Web Sürümüne Geç

    TFF havanda su döverken, birbirini döven dövene

    Biz kabul etmekte zorlansak ve reddetsek de sporun fıtratında şiddet var... Şu haliyle Futbol Federasyonu elindeki kural kitapçığını uygulamaktan aciz, adeta abondone olmuş bir boksör durumunda görünmektedir.

    Spor karşılaşmaları, saldırgan dürtülerin dışa vurulup, şiddete dönüştürüldüğü alanlardır aslına bakarsanız….
    Kabul etsek de etmesek de, sporun özünde bir şiddet olgusu vardır.
    Birçoğumuz belki farkında değiliz ama dikkat ettiğimizde görülecektir ki; gol atan futbolcunun yüz ifadesi ile rakibini nakavt eden boksörün gözlerinden fışkıran şiddet sarmalı aynıdır.
    O gözlerde sevinçten daha çok zaferle sonuçlanmış bir hırsın öfke fırtınası esmektedir.
    Spor yarışmaları, modern çağların saha ve salonlardaki savaş sanatıdır.
    Bu yüzdendir ki, günümüzde bu alanlar için spor salonu veya stadı yerine, savaş ve ölümüne mücadeleyi çağrıştıran 'Arena' ismini kullanmaya başlamıştır insanoğlu…

    Para damga vurdu!
    Diğer yandan, sporda kazananın kendisi büyük bir onur elde ederken, ülkesine ve milletine de aynı duyguları yaşatır.
    Kazanılan başarının yanında, cebe giren rakamın büyüklüğünün, şiddet dürtüsünün diğer boyutunu belirlediğini ise söylemeye bile gerek yok..
    Sözün özü; biz kabul etmekte zorlansak ve reddetsek de sporun fıtratında vardır şiddet… Dolayısıyla, yaşanan şiddet olaylarına, en popüler olan futbolda olsun, sadece bir kaç amatörün ilgi gösterdiği yerel sporlarda olsun bu pencereden bakarak değerlendirme yapmalı… Günümüzde en basit spor etkinliğine bile paranın varlığı damga vurmakta...

    Spor sıkı kurallara tabi
    Bu yüzden artık spor etkinlikleri sıkı kurallara tabi tutulmakta; hem mücadele eden, hem tribünde seyreden, hem de bu işe para yatıran tüccar nedeniyle artık sporcular bu sıkı kurallarla yarıştırılmakta...
    Baştaki otorite, bu kuralları esnettiğinde veya rakip lehine kullandığında tartışılır olması da haliyle kaçınılmaz hale geliyor.
    Fotoğrafı doğru okumak gerek!
    -Futbolcular gazetecilere saldırıyor, kural kitapçığındaki karşılığı net olmasına rağmen uygulama paydaşları galeyana getiriyor.
    -İnsanlık suçu olarak kabul edilen ırkçılık hareketlerine tepki olmadığı gibi, kuralsız yapılan insanlık dışı harekete ceza kesilmiyor.
    - Sonunda, tribünde birbirine girmiş yöneticileri ağzımız bir karış açık seyrederken buluyoruz kendimizi…

    Kural uygulama zaafı
    Türk sporunun bugün verdiği bu fotoğrafı doğru okumak gerek..Bu şiddet duygusunun kontrolsüz dışa yansımasının tek sebebi, tepe yönetimin yerleşik kuralları uygulamadaki zaafıdır.
    Tekrar edelim; bütün bu yaşananlar sporun özünde saklı olan şiddet arzusunun tezahürüdür ama bu gidişata "dur" diyememek neyin tezahürüdür?
    Bir anlamda, şiddetin değirmenine su taşımak değil midir bu?
    Her defasında, klasik cümlelerle sadece kınayarak, adet yerini bulsun diye verilen cezalarla geçiştirilemez bu vakalar… Şiddeti durdurmak için caydırıcılık barındıran önlemleri almak, bu yaptırımları istisnasız ayırım ve kayırım yapmadan uygulamak zorundasınız.

    Gidiyoruz ama nereye?
    Kanun koyucu ve yürütme, bu konuda gevşek davranır veya adamına göre muamele ederse, kendini de böyle tartışılır hale getirir.
    Şu haliyle Türkiye Futbol Federasyonu, elindeki kural kitapçığını uygulamaktan aciz, adeta abondone olmuş bir boksör durumundadır.
    O, havanda su döverken, sporda da birbirini döven dövene… Vur (!) patlasın, çal (!) oynasın gidiyoruz.
    Acaba nereye kadar?

    BAŞLIK PARASIYLA DEĞİL KULÜPLER YASASIYLA
    Her şeye rağmen Türk sporunda yüz güldüren, göğüs kabartan çok güzel şeylere de şahit oluyoruz.
    Yıllar önce, büyük emekler verilerek dikilmiş fidanlar ağaç olup, meyve vermeye başladı.
    Basketbol ve voleybolda dünyanın en iyileri arasındayız. Geçen hafta güreşten, karateden madalyalar yağdı. İlk defa bir tenisçimiz uluslararası bir turnuvada final oynadı.
    Kuşkusuz dünyanın en iyi ligi olan Avrupa Ligi'nde, en kötüsü olduğumuz futbolumuz bile ciddi bir aşama kaydetti. Dahası, Milli Takım olarak dünya şampiyonası şansımızı sürdürüyoruz.
    Avrupa Kupası yarı finali oynuyoruz.
    Taraflı tarafsız herkesin kabul etmesi gerekir ki, bunlar güzel gelişmeler...
    İngiltere'de, Almanya'da, İtalya'da olduğu gibi bir Çinli'nin Galatasaray'a talip olduğunu duyuyoruz. Neresinden bakarsanız bakın bu durum ülke sporu adına gurur kaynağıdır.
    Parayla yatıp, parayla kalkan sadece onun peşinde olan bu adamlar kendilerine en azından reklam getirisi olmayan bir şeye asla talip olmazlar.
    Kendimizi küçümsemeyi bırakalım; görüyoruz ki, dünya üzerinde belli bir piyasa değerimiz mevcut...
    Çinli, Katarlı, Japon, vs.. hangi ülkeden olursa olsun Türkiye'den bir takıma talip olanlar, bizdeki yapıyı da dünyanın diğer ülkelerindeki işleyiş gibi zannettikleri için başlarına gelecek olanı bilemiyor.

    Kulüpler hep AŞ oluyor
    Oysa Türkiye'de kulüpler hala 'Kanarya Sevenler Derneği'nin tabi olduğu kanunlarla yönetilmekte… Bu dernek ve kulüplerin yönetimleri de seçimle iş başına geldikleri için böyle bir alışveriş mümkün değil… Hadi iyi tarafından bakalım; talip olan iş adamını, verdiği başlık parası yani büyük banknotlar karşılığında başkan seçtirdiğimizi varsayalım.
    Daha iki gün geçmeden anlı şanlı para babası, kulübün akil adamlarının toplanıp olağanüstü kongre ile onu alaşağı etme operasyonunu karşısında bulur.
    Kulüplerimiz bu duruma çare olsun diye şirketleşme yoluna gidip, her biri birer "Futbol AŞ" kurmuştur kurmasına ama bu anonim şirketler de kulüplerin emrinde olduğundan hepsi ölü doğumdur.
    Dolayısı ile mevcut yapı ile hiçbir kulübü, bir iş adamına satma şansımızın olmadığı gayet açıktır.
    Olması gereken; en başından beri iddia ettiğimiz gibi kulüpler yasasını çıkarıp, bir an önce her alanda çağ atlayan Türkiye'ye yakışan kanunlarla Türk sporuna da yön vermektir.
    Aksi halde, bu şahlanan atın spor ayağı topal kalmaya mahkumdur.
    BİZE ULAŞIN