı, oynadığı olumlu futbol ve takımını galibiyete taşıyan goldeki inanılmaz azmiyle verdi.

Başarı

Bana göre Fenerbahçe. ligdeki en önemli galibiyetlerden birini elde etti. Zira Büyükşehir Belediyespor'u kendi evinde mağlup etmek öyle her babayiğidin harcı değil. Ne yiğitlerin, Olimpiyat Stadı'nda olimpiyat halkası gibi yuvarlandığını istatistikler bize gösteriyor zaten. Fenerbahçe'nin "Belediye korkusunu" yenip, şeytanın bacağını kırmış olması bile başlı başına bir başarı.
Fenerbahçe, Belediye'nin turnikesine korka korka yaklaşmıştı. Ama bu kez kaptanıyla Akbil'i basıp, geçmesini bildi. Yine de Fenerbahçe'de her şeyin güllük gülistanlık olduğunu söylemek pek mümkün değil. Rakip, yine Fenerbahçe kalesi önünde en az 4-5 mutlak gol pozisyonu buldu. Orta saha direnci istenilen düzeyde değil. Stoperlerin arkasına atılan toplarda hızlı forvetler yine Volkan'la burun buruna kalıyor.
Dia girene kadar, Caner ve Stoch'tan oluşan sol kanat, kırıktı.
Niang sertlikten yılmış, bezmiş, kendine güvenini yitirmiş gibi.
Bu oyuncunun öncelikle psikolojik olarak hazırlanmasına ihtiyaç var. Fenerbahçe ne yapıp, edip, Emre ile Lugano'yu maçlara yetiştirmeli. Onlar olmayınca bu takımın omurgası eğriliyor.

Atamadı

Büyükşehir Belediyespor ise adeta kendi kendini mağlup etti. Hem yakaladıklarını atamadılar hem de "Bu hakemler büyük takımları tutuyor" psikozundan bir türlü kendilerini kurtaramadılar.
Hakeme karşı harcadıkları enerjinin yarısını rakibe yönlendirebilseler ve mental olarak direnç gösterebilseler, Fenerbahçe'ye bir kez daha kabus yaşatabilirlerdi.
Belediye Encümeni
'nden bu kez Fenerbahçe lehine karar çıktı.
Yazının başına gelecek olursak:
Bu maç Şükrü Saracoğlu'nda oynansa bu kadar tatsız tuzsuz olur muydu?

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
SON DAKİKA