Web Sürümüne Geç

Birlikte paylaşalım

Bilindiği üzere 2024 Avrupa Futbol Şampiyonası'nı düzenleyebilmek için verdiğimiz mücadelede rakibimiz, sporda bir dünya markası ve dünyanın en büyük beş ekonomisinden biri olan futbol devi Almanya... Böylesine kârlı ve prestijli bir organizasyon için işte böyle bir ülke ile mücadele edeceğiz. Uzun lafın kısası, işimiz çok zor ama buna rağmen imkansız da değil...
Bu işin çocuk oyuncağı olmadığını ve büyük avantajlarımız olmadığını biliyoruz muhakkak...
Ancak unutmayalım ki, Türk spor tarihinin bugüne kadar ki en büyük spor organizasyonu olan FIBA Dünya Basketbol Şampiyonası'nı alabilmek için Fransa ile dişe diş, başa baş mücadele eden ve bu büyük şampiyonayı onların elinden alan bir ülkeyiz biz... Verdiğimiz bu örneğin en yakın tanığı olarak, iyi ve sıkı bir çalışma ile aslanın midesinden ekmeği almanın asla imkansız olmadığını yaşayan biri olarak söylüyorum bunu...
Şampiyonayı düzenleyeceğimiz illerdeki stadyumlarımızın tamamı yeni nesil ve son derece modern stadyumlar...
Sadece Ankara'da stadyumumuz eksik, onu da havada karada en güzel şekliyle yaparız.
2010 Dünya Basketbol Şampiyonası'nı aldığımızda, oynayacağımız hiçbir salonumuz yoktu. FIBA'ya bunların hepsini yapacağımızı taahhüt ederek bu organizasyonu almıştık.
Demek istiyorum ki; tesislerin modern ve yeni olması, bu tür organizasyonları almak için yüzde on etkiye belki sahip olabilir. Kaldı ki Almanya'nın stadyumları da bizimkilerden kötü değildir...
Bu şampiyonayı alabilmenin yegane şartı, çok ciddi bir lobi çalışmasıdır. Lobi yoksa veya olanı iyi çalıştıramazsanız, ağzınızla kuş tutsanız boşunadır.
2004 yılında, Malezya'nın Kuala Lumpur kentinde Dünya Basketbol Şampiyonası'na ev sahipliği yapacak ülkenin belirleneceği oylama öncesinde yaptığımız kulis çalışmasıyla şampiyonayı Fransa'nın elinden almamız bunun en iyi örneğidir.
Oylamanın ilk turunda Sırbistan-Karadağ, Bosna Hersek, Slovenya ve Hırvatistan ortaklığını aşan Türkiye, 2.turda da bizzat Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan -ki o zaman Başbakanımızdı- devreye girmesiyle, Fransa'ya 10'a 9 üstünlük sağladı.
Malezya delegesi Dato Yeoh Choo Hock'un kararsızlığını, zamanın Gençlik ve Spor Genel Müdürü Mehmet Atalay'dan öğrenen Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, hemen Malezya Başbakanı Abdullah Ahmed Bedevi'yi arayarak Malezya delegesinin oyunu istedi. Bu gece yarısı telefonunun ardından Türk heyetinin yanına gelen Hock, "Bizim başbakanımızın emri var. Oyumu sizden yana kullanacağım, merak etmeyin" dedi ve böylelikle 2010 Dünya Basketbol Şampiyonası o bir oyla ülkemize geldi.
Euro 2024 oylamasında, Alman ve Türk üyelerin dışında şampiyonada oy kullanacak UEFA yöneticileri Ukrayna, Polonya, İrlanda, İngiltere, İsveç, İtalya ve Hollanda temsilcileri... Şimdi kimse çıkıp da sporun siyasetle alakası olmadığını, seçim sırasında sportif değerlendirmelerin yapılacağını iddia etmesin.
Böyle bir dünya yok... Bu dünyada, her türlü ilişki değerlendirilir.
Ülkeler arasındaki ekonomik ilişkilerden tutun da siyasi, dini, etnik, alabildiğine ve aklınıza gelebilecek her türlü ilişki...
Dolayısı ile her türlü argümanı kullanarak başta iş adamlarımız olmak üzere bakanlarımızı, Başbakanımızı ve Cumhurbaşkanımızı da aktif olarak bu işin içine dahil etmemiz gerekir. Aksi takdirde yenilgimiz mukadderdir.
2024 Avrupa Futbol Şampiyonası adaylığımız ile ilgili, geçtiğimiz günlerde yapılan tanıtımda, sloganımızın 'Birlikte Paylaşalım' olduğu açıklandı.
Görünen o ki; Birlikte lobi yapmazsak, birlikte paylaşmak da imkansız olacak...

SON DÜDÜĞE KADAR CANLI BİR HEYECAN
Futbolun beşiğindeki birçok ülkede daha ilk yarı bitmeden şampiyonlar belli oldu. Şampiyonluk için beş takımın mücadele ettiği Avrupa'nın en iddialı liginin ülkemizde olduğu yazılıp çizildi.
Biz de, bırakalım Avrupa'yı, dünyanın hiçbir ülkesinde heyecanı yüksek tutmak adına emekle bu kadar oynanmadığını yazdık durduk. Dünyanın hiçbir yerinde spor yorumcularının bu kadar hakemleri konuştuğu başka bir lig yoktur.
İkinci yarının da ilk haftasında gündem, yine sporcuların ve antrenörlerin performansını değerlendirmekten daha çok hakem hatalarıydı. Geçen hafta Fenerbahçe, Beşiktaş, Galatasaray maçlarında başrol hakemlerindi.
Artık büyük takım olarak nitelendirdiğimiz takımların lehine yapılan hataları, bir hata olarak kabul etmek safdillik olur. Bu kişileri, aldıkları emirleri uygulayan memurlar olarak değerlendirmek daha doğrudur. Böyle olunca, bizler şampiyonluk mücadelesini elbette ligin son haftalarına kadar heyecanla izlemeye devam ederiz. Bir takımın başını alıp gitmesine ya da gerilerde kalmasına hakemlerimiz asla müsaade etmeyecek.
Ligin son haftalarına kadar, belki de son düdüğe kadar heyecan canlı kalacak.

HA GAYRET
Bir spor sever olarak şu sıralar en merak ettiğim konulardan biri de 8 Şubat'ta Güney Kore'de başlayacak olan 2018 Kış Olimpiyatları'na kaç sporcu ile katılacağımız sorusu idi. Toplam sekiz sporcu ile katılacağımız kesinleşmiş. Bir önceki Soçi Oyunları'na altı sporcu ile katılmıştık. Artı iki yapmışız.
Dikkat çekmek istediğim konu Arda İpçioğlu'nun kayakla atlama branşında barajı geçerek yarışmacı olma hakkı elde etmesidir.
Türkiye adına bir ilk. Hem de çok güzel bir ilk. Arda, bu spora 2008 yılında başlamış ve olimpiyat barajını geçebilecek seviyeye ulaşabilmesi için 10 yıllık bir çalışma süreci yaşamış. Erzurum'da 2011 yılında yapılan Atlama Kuleleri, Arda gibi sporcuların yetişmesi için yapılmıştı.
Bizim bugün onlarca Arda ile birçok şampiyonada boy göstermemiz gerekirdi.
Maalesef bu tesisleri sporcu yetiştirmek adına gerektiği gibi kullanamadık. Şimdi Kore'de körling, hız pateni gibi sporlarda temsil ediliyor olmamız gerekirdi. Çünkü bu branşlarda sporcu yetiştirecek tesislere sahibiz.
Yine de umut var. Tesis varsa, sporcu varsa yine de umut var. Biraz gayretle bir dahaki olimpiyatlarda 'madalya sporcuları' yetiştirmeye de başlarız.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
BİZE ULAŞIN