Web Sürümüne Geç

    Sıkı derbiydi ha!

    Bu maç için bir tek şey söylenebilir, ya da söylenecek bir sürü şey içinden şu seçilebilir: Nefes kesti. Evet belki çok organize durumlar yoktu ortamda. Büyük çayırlıkta yayılan usta ayakların muhteşem yeteneklerinin dökümü olmadı ama heyecan... Heyecan, evet. Böyle bir maçı kriz geçirmeden izlediyse alem anjiyo sağlamlığındandır kalplerinin, solukları kesilmediyse oksijen kapasitesindendir ciğerlerinin. Ancak hata yaparlarsa gol olacaktı bellliydi. Ama bunu ilk bozan Arda oldu. O gerçek bir ustanın yapması gerekeni yaptı. 2010'un ilk derbisinde ilk Clark'ı o çekti yeşil çimler üzerinde; topu klasik tarzıyla okşayarak aldı önce sonra da hiç beklenmedik bir anda hiç beklenmedik bir yere vurdu. Vurmak böyle bir şey işte. Hiç beklenmedik bir anda... Bütün Beşiktaş tribünleri ve sahadaki oyuncular gibi Rüştü gibi deneyimli bir eldiven de beklemiyormuş ki top filelerle kucaklaşıp maçın ilk golü olarak düştü dipnotlara. İyi yere vurdu Arda, ustaca ve rakibi bitirecek denli iyi vurdu...

    Penaltıyı verebilse...
    Onun dışında iki takımın da taşımaktan yorulmayacağı gerilim dakikalarıydı bu maçı anlatacak. Kornerlerde ya da yan ceza atışlarında birbirine sarılanları hatırlayın. Sarılmaktan maksat rakibe yapışıp kımıldatmamak. Böyle bir pozisyonda Beşiktaş ceza sahası içindeki 'yaka paça' indirme işlemine cesur bir hakem penaltıyı çalar, kimse de gıkını çıkaramazdı ama olmadı. Bu maçı hatalar belirleyecekti, öyle de oldu. Galatasaray'ın yediği gol de bir dikkat dağınıklığının sonucuydu... Yağmur bir gelmiş pir gelmişti. Galatasaray defansın göbeğine yeni bir isim monte etmiş, Mehmet Topal orta sahada hiç beklemeden Keita'yı bulmaya çalışıyordu. Beşiktaş ise zayıf bulduğu kanadı kullanmayı. İkili mücadelelerdeki cevvaliyet 'üst düzey klas futbol' izlememizin olanaklarını daralttı ama mücadeleci bir oyun kompozisyonu çıkardı ortaya.
    BİZE ULAŞIN