Web Sürümüne Geç

    2017'den geriye kalanlar

    Yıl dediğin nedir ki?
    2017 de, görevini tamamladı ve eski bir yıl olarak ömrümüzde yerini alarak geçip gitti. Şimdi yeni bir yıla, yeni umutlara yelkenler fora... Geçtiğimiz yıldan kalan birçok sportif hayal kırıklığına rağmen, spor ailesi olarak yine de yeni yıla büyük ümit ve umutlarla girdik. Bu umutların gerçekleşmesinin en temel şartı, geçmişin muhasebesini çok iyi yapabilmek elbette...
    "Geçti gitti, artık önümüze bakalım" sorumsuzluğu ile hareket edersek, giden yıldan ders almayı beceremezsek; her yıl sonu geldiğinde hüsranları alt alta toplayıp, yeni başlayan yılda da aynılarını tekrar tekrar yaşamak bizim için kaçınılmaz olacaktır.
    Bugün bu satırlarda, 2017 yılının spor envanterini çıkartmak niyetinde değiliz.
    O yılın almanağını, her yılın sonunda ajanslar ve sporla alakalı kurumlar kronolojik olarak hazırlayıp yayınlamakta...
    Biz sadece hafızamızda yer edenlerden tarihe not düşmek amacıyla bir şeyler karalayacağız.
    En büyük kayıp İnsan, ömründe kaç dünya kupası görebilir?
    2017 yılında spor adına çok sevinçli anlarımız da oldu, çok hüzünlendiğimiz, kahrettiğimiz zamanlar da… "Geçtiğimiz yıl, en büyük sportif kaybımız nedir?" diye sorulduğunda eminiz ki, herkesin söyleyeceği ilk şey "Rusya'da yapılacak FIFA 2018 Dünya Kupası'na gidememek" olacaktır.
    Bir insan ömründe sınırlı sayıda seyredilebilecek bir büyük spor organizasyonuna katılma şansını, futbolcu ve teknik direktör kavgalarına, Türkiye Futbol Federasyonu'nun hatalarına kurban ettik. Diğer bir tanımla, Dünya Kupası'na katılmayı elimizin tersiyle itiverdik.
    Asıl üzüntü veren...
    Arjantin'de düzenlenen 1978 FIFA Dünya Kupası'nı hatırlıyorum. Annemin aldığı ve üzerinde 'Arjantin' 78' yazılı tişörtüm hala dün gibi... Buradan bakınca, çocukluk ve ikinci çocukluk dönemi dediğimiz yaşlılığı da çıkartınca, 'bir insan ömrüne kaç Dünya Kupası ve olimpiyat sığar?' sorusu düşüyor insanın aklına...
    Sahi kaç tane?
    Yirmi yılda 5 tane...
    Kırk yılda 10 tane...
    Eğer Allah biraz uzun ömür verirse, hepi topu 15 tane Dünya Kupası ve olimpiyat görme şansı var bir insanın...
    Asıl üzüntü verense, böylesi organizasyonların ülkemizde hala sadece bir spor etkinliği olarak algılanması...
    Oysa günümüzde, dünya futbol şampiyonaları ve olimpiyat organizasyonları, en etkili ülke tanıtımı, milyarlarca dolarlık kazanç, dünya liginde bir üst sınıfa atlamak demek...
    Üzerine kara bulut çöken Türk sporunun 2017 yılında yüzünü güldüren anları sıralarsak...
    Fenerbahçe Basketbol Takımı'nın Avrupa Ligi Şampiyonluğu, atletizmde Ramil Guliyev'in getirdiği ilk dünya şampiyonluğu, Ampute Milli Takımımızın EAFF Avrupa Ampute Futbol şampiyonluğu, Beşiktaş'ın Şampiyonlar Ligi'nde grubunu lider bitirmesi, sevinç gözyaşlarımızın nedenleri olarak başı çeker.
    Bedensel engelliler yüzmede, Paralimpik Oyunları üçüncüsü Beytullah Eroğlu'nun Türk tarihinde ilk defa dünya şampiyonluğunu ülkemize getirmesi ise tarifsiz bir mutluluktu.
    Yas dolu gözyaşlarımız da oldu 2017'de...
    Türk sporunun tarihe geçen duayenlerinin fani hayata veda edip, ebedi hayata gözünü açtığı bir yıl yaşadık.
    2017, Türkiye'de önemli spor adamlarının kaybedildiği yıl olarak da tarihte yerini aldı. Bir bir döküldü yapraklar... Naim Süleymanoğlu gibi dünyaya mal olmuş bir ismi Hakk'ın rahmetine uğurladık. Türkiye ve Türk sporu adına büyük kayıp oldu Naim... Yine, spor adamı sıfatının gerçek sahibi İlhan Cavcav, göçüp giden bir büyük önemli kayıptı.
    Türk tekvandosunun kurucusu, usta İsmet Iraz ile 30 yıl Cimnastik Federasyonu Başkanlığı yapan eski mesai arkadaşımız Atilla Örsel, peş peşe ayrıldılar aramızdan… Allah hepsine rahmet eylesin.
    Kırkpınar unutulmaz Bana "2017 yılından aklında kalan nedir?" diye bir soru sorulsa, yerel kalacak olsa da hiç düşünmeden "Kırkpınar'ın final güreşi" derim.
    Eskiden gazetelerde 'Pehlivan Tefrikası' adı verilen yazılar çıkardı. Üstatlarımız, ünlü pehlivanların güreşlerini günler boyunca yazar ve okuyucular da her gün heyecanla takip ederdi.
    Ancak, o üstatların anlattığı güreşlerle bizim meydanlarda yapılan güreşleri hiçbir zaman bağdaştıramadım.
    Onların yazdıkları ütopikti.
    Saatlerce birbirine el ense çeken iki pehlivandan biri, bir küçük numara yapıp da maçı alacak diye bekleyip dururduk. 2017 Kırkpınar Finali'nde İsmail Balaban ile Orhan Okulu'nun güreşini, aklıma geldikçe tekrar tekrar seyrediyorum.
    Yağlı güreşte geçmişte görmediğim ve gelecekte de bir daha görebileceğimi zannetmediğim, unutamayacağım bir maç olarak hafızama kazındı ve yüreğime yazıldı.
    Ve… "Hoş geldin 2018" derken, ülkeme ve milletime hayırlı,bereketli,sağlıklı,tek derdimizin spor olacağı, kötülüklerden uzak yeni bir yıl diliyorum...
    BİZE ULAŞIN