Web Sürümüne Geç

    UEFA için Türkiye vakti

    “Namevcutsan hakkın yoktur” diye eskilerin güzel bir sözü var. Eğer güçlü değilsen yarışa geride başlarsın Bunun için Servet Yardımcı’nın UEFA yönetimine seçilmesi çok önemli. Umarım uzun yıllar bu görevi yapar

    Geçtiğimiz hafta tebrik edilmeyi fazlasıyla hak eden bir olay gerçekleşti.
    Finlandiya'nın başkenti Helsinki'de düzenlenen 41'inci UEFA Olağan Kongresi'nde yönetime giren Türkiye Futbol Federasyonu Başkan Vekili Servet Yardımcı'nın yeni görevi, ülkemiz açısından çok önemli bir gelişmeydi zira…Bu yüzden, "Şenes Erzik'ten sonra UEFA yönetiminde yeniden bir Türk var, yaşasın! " diye sevinmek de hiç abartı değil…Kendisi ve Türk sporu için hayırlı olsun.
    "Namevcutsan hakkın yoktur" diye eskilerin çok güzel bir sözü vardır.
    Örnek mi? Şenes Erzik UEFA yönetimine girdikten hele de hakem komitesi başkanı olduktan sonra, Avrupa Kupaları'nda Milli Takımımız ve kulüplerimize engel teşkil eden hakem cinayetleri neredeyse sıfırlanmıştı.
    Efelenip bize karşı hata (!) yapan hakemler ise bir daha maç yüzü göremiyorlardı. Erzik gidince hakem felaketleriyle yeniden başbaşa kaldık. Geçtiğimiz sezon Avrupa Kupaları'nda Fenerbahçe ve Beşiktaş'ın hakemler tarafından kupanın dışına nasıl itildiği hafızalarda hala taze… (Bakınız: Babek faciası) Yeni dünya düzenin aktörü Avrupa, haktan adaletten çokca bahsetse de, onun hak ve adaleti sadece kendi içindeki ülkeler için geçerlidir.
    Üçüncü dünya ülkeleri veya ondan olmayanlar için bu kavramlar söz konusu bile olamaz; onlar sömürülmeyi ve her şekilde ezilmeyi hak etmektedir. Eğer güçlü değilsen, yarışa her zaman birkaç sıfır geriden başlamak zorundasındır.
    Bunun için; önemlidir Servet Yardımcı'nın UEFA yönetiminde olması.
    Türkiye adına büyük kazanımdır.
    Avrupa futbolunda söz sahibi olanların anladığı dilden konuşabilmek, oyunun içinde kalabilmek için…

    34 OY DEYİP GEÇME
    UEFA yönetimi için oy kullanan 55 ülkenin 34'ünün oyunu nasıl aldığımızı da doğru okumamız gerek. Biliyoruz ki, böylesine önemli kurul oylamaları, sadece kişilerin özgür iradesine bağlı olarak gerçekleşmez. Burada etkin olan, devletlerin baskısı ve ülke politikalarıdır. Bir ülkenin Futbol Federasyonu Başkanı, UEFA üyeliği için oy kullanırken ülkesinin yönetimi ile istişare etmeden parmak kımıldatmaz.
    Son dönemde kendi silahını üreten, "Dünya beşten büyüktür" diye haykıran, alenen yapılan haksızlıklara karşı çıkan, dünyadaki masumların tek sığınağı olan Türkiye'ye, Avrupa'nın medenileri(!) ağız birliği ederek höykünüyorlar. Fotoğrafta net görünen Türkiye karşıtlığının ve düşmanlığının bu kadar aleni olduğu bir dönemde 55 Avrupa ülkesinin 34'ünün oyunu almayı nasıl okumalıyız peki?
    Çok kolay…Biraz kafamızı kaldırıp haksızlıkları haykırdığımız için bize höykünen Almanya, Hollanda, Belçika, İsveç, İsviçre, Finlandiya gibi ülkelerin yanında bize gizliden gizliye hayranlık duyan Avrupa ülkesinin de az olmadığının resmidir bu… Birilerini memnun etmek için değil, doğru olduğu için uygulanan politikalar da yeri ve zamanı gelince sizlere bir şekilde geri dönüyor.
    Servet Yardımcı'nın aldığı 34 oyu, bu yönüyle de değerlendirmek gerekli… Dileğimiz; bu başarının dört yılla sınırlı kalmayıp tıpkı Şenes Erzik'in UEFA yolculuğu gibi uzun ömürlü olması... Bu da, ülkenin gücünü arkasına alıp yürütülecek ciddi bir çalışmayı gerektiriyor.

    ŞANS KAPIYI ÇALDI, İÇERİ GİRMEK ÜZERE…
    Servet Yardımcı, UEFA yönetimine girene kadar, 2024 Futbol Şampiyonası adaylığımız konusunda kim ne derse desin hiç şansımız yoktu. Şu anda, ibre yüzde 49'a yüzde 51 aleyhimizde görünse dahi artık bir şansımız var.
    Yarışmada en önemli ön şartlar, tesislerin mevcudiyeti ve organizasyon kabiliyetidir.
    Yeni stadyumlarımız Almanya'nın stadyumları ile yarışabilecek niteliğe sahip…Organizasyon birikimimiz ise Almanya kadar değil belki ama artık çantamızda bir dolu yıldızlı etiketimiz var; Dünya Basketbol Şampiyonası'ndan, EYOF ve Universiade organizasyonlarına kadar...
    Spor siyasetin ta kendisidir Mevcut UEFA yönetimine baktığımız zaman, yarışmada oy veremeyecek olan Almanya ve Türkiye'yi dışarıda tutarsak Slovenya, Hollanda, İtalya, İsveç, İngiltere, İrlanda Cumhuriyeti ve Polonya temsilcileri oy kullanacak.
    Spora politikayı bulaştırarak baktığımızda -ki, spor siyasetin tam da kendisidir- Hollanda ve İsveç'i kesseniz bize oy vermeyecek iki ülke olarak nitelersek, geriye kalan beş ülke üzerinde yapılacak sağlam bir çalışma, bu defa Avrupa Şampiyonası'nı bize getirebilir.
    2020 adaylığımızı hatırlayalım. Bir tarafta UEFA Başkanı Michael Platini ve diğer tarafta da UEFA Asbaşkanı Şenes Erzik vardı. Üyeler elbette ki asbaşkana karşı başkanı tercih edeceklerdi. Bir önceki bu yarışta hiçbir şekilde şansımız yoktu. Fransa'ya yem edilmiştik.
    Şimdi az da olsa şansımız var, bunu değerlendirelim.

    PEDALLAR NEREYE?
    Sporda ülkemizin nihai hedefi İstanbul'a olimpiyat oyunlarını getirmek… Buna istinaden yürütülen hükümet politikamızda her daim ilk önceliğimiz, sadece İstanbul'u değil ülkenin dört bir tarafını tesisle donatmak ve organizasyon tecrübemizi artırabilmek için her türlü sportif etkinliği ülkemize alabilmek oldu.
    Son olarak, 55 ülkenin yarıştığı İslami Dayanışma Oyunları'na, 2021 yılında İstanbul ev sahipliği yapacak.
    Ülkemizde gerçekleştirilen altın değerindeki her türlü organizasyon olimpiyat adaylığı yolunda biriktirdiğimiz bonuslardır.
    Çünkü oyunları veren komitenin sorguladığı en önemli kriter, geçmişte yaptığınız spor organizasyonlarının niteliği ve niceliğidir.
    Bunların sayısı ve organizasyon başarı grafiği bizi 5 halkaya bir adım daha yaklaştırır.
    Bu açıdan baktığımızda Cumhurbaşkanlığı Türkiye Bisiklet Turu Türkiye'nin olimpiyat adaylığını destekleyen en büyük etkinliğimizdir.
    Her sene düzenli olarak yapılan ve dünyanın en iyi takımlarının mücadele ettiği bir spor olayıdır. Cumhurbaşkanlığı Bisiklet Turu'nu, Dünya Bisiklet Birliği'nin en iyiler kategorisine de çıkarmayı başarmış bir ülkeyiz biz… Kurumsallaşmış adı 'TUR' olan ve 2008 itibariyle hızla ilerlemeye başlayan Cumhurbaşkanlığı Türkiye Bisiklet Turu şimdi geri geri gidiyor.
    Her yıl tam da bu günlerde, ülkemizin turizm açısından en güzel yerlerine sahip bölgelerini, bütün dünyaya seyrettirme şansı yakalayarak bir taşla iki, hatta üç kuş vurduğumuz 50 yıllık turun bu yılki düzenlenme tarihi bir krize dönüştü.
    Dünya sporuna mal olmuş böyle bir etkinliğe ait her şey flu… Prestij kaybı olur Uzun bir belirsizlikten sonra tarihi belli olan ancak akıbeti hala meçhul bu değerimiz, gerçekten takvimde yaşanan yoğunluk nedeniyle mi, yoksa Tur'a katılacak takımlarla anlaşma sürecinde geç kalındığı için mi Ekim ayına ertelendi, doğrusu bunu bilmek hakkımızdır sanırım.
    Türkiye bu yıl ve gelecek yıl 10 takım altına düşerse, bir dünya turu olan TUR da bir alt kategoriye düşecek.
    En prestijli organizasyon olarak her zaman övündüğümüz, yüz akımız TUR'un başına gelen bu durum, aynı zamanda ülkenin de prestij kaybına neden olacaktır haliyle…Allah korusun.
    Kaybedecek vakit yok…Pedallarla birlikte TUR'u hak ettiği yere tekrar geri döndürmek gerek… Bunun kadar önemli diğer bir husus ise Bisiklet Federasyonu Başkanlığında yaşanan bayrak değişiminin dünyadaki temsil hakkımıza etkisi olup olmayacağı… Bu değişimin UCI'deki yerimizi sarsmaması için endişeleniyor ve dua ediyorum.
    UEFA'da da gördüğümüz gibi buralara gelebilmek ciddi bir birikim ve çok çalışma gerektiriyor.
    İstediğiniz adamı, istediğiniz zaman, istediğiniz yere yerleştirme şansınız yok.
    Birçok spor federasyonunun uluslararası kurullarında Servet Yardımcı'nın UEFA üyeliğine eş değerde görev yapan yetişmiş spor adamlarımız mevcut...
    Bir önceki Bisiklet Federasyonu Başkanı Emin Müftüoğlu, Dünya Bisiklet Birliği'nin hala asbaşkanı… Müftüoğlu, o kadar etkili bir konumda ki istediği şampiyonayı istediği ülkeye getirebilecek bir güce sahip...
    Bulunduğu yeri iyi anlamak, ülke menfaati için eski başkanın birikim ve gücünden faydalanmak gerek...
    Üzüm yemek istiyorsak tabii…
    BİZE ULAŞIN