Web Sürümüne Geç

    Pas, şut, top kaybı

    İster kaybedilen 2 puana üzülelim, isterse kazanılan 1'e sevinelim... İkinci yarıda futbolseverlerden 'en iyi oynayan takım' unvanını alan bordo-mavili formanın futbol anlamında renkleri solmaya başladı. Şenol hocanın 'aba altından sopa gösterme' olarak algılanan rotasyon planlaması da güzel futbolu getirmedi. "Bu malzeme ile ancak bu kadar" deme kolaylığına sığınılmamalı. Trabzonspor, Antep deplasmanından rahat bir skor ile de evine dönebilirdi. Colman ve Cale gibi lüks tüketim ürünlerinin bir kısmını evinde, Alanzinho, Gabriç ve Teofilo gibi elinde kalanların diğer yarısını da kulübede bekletip, daha çok genel tüketim malzemelerinden hazırlanan bir menüyü tercih eden Şenol Güneş'in maç önü sezgileri Burak Yılmaz patentli ofsaytlar ile sekteye uğradı. İsimler bazında başlangıç kadrosu, Antep gibi bir deplasman için doğruydu. Müsait pozisyonda dâhi, bu kadar top kaybı ile oynarsan son haftalarda olduğu gibi, bu hafta da Hızır (a.s.)'ın elinden tutmasını beklersin.

    Kaleye şut atmıyorlar

    Orta sahanın merkezinde bugüne kadar görev alan isimlere bakıyorum. Colman, Selçuk, Ceyhun, Sezer, bazen de Serkan. Son saydığım dışında tümünün şutör özellikleri üst seviyede. Peki, kaç defa kullandılar? İlk 20 dakikada müsait pozisyonlar yakalamasına rağmen hem Selçuk hem de Sezer, kaleyi düşünmek yerine pas atmayı tercih edince -ki onu da beceremediler- sıkıntı yaşattılar. Trabzonspor bol bol şut atmalı. Umut'un 90 dakikada yaptığı en olumlu hareket, Alanzinho'nun köşe bayrağına asılı formasını kendisine vermesiydi. Ülke gündemini geçen hafta 'taş atan çocuklar yasası' meşgul etmişti. Şenol hocanın bence "Pas atamayan oyuncular yasası" üzerinde uğraşması gerekecek. Yenilen golde de görüldü ki Giray ve Ferhat uykularına dikkat etmiyorlar. Beto golü attığında onlar yüzlerini bile yıkamamışlardı. Adına "Şans, kısmet" ne dersek diyelim, 2010'da Trabzonspor için futbolun hâlâ iki sonuçlu olması ise züğürt tesellisi olsa gerek.

    BİZE ULAŞIN