Web Sürümüne Geç

    Madalyanın öbür yüzü

    2008 Pekin Olimpiyatları öncesi Nurcan Taylan'a "Neyin var?" diye sordum. "Sakatım" dedi. Pekin'de sıfır çekti, yıllar yıllar sonra anladık ki dopingliymiş!
    Türkiye'nin yetiştirdiği en başarılı kadın sporcular arasında yer alan Nurcan Taylan'ın kariyeri bitme noktasına geldi. 2008 Pekin Olimpiyatları'nda sıfır çekmesine rağmen, alınan numunelerin ve biyolojik pasaportunun incelenmesi sonucunda yasaklı madde kullandığı bir kez daha tespit edildi. Taylan, ömür boyu men cezası alacak..." 25 Haziran 2016 tarihli spor gazetelerinde yer alan bu haber, Milli halterci Nurcan Taylan'ın 3'üncü falsosu olarak tarihteki yerini alırken, geçmişte içimizde yer eden bir takım şüphelerimize de adeta ışık tuttu.
    Tarih 29 Temmuz 2008... Yer Atatürk Hava Limanı yakınındaki WOW Otel... 68 sporcu ile birlikte antrenörler, doktorlar, teknik heyet ve yöneticilerden oluşan 90 kişilik olimpiyat kafilemiz, toplanma kampında... Son hazırlıklar ve Türkiye'den ayrılmadan önceki son saatler… Aynı gece 23.00 uçağıyla, 2008 Pekin Olimpiyatları'na katılacak Türk Olimpiyat Takımı ile yola çıkacağız.

    Marşlarla coşuyorduk...
    Otelin balo salonunda, sporcularımıza bir moral gecesi düzenliyoruz. Bu muhteşem uğurlama davetiyle olimpiyat kafilemizi, spor dünyasının seçkin isimleriyle buluşturuyoruz. GSGM ve TMOK yöneticileri, olimpiyat eski şampiyonlarımız, spor medyamız, sanatçılar, sponsorlarımız… Herkes gülüp eğleniyor, özel olarak yaptırdığımız ve olimpiyat tarihimizde bir ilk olan 'Türk Olimpiyat Marşı' ile coşuyor, sahnedeki Yıldız Tilbe'ye eşlik ediyorlar.
    Bütün bunlara, o zaman Genel Müdür Yardımcısı olan ben katılamıyorum bir tek… Yukarıdaki bir odada ateşler içinde tir tir titriyerek yatıyorum.
    Öylesine şiddetli bir grip geçiriyorum ki, oyunlarda yer almamayı bile düşünecek haldeyim. Doktorumuz Kaya Livanelioğlu, en sonunda koluma serumu takıyor. Kontrol amaçlı olarak yanıma, bizim ekipten sadece 2 arkadaş, ellerindeki oda anahtarıyla dönüşümlü gelip giderlerken birden kapı çalınıyor ve o zamanki Halter Federasyonu Başkanı Hasan Akkuş'u karşımda buluyorum.
    "Nurcan'da bir sıkıntı var" diyor.
    Alelacele kolumdaki serumu çıkarıp, giyinip lobiye iniyorum.
    Yüzü bir karış geliyor yanıma Milli sporcumuz..
    -"Neyin var Nurcan?" diyorum.
    - "Sakatlığım nüksetti" diyor.

    Sibel'i yarıştıracaktık
    Federasyon başkanına dönüyorum:
    -"Doktorlar ciddi bir şeyinin olmadığını, psikolojik olabileceğini söylüyorlar" diyor.
    Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü ve Halter Federasyonu yöneticileri olarak, Nurcan'a orada bir saat dil döküp, eğer sakatsa ve kendini hazır hissetmiyorsa gelmemesinin daha doğru olacağını anlatıyoruz. Uçmamıza bir saat kaldığı halde hala yarışıp, yarışmayacağı konusunda net bir şey söylemiyor.
    Yarışamayacağını söylese, kendisini kafileden çıkarıp aynı kiloda yarışan Sibel Şimşek'i yerine monte edeceğiz.
    Bunun hesabını yapabileceği şüphesi de, o gün yok içimizde elbette… Altın madalyası garanti; rakiplerinden yanına yaklaşabilen yok Nurcan'ın ama sakatlığı varsa bu da Türkiye için bir risk… Bu riski almak istemiyoruz.
    Biliyoruz ki, hiç değilse Sibel ikinci ya da üçüncü olabilir; altın olmasa bile bir olimpiyat madalyası kazanabilir.
    Morali düzelsin diye Genel Müdür Mehmet Atalay, çok sevdiğini öğrendiği sanatçı Yıldız Tilbe ile kendisini yan yana getiriyor. Tilbe, sevdiği şarkılarından bir potbori yapıyor Nurcan'a..
    Gene olmuyor, yüzünü güldüremiyor kimse… Sonunda, egosunu yenemiyor ve kafileyle Pekin'e uçuyor.
    'Kuş Yuvası'nda olimpiyat ateşi yanıyor ve oyunlar başlıyor...
    İlk yarışmalar halterde ve Nurcan'ın kilosuyla başlıyoruz. Altın madalyamız garanti ve bu sayede olimpiyat oyunlarına büyük bir moralle başlayacağımız için diğer branşlarda da umudumuz fazla… Sporcular, antrenörler, teknik ekip ve yöneticiler olarak tüm kafile, ellerimizde bayraklarımızla tribünlerdeki yerimizi alıyoruz. Nurcan podyuma çıkıyor.

    Sevinmeye hazırdık...
    İlk hakkında halteri şöyle bir kavrayıp, yere bırakıyor. "Olsun" diyoruz.
    "Heyecanlandı ya da konsantre olamadı." İkinci hakkına geliyor… Sevinç çığlıkları atmaya hazırız.
    Fakat o da ne? Yine aynı hareket… O, podyumu terk ederken bizim boğazımızda bir şeyler düğümleniyor.
    "Neler oluyor?" diye birbirimize bakıyoruz.
    Üçüncü hakkında bu defa sinirlerimiz iyice gergin... Bir kez daha aynı hareket geliyor Nurcan'dan... Olimpiyat şampiyonumuz, garanti madalya umudumuz, moral başlangıcımız sıfır çekiyor.
    O gün, neler olduğunu anlayamıyoruz.
    Nurcan, Türkiye'den ayrılmadan önce, bu işin yolunu yapmış meğerse, sonradan anlıyoruz.
    Bu durum sadece biz yöneticiler değil, bütün kafile için büyük bir yıkım oluyor ve bir daha toparlanamıyoruz.
    Bir domino etkisi oluyor ve diğer sporcularımızdan beklentilerimiz de bu moral çöküntüsüne kurban gidiyor.

    Yurda dönüyoruz…
    Her kafadan bir ses çıkıyor. Haklı, haksız, sorumlu, sorumsuz bilip bilmeden herkes kendine göre yorum yapıyor.
    Bu oyunlar, Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü Teşkilatı'nda taşların yerinden oynamasına ve büyük çalkantılara sebep oluyor.
    Şu günlerde yaşadığımız ve başarısız geçen Avrupa Futbol Şampiyonası'nda olduğu gibi kimse sporcuları medyanın önüne atmıyor. Sporcularımızı aslanlar gibi sahipleniyoruz ve faturayı da yine aslanlar gibi ödüyoruz.
    Bu süreç, hiç günahı olmadığı halde haksızca suçlanan; tam aksine o olimpiyatlar için canını dişine takarak çalışan ve sporculara neredeyse gökteki yıldızları indiren Genel Müdürümüz Mehmet Atalay'ı istifaya götürüyor.

    Sibel'e yaptığı vicdana sığmaz
    Yazının başında alıntı yaptığım haber, beni sekiz sene öncesine götürdüğü içindir bütün bu satırlar…. Bir hafta önce Nurcan Taylan'ın doping numuneleri açıklandı. Ben de, o gün yaşadıklarımızı bir kez daha gözden geçirdim. Eğer Nurcan, dopingli olduğunu bilerek yarışmaktan imtina etti ve sıfır çekti ise… ki, taşlar bugün yerine oturunca aksini düşünmek mümkün olamıyor. Yerine yarışarak madalya alacağı kesin olan bir arkadaşını-Sibel Şimşek- engellemenin ve en önemlisi de ona birçok değeri kazandırmış bu ülkeyi üzmenin, akla ve vicdana uygun hiçbir mazereti olamaz! Sekiz sene sonra da, on sekiz sene sonra da olsa, gerçeklerin ortaya çıkmak gibi bir huyu olduğu ortada… Ot taşın altında kalmadı ama görüyoruz ki Nurcan 'Bar'ın altında kaldı. Yazık, çok yazık!.. Aldatıldık ey halkım...

    BİZE ULAŞIN