Web Sürümüne Geç

Köhnelerden yeniye şahlanıyor Türkiye

Spordaki başarı dünya siyasetine verilen etkiyle orantılı. “Dünya beşten büyüktür” diyerek dünyaya kafa tutan, kendi siyasetini üreten Türkiye spor sahalarında da silkinip kalıpları yıkıyor. Kartal'ın talihsizce yarı final kapısından dönmesi, filede kızlarımızın Avrupa'da alacak kupa bırakmaması bunun örneği.

''Bugünün dünyasının savaş meydanları, spor alanlarıdır" sözünü ispatlayan örnekler her geçen gün daha da çoğalmakta… Bu nedenle, birbirleriyle savaş meydanlarında kapışamayan 'Modern' dünyanın güçlü devletlerinin, kozlarını spor saha ve salonlarında paylaştıklarını sürekli dillendirmemiz abartı olarak algılanmamalı… Günümüzün silah, ekonomi, siyasi güç dengelerinin sıralamasını yaptığımızda, sporda da hemen hemen aynı sıralamanın karşımıza çıktığını görürüz.
Kıta şampiyonaları başta olmak üzere dünya ve olimpiyat yarışmalarındaki madalya sıralaması, dünyanın güç dengesiyle de doğru orantılıdır.
Amerika, Rusya, Çin, Almanya, Fransa, İngiltere... Kendi aralarında zaman zaman yer değiştirseler de genellikle ilk on ülke olarak yerlerini korur bu devletler… Olimpiyatlardaki madalya sıralamasının bu ülkelerin dünya siyasetine etkileriyle doğru orantılı olduğunu görüp de "Spor, asla sadece spor değildir" sözüne gel de şimdi inanma… Buradan bakınca, dillere pelesenk olan "Spor kardeşlik, barış ve dostluktur" safsatası da tabiri caizse bir züğürt teselli olarak ancak sağlıklı yaşam için spor yapılan alanlarda geçerli bir söylem olarak mahkum kalmaya mecburdur ister istemez… Bu gözle bakınca, tahmin edersiniz ki Türk sporunda da yukarıda anlattığımızdan farklı bir tablo karşımıza çıkmayacaktır.
Spor tarihimizde zaman zaman bir yıldız gibi parlayıp sönen ciddi başarılarımız hanemize yazılı olsa da sportif başarıda ülke sıralamalarına bakınca, bu parlamaların "Bir varmış bir yokmuş" gibi gelip gittiği ve dolayısıyla bir anlam ifade etmediği çok açıktır.
Ülkemiz sporunun şu sıralar gösterdiği performans sizlerin de dikkatinizi çekmemesi imkansız… Bu kıpırdanış, yine ironik bir biçimde dünyaya verdiğimiz ses ve etki ile aynı yönde gidiyor. "Dünya beşten büyüktür" diyerek dünyaya kafa tutan, kendi siyasetini üretmeye başlayan, mazlum devletlerin hamiliğine soyunarak dünya siyasetinde adım adım kendini hissettiren bir Türkiye'nin spor sahalarında da silkinip, kalıpları yıktığını görüyoruz.
Son zamanlarda dünyada en iyi futbolun oynandığı Avrupa Ligi'nde, Beşiktaş'ın penaltılarda 7-6 talihsizce elenerek yarı finalin kapısından dönmesi bir kenarda yazılı dursun, voleybolda kızlarımız Avrupa'da alınacak kupa bırakmadılar.
Yine, basketbolda dünyanın en iyi liglerinden birinde dörtlü finale kalabilmek için tam üç takımımız mücadele ediyor. Teniste bir zamanlar seyirci olarak bile gidemediğimiz turnuvaların ana tablolarında görünmeye başladık ve olimpiyat adayı ilk yüzün altında sporcularımız var.
Terminolojisine yabancı, nasıl seyredileceğini bile bilemediğimiz eskrimde artık dünya ve Avrupa şampiyonlarımız var. Cimnastikte madalyalar gelmeye başladı.
Futbolda, dünyanın her yerinde oynayan starlarımız göz dolduruyor.

Elmaları toplama vakti…
Türkiye bu gidişatla sporda gelecekte dünyanın ilk 10 ülkesi arasına gireceğinin işaretini verdi.

Bu gidiş, gelecekte Türkiye'nin sporda dünyanın ilk on ülkesi arasına girmeyi zorlayacağının işaretidir. Önümüzdeki yıllarda, kurulan her türlü tuzağa, hakem oyunları, doping dalaverelerine rağmen Türkiye bir spor şahlanması yaşayacaktır.
Tokyo Olimpiyatları'nda takım sporlarından en az üç tanesiyle yer almamız işten bile değil. Bu da katılım sayımızı neredeyse iki misline çıkaracaktır.
Ne kadar çok sayıyla katılabilirsek de o kadar çok madalya gelecektir.
Sporcu dediğimiz, mantar gibi bugün ektiğinde yarın ortaya çıkmaz. Uzun yıllar yatırım yapmanız gerekir. Bu gün ortaya çıkan şahlanışın da ciddi bir yatırımın sonucu olduğunu unutmayalım. Çok uzun zaman olmadı ama bizim hafızamız her şeyi çabucak unuttuğu için hatırlatmak zorunda kalıyoruz zaman zaman… Bir zamanlar Türkiye'de sporcu yetiştirmek için tesisi mumla arar bulamazdık.
Futbol sahalarının çamur ve çakılını, spor salonlarının köhneliğini o zamanların çilesini çeken sporculara sorun. Televizyonlarda başka ülkelerdeki havuzları izlerken "Bizde de olsa" diye hasretle iç çektiğimiz günleri unutmayın. Şimdi, üstü açılıp kapanabilen olimpik yüzme havuzlarımızla biz dünyaya parmak ısırtıyoruz. Tesis sıkıntımız kalmadı. Bakmayın siz ağlamalara, sızlamalara… Yaklaşık on beş yıldır altyapıya ciddi yatırım yapıldı ve yapılmaya devam ediyor.
Rüyamızda bile göremeyeceğimiz ne çok şey, hayal iken gerçek oldu, farkında mıyız? Türkiye bu günlere elleri cebinde, rahat rahat merdivenleri çıkarak gelmedi; tırnaklarıyla kazıya kazıya geldi.
Tarlada izi olmayanın, harmanda yüzü olmaz. Şimdi, elmaları toplama vakti Ümitli olmak için neden çok, enseyi karartmayalım.
Her alanda olduğu gibi sporda da gelecek Türkiye'nin!...

Ne günlere kaldık?
Seyircinin birbirini dövmesine, sporcuya saldırmasına şahit olmuştuk ama gazeteciye saldıran sporcu hiç görmemiştik!

Koşarak, coşarak yükselen Türk sporunun bu sevincini gölgeleyen önemli bir sorun olan tribün sorunu her zamanki kötü şöhreti ile karşıdan pis pis sırıtıyor bize hala...
Boş tribünler ve tribün terörü el ele vermiş spordaki ümitlerimize ve motivasyonumuza kan doğramaya devam ediyor.
Sporda başarı haberleri üst üste gelirken, daha fazla gecikmeden seyirci meselesini daha ciddiye almamız gerek belli ki… Seyircinin en fazla olduğu ve dünyanın neresine giderseniz gidin tribünlerin dolduğu futbolda bile biz, boş tribünlere oynuyoruz. Süper Lig seyirci ortalamamız, Avrupa ikinci liglerinin ortalamasından daha düşük... Bu durum kabullenebilir bir durum olmaktan acilen çıkmalıdır.
Atletizm, güreş, judo, tekvando gibi amatör sporların neredeyse tamamına, üzerine para versen seyirci gelmiyorken kafa yormamız gereken konu ilk başta budur.
Seyircinin bu ilgisizliğine, sporun bu terk edilmişliğine medyası, yöneticisi, akademisyeni, sponsoruyla dört bir koldan hep birlikte oturup çıkış yolu bulmamız gerek ...
Spor kültürünü artıracak, spor ruhu aşılayacak yol ve yöntemler hayata geçirilmelidir ivedilikle… Ne yapıp edip tribünleri doldurmalı, seyirciyi evindeki koltuğundan kaldırıp, stadyum ve spor salonu koltuğuna alıştırmak için seferber olmalıyız.
Bununla bitse keşke… Önemli bir sıkıntımız daha var orada öyle dağ gibi duran… 'Sporda şiddet' olarak adlandırdığımız tribün terörü yüzünden onca kötü şey yaşamış ve onca canımız yanmış olmasına rağmen ne yazık ki o hala ölmedi, yaşıyor.
Hakkında yazılıp çizilmeyen hiçbir şey kaldı mı literatürde? Hayır!..
Öyleyse lafı uzatmaya hiç gerek yok… Çözüm bellidir ama uygulanmadığı için çekip gitmemiştir yaşam alanı bulduğu yerlerden sporda şiddet… Üstelik, tribünlerin bu arsızlığı, ıssızlığının da sorumlusudur.
Şimdi o da yetmedi, "Ne günlere kaldık?" dedirten bir gelişmeyle geçen hafta başka bir boyuta bile geçtik.
Seyircinin birbirini dövmesine, yaralamasına, sporcuya saldırmasına şahit olmuştuk ama gazeteciye saldıran sporcu hiç görmemiştik doğrusu… Tribün terörünü nasıl önleyeceğiz derken, yanına bir de tribündekini sahadakinden nasıl koruyacağız sorusunu ekledik; bu konuda az dertliymişsiz gibi…
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
BİZE ULAŞIN